confessions

piri fani

Gammaz  · 26 Şubat 2017 Pazar

  1. toplam giri 1172
  2. takipçi 31
  3. puan 14893
  4. toplam gelir 9,79 ₺

ömer nasuhi bilmen

piri fani
Türk din alimi ve 5. Diyanet İşleri Başkanı.


1940'ların sonuna doğru Amerika'da bir olay cereyan ediyor. Zengin bir adamın ölümünden birkaç yıl sonra bir kadın yanında bir çocukla mahkemeye başvuruyor. Çocuğun ölen adamdan olduğunu iddia ediyor. Ölüden DNA testi yapılamayan bir dönem dünya için.
Amerika hukuk sistemlerinde bu olayın bir karşılığını bulamayınca başka sistemlere müracaat ediyorlar.
Roma hukukuna bakıyorlar yok. Yunan, Hint, Uzakdoğu'da yok. Bir heyet Türkiye'ye geliyor. Dönemin İstanbul Müftüsü Ömer Nasuhi Bilmen'e yönlendiriliyorlar. İlk başta anlam veremiyor gelen ekip. Gönülsüz de olsa görüşüyorlar.
Bilmen onlara ölen adamın kemiklerinin durup durmadığını sorduğunda şaşkınlıkları iyice büyüyor. Durduğunu söylüyorlar. Ömer Nasuhi onlara kuyruk sokumu kemiğinden bir yer tarif ediyor. Tarif ettiği yere çocuğun bir damla kanını damlatmalarını, eğer o kemik kanı emerse çocuğun o adamdan olduğunu aksi olursa kadının yalancı olduğunu ve buna göre hüküm verebileceklerini anlatıyor.
Gelen ekip görüşmeden memnun olmaksızın şaşkınlıklarını da yanlarına alıp ülkelerine dönüyorlar. Bir müftünün böyle bir tıp bilgisine nasıl hâkim olabileceğine ihtimal veremiyorlar. Ekipteki bir doktorun ise kafasını kurcalıyor bu mesele. Müftünün yanlışlığını ispat etmek için mezar açtırılıp adamın bedeni çıkarılıyor. Tarif edilen kemiğin üzerine önce kendi kanını damlatıyor. Kan akıp gidiyor kemiğin üzerinden. Sonra çocuğun kanını döktüğünde gözleri fal taşı gibi açılıyor. Kemiğin kanı emdiğini gördüğünde hayretini gizlemiyor.
Görüşmede Ömer Nasuhi'nin yanında olanlar da ilk duymuş olacaklar ki heyet gittikten sonra bu meseleyi nereden bildiğini soruyorlar. Adı geçen kemiğin sadece kendi neslini kabul ettiğini uzun uzun anlatıyor. Oradaki küçük bir parçanın önemine değiniyor. Vücuda ne yaparsanız yapın o kemiği yok edemediğinizi, kıyamete kadar hiçbir gücünde buna muktedir olamayacağını, zira mahşerde insanlar o kemik parçasından yeniden diriltileceğini anlatıyor.
*****
"Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?" dedi.
De ki; "Onları ilk defa yaratan diriltecek. O, her yaratmayı bilir."
Yasin Sûresi 78-79. âyetler

teknolojik değişim

piri fani
Bu fotoğraf çok eski değil, 1956 yılında çekildi. IBM firması tarafından üretilen 5 MB (megabayt) hafızaya sahip bir belleğin, satın alan bir firmaya postalanmak üzere bir araca yüklenmesi sırasında çekildi. Bundan sadece 50 sene önce, 5 MB bellek 4-5 kişi tarafından taşınabiliyordu ve kamyonla kullanıcılara gönderilebiliyordu. Bu tarihte MB başına 9200 Amerikan Doları (USD) harcanıyordu. Yani şu gördüğünüz bellek, zamanın parasıyla 46.000 dolara mal oluyordu! Günümüz parasıyla bu, 79.000 dolar civarına denk geliyor!

Günümüzde... 21 Temmuz 2015 itibariyle Amazon üzerinden IBM'in 3 TB (terabayt) hafızalı belleğini 150 dolara alabiliyorsunuz. Yani 600.000 kat fazla belleği, 526 kat ucuza alabiliyorsunuz.

hat sanatı

piri fani
günümüzde bilen yazan yapan kalmadı.

Hat kelime olarak yazı ve çizgi anlamına gelmektedir. Hat sanatı ise en pratik anlamıyla belirli kurallar çerçevesinde yazılan, görsel zevke hitap eden yazı sanatı olarak bilinir. Hat sanatının yazımında hüsnühat ve kaligrafi yazı sistemleri kullanılmaktadır. Bu yazı sanatı genelde dekor amaçlı yapılır, yaptırılır ve yalnızca görsellik için kullanılır. Bunun dışında hat sanatı ya da tekniği ile uzun yazılar yazılması hem çok zorlayıcı hem de zaman alıcı olacaktır. Ayrıca hat sanatı ile yazılan yazılarda belirli bir alfabe yoktur. Daha çok hat sanatında, sembolleri harfleştirerek, çeşitli şekillerde yazı yazma işlemi görülür ki bu da hat sanatı ile uzun yazılar yazmayı engeller.

yaprak üzerine osmanlı hat sanatı

ales sorularının çalınması

piri fani
ALES'in yani üniversitelerde yüksek lisans ve doktora yapmak için "şart olan" sınavın 2005-2013 arası tüm sorularının çalındığı resmen tespit edilmiş.
O kadar büyük bir olay ki... Düşünün; bir nesil boyunca üniversitelere seçilen akademisyen profilini... Koca bir nesil.

şeyh edebalinin osman beye nasihatı

piri fani
Ey Oğul, Beysin…
Bundan Gayrı Öfke Bize; Gönül Almak Sana
Suçlamak Bize; Katlanmak Sana
Acizlik Bize; Hoş Görmek Sana
Kem Göz, Şom Ağız Bize; Bağışlamak Sana
Üşengeçlik Bize, Gayretlendirmek Sana
Bölmek Bize, Bütünlemek Sana
Çatışma, Geçimsizlik, Anlaşmazlık Bize; Adalet Sana Düşer

Ey Oğul, Beysin…
Güçlüsün, Kuvvetlisin, Akıllısın, Kelamlısın
Ancak, Bunları Nerede Ve Nasıl Kullanacağını Bilmezsen;
Öfken Ve Nefsin Bir Olup Aklını Yener
Sabretmesini Bil, Vaktinden Önce Çiçek Açmaz
Açık Sözlü Ol, Her Sözü De Üstüne Alma
Sevildiğin Yere Sık Gidip Gelme
Ananı, Atanı Say :Bilesin Ki; Bereket Büyüklerle Beraberdir

Oğul Üç Kişiye Acı;
Cahiller İçindeki Alime,
Zengin İken Fakir Düşene,
Hatırlı İken İtibarını Kaybedene…
Şunu Da Unutma! İnsanı Yaşat Ki, Devlet Yaşasın…

Ey Oğul! Yaşça, Bilgice Senden Büyük Olabiliriz.
Ama Sen Bey'sin :Biz Senin Yanında, Senin Emrindeyiz…
Bunu Bilesin… Lakin Unutma!
Yüksekte Yer Tutanlar Aşağıdakiler Kadar Emniyette Değildir…
Haklı Olduğuna İnanıyorsan Mücadeleden Korkma:
Yılgınlık Gösterme…
Bilesin Ki! Atın İyisine Doru, Yiğidin İyisine Deli Derler!
Yolun Uzun, İşin Çetin, Yükün Ağırdır…
Allah Yardımcın Olsun.

cami inşa etmek

piri fani
(cezayir'de bölge koruyucusunun yaptığı namazgâh.)
aslında fotoğraf yalnızca burada bitmiyor. "huşu ile namaz kılmak" tabiri tam olarak budur.
mesela ayakkabılara dikkat ediniz, dışarıda kalıyor, bu saygıdır.
namaz kılmak için şatafatlı camilere ihtiyacı yoktur İslam âleminin.

sömürgecilik

piri fani
Sömürerek zengin oldular.
Sömüremedikleri yerlerde savaş çıkardılar.
İnsanlar öldü, sağ kalanlar sefil oldu.
İnsanları açlığa mahkum ettiler.
Sonra o insanlara yardım etmek için uluslararası yardım dernekler kurdular.
Fakat hiç yardım etmediler.

ahmet vefik paşa

piri fani
Rumelihisarı nın üst tarafında kurulu olan robert koleji misyoner yuvasının arsasını Amerikalı Protestan misyonerlere satar.

Ahmet Vefik paşa vasiyet ettiği gibi öldüğünde eyüp sultana gömülmek ister. Fakat zamanın padişahı cennet mekan Abdulhamit han hazretleri buna asla müsade etmez.

Protestanlara arsa satan adam kıyamete kadar onların çan seslerini dinlesin diyerek Eyüp sultana değil sattığı arsanın hemen önündeki Rumeli mesarlığına gömülmesini emreder.

idris-i bitlisi

piri fani
Heşt Bihişt adlı eseriyle tanınan müellif, münşî, şair, hattat ve siyaset adamı İdris-i Bitlisi'nin Eyüp'te, sokak arasında bulunan kabri. Yavuz'un Mısır seferi esnasında Halep'in ilhakını müteakip bu seferden dönüşünde Malatya, Urfa, Besni, Ergani, Harput, Divriği, Siverek ve kesin olarak Mardin ile öteki şehir ve kasabaların Osmanlı idaresine girmesini sağlaması sebebiyle kendisine "tek kişilik ordu" gibi yakıştırmalar yapılmaktadır.

hüdhüd teşkilatı

piri fani
osmanlı'da yıldız istihbarat teşkilatı'nın bir çok şubesi vardır. Hüdhüd teşkilatı bunlarında üzerindedir. hüdhüd kuşunun tepesindeki sorguçtan ötürü ona sahibi külah da denmiştir.

bu teşkilattaki üyeler makam olarak osmanlı paşalarından hatta sadrazamdan bile üstün konumdadır. emirleri sadece sultandan alırlar.

dünyada her yerde bu teşkilattan mutlaka bir kişi bulunurmuş.

(bkz: halil halid bey)

amin alayı

piri fani
Osmanlı döneminde çocukların okula başlaması büyük törenlerle olur, bütün mahalle eğlenerek çocuklarını okula başlatırdı.

Başta taşınan Kuran rahlesi, midilli at, hazırlanmış yemekler, ilahiler, dualar ve hep bir ağızdan aminlerle mektebe yeni başlayan talebeleri okula götüren Amin Alayı







döküm kaloriferi

piri fani
Tüketmeyip saklayanlar iyi ki var.

Hiç böylesini görmemiştim. Bizim alt daire boşalınca bu döküm kaloriferi gördüm ve hayran kaldım. '“ İçinde yemek, kuruyemiş ısıtılıyordu “dediler hem estetik hem de fonksiyonel...

diktatörlerin ortak özellikleri

piri fani
Çin Başbakanı bir et pazarına resmî ziyarete gitmiş. Pazarı tertemiz ve çok düzenli olarak görmüş. Adamları ile gezerken rast gele bir kasabın tezgahına gelerek sohbet etmeye başlamış. Başbakan: domuz etleri fena değilmiş, işler nasıl gidiyor ? diye sormuş.
Kasap: genelde iyidi ama bugün bir kilo bile satamadım;
Başbakan: neden ?
Kasap: siz ziyarete geldiğiniz için müşteriler pazara alınmadı;
Başbakan: o zaman ben alayım, bana 4 kilo verir misiniz;
Kasap: hayır satamam;
Başbakan: neden satamıyorsun ? diye sormuş;
Kasap: sizi gelecek diye tüm bıçaklarımızı topladılar,
Başbakan: bıçak olmasa da olur, bana şu parçayı ver bakayım;
Kasap: yine de satamam, demiş;
Başbakan: yine ne oldu ? Neden satmıyorsun ?
Kasap: çünkü ben kasap değilim, Silahlı Polis timinden bir askerim.
Başbakan sinirli bir şekilde: git bana komutanını çağır, demiş;
Kasap: o da karşıda balık satıyor; diye cevap vermiş.

moda

piri fani
toplumlar için gerçekten büyük bir zehir.
bu zehir ilk olarak insanlara ücretsiz bir şekilde enjekte edildi sonra sahte bir cennet sunuldu. büyük bir özenti yaratıldı.

insanlar güzelleşmek için avucundaki kalan son parayı moda uğruna harcar durumdalar. Bu gün şehirlerde ki durum tamda budur. eskiden köylerde böyle dertler yoktu ancak artık köyler de bu zehirden zehirlenmiş durumdalar.

Kumaşla değil kibirle kuşandılar, kıyafetleri ile eziyorlar birbirlerini. Bir kaç süslü moda dergisi nasıl alev alıp ta tüm ülkeyi nasıl da yangın yerine çevirdiğini hayretle izliyoruz.

oysa asıl moda iyi kalplilik, feraseti ve güzel ahlakıdır. bunlar olmadan ne kıymeti kalır ki.
zaman değişti şimdi insanlar giyimleri ile hürmet görür hale geldiler.

hüdhüd kuşu

piri fani
türkçede ibibik kuşu olarak biliriz bu kuşu yada çavuş kuşu.

hz. süleyman ile hikayesi şöyledir;

Halk arasında konuşulan Hz. Süleyman (a.s) ile hüdhüd kuşu arasında geçen hadise malumdur.

Kısaca anlatmak gerekirse, çağrısına icabet etmeyen bu kuş Süleyman (a.s) kızdırır.

Tekrar çağırttırır.

Şayet aynı yönde cevap verirse bu sefer yaptırımla karşılaşacağını söyleseler bile hüdhüd'ün cevabı daha sert olur.

Süleyman (a.s) hayret içerisinde “bu kadar küçük cüssesiyle bana nasıl kafa tutar” diye merak etmektedir.

Elçiye, “git sor bakalım neyine güveniyor da bana kafa tutuyor” der.

Hüdhüd “vakıf malından gagama bir parça çamur alır sarayının kubbesine koyarım yerle bir olur” diye cevap verir.

Bu cevap karşısında Süleyman (a.s) hayret içerisine düşer.

gözyaşı çeşmesi

piri fani
Kırım Bahçesaray'da bir çeşme.

Hansaray'ın hiç şühesiz en meşhur yelerinin başında Gözyaşı Çeşmesi gelmektedir. Kırım Hanı Kırım Giray Han tarafından, çok sevdiği ve genç yaşta ölen eşi Dilara Bikeç anısına "Dünya durdukça bu çeşme de benim gibi ağlasın" diyerek Bahçesaray'lı bir taş ustasına (kimilerine göre İranlı Ömer usta'ya) 1763 yılında bu çeşmeyi yaptırmıştır.

ahmet tevfik okday

piri fani
Osmanlı devlet adamı ve son Osmanlı sadrazamı. ikinci Abdülhamid döneminin Hariciye Nazırı olarak 14 yıl görev yaptı.

binali yıldırım'ın kader arkadaşıdır. koltuk ellerinde patlamıştır.

Tevfik Paşa Ankara'daki mücadeleye saygı duyan politikaları yüzünden cumhuriyetçilerin de saygısını kazanmıştı.

hayatı:
Ahmet Tevfik Paşa son devrin en ilginç sadrazamıdır. Bu memlekette öğrendiği Fransızcayla yüzbaşılığın eşiğinde hariciyeye geçmeye karar verdi ve kademe kademe büyükelçiliğe kadar yükseldi. Zekası ve çalışmasıyla diplomasi sanatı ve devletler hukukunu iyi öğrendi

Çağımızın cumhuriyeti denen ve vatandaşlık esasına dayanan rejimlerin tarihi içinde şüphesiz en ilginci Türkiye Cumhuriyeti'dir. Oluşumu özgündür. O tarihte Avrupa'nın en uzun ömürlü monarşisinin askerî ve mülkî kadroları, o saltanata bağlı din adamları, modern dünya ile anayasal monarşinin arasında bocalayan aydınların yer aldığı bir hareketle yeni Türkiye
ve halkı saltanattan cumhuriyete geçmişti. Kadroların içinde cumhuriyetçi, devrimci kısvetiyle çıkanlar pek göze çarpmaz. Bizzat 1920'nin 23 Nisan'ında meclis hükümetini kuran, TBMM'yi temsil eden öncü kadronun bile böyle bir söylemi yoktu. Ama TBMM'de çok etkili olmasalar da sosyalist mebuslar dahi vardı. Eski TBMM Başkan Vekillerinden Mustafa Kemal Palaoğlu'nun doktora tezindeki bir yorumu hatırlamamak mümkün değil; 1922 zaferin yaklaşıldığı erken günlerde dahi saltanatın akıbeti üzerinde tartışmalar ve şüpheler başlamıştı.
1 Kasım 1922'de TBMM saltanatı lağvetti. Bu eylemde İstanbul'daki rejimin Ankara'yla uzlaşmaktaki gecikmesi, daha doğrusu uzlaşmama inadının rol oynadığı açıktır. Lağvedilen saltanatın yerine geçen rejimin ne olduğu belliydi. Adının konması için bir yıl daha geçecektir. Hiç şüphesiz ki lağvedilen saltanatın başındaki padişah henüz İstanbul'daydı. İdarede ve orduda taraftarları vardı, muhalifler de vardı. Hatta bizzat kabinenin içinde bile genel bir tavır söz konusu değildi. Osmanlı İmparatorluğu'nun son sadrazamı Ahmet Tevfik Paşa 4 Kasım günü yani bundan tam 90 yıl önce kabinenin istifasını verdi. Ankara'nın kararı üzerine İstanbul'daki hükümet de böylece tavrını ortaya koymuştu ve Osmanlı monarşisi sona ermişti. Bundan sonra yapılan tek şey son padişahın memleketi terk etmesi olmuştur.

İlk sadrazamlığı 31 Mart Ayaklanması sırasındadır
Ahmet Tevfik Paşa 11 Şubat 1845 doğumludur. Rumeli ordusu komutanlarından İsmail Hakkı Paşa'nın oğludur, Kırım Hanzadesi'dir. Arslan Giray'ın soyundan gelir. Osmanlı Devleti'nin son sadrazamı ki Kırımlı Tevfik Paşa olarak bilinir, Giraylar soyundan olması da tarihin bir cilvesidir. Tevfik Paşa son asır Osmanlı muhiti içinde yetişen çağdaş bir diplomattı. Fransızcayı burada öğrenmiştir. İsviçreli bir hanımla evliydi.
İki oğlundan birisi İsmail Hakkı (Okday) ileride son padişahın kızı Ulviye Sultan'la evlenip Anadolu mücadelesine katılmak üzere Ankara'ya iltica edince boşanacaklardır. Boşanma nedeninin Ulviye Sultan'la siyasi ayrılık farkından olduğu şüphelidir. Zira Sabiha Sultan'ın da (Şehzade Ömer Faruk'un eşi), Ulviye Sultan'ın da Anadolu mücadelesine kendi çaplarında yardımcı oldukları bilinir. Son sadrazamın torunu İsmail Hakkı Okday Beyin kızı Hümeyra (Özbaş) Hanım Sultan'dır.
Tevfik Paşa bu memlekette öğrendiği Fransızcayla yüzbaşılığın eşiğinde hariciyeye geçmeye karar verdi ve kademe kademe büyükelçiliğe kadar yükseldi. Zekâsı ve çalışmasıyla diplomasi sanatı ve devletler hukukunu iyi öğrendi.
II. Abdülhamid Han'ın dikkatini çekerek 1895'te Hariciye Nazırı oldu. İlk sadrazamlığı
31 Mart Ayaklanması sırasındadır. Hareket Ordusu'nun İstanbul'a girişi sırasında istifa etti. Londra Sefareti'ne tayin edildi. 13 Ocak 1919'da mütareke devri sadrazamlarından biri oldu fakat çabuk istifa etti. 21 Ekim 1920'de Damat Ferit Paşa'dan sonra sadrazamlığa getirildi ve Ankara Hükümeti ile ilişki kurdu. Londra Konferansı sırasında
(12 Mart 1921) İstanbul hükümetini temsil ediyordu ve fakat söz almayı reddedip sözcülüğü Ankara Hükümeti'ne vermesiyle tanındı. Bekir Sami Bey'in kendisine bırakılan bu sözcülüğü yeterince etkin bir şekilde yerine getirememesi de biliniyor. Tevfik Paşa Ankara'daki mücadeleye saygı duyan politikaları yüzünden cumhuriyetçilerin de saygısını kazanmıştı.

Çatışmadan anlayış havası getirmeye çalışmıştır
Tevfik Paşa kendisine II. Abdülhamid'in hediye ettiği Gümüşsuyu'ndaki konağı Cumhuriyet döneminde Park Otel'e çevirmiştir. Bu anlamda torunu Hümeyra Hanım Sultan'ın Kuşadası Kısmet Oteli'ni de dikkate alırsak Türk hayatına Avrupa'da dahi ünlenen iki otelin işletmeciliğini hediye ettikleri söylenebilir. Şüphesiz Tevfik Paşa için söylenecek söz bu değildir. Mütarekenin tatsız günlerinde ordunun bilhassa mülki idare mensuplarının kararsızlık zamanlarında iki kanaat sahibi grup arasında çatışma ve yabancılaşmadan çok bir anlayış havası getirmeye çalışmıştır. Bu hava zaman zaman işbirliğine kadar gelmiştir. Bu anlamda Damat Ferit
ve taraftarlarının hırçın ve partizan tavrının yarattığı tahribatı ve zararı kısmen önleyebilmiştir. Küçük bir örnek; merhum büyükelçi İsmail Soysal'ın bir makalesinde de belirttiği gibi Ankara Antlaşması'ndan sonra Paris'te İstanbul'un yolladığı büyükelçi Muhtar Bey'in yanında Ankara Hükümeti'ni de Ferit Tek Bey temsil ediyordu ve iki elçilik arasındaki ilişkiler bazı halde imkânları sınırlı, Ankaralı sefir Ferit Bey'in İstanbul temsilcisi Muhtar Bey'den diplomatlara verdiği ziyafetlerde mobilya ve sofra takımlarını ödünç almasına kadar varabiliyormuş.
Türkiye Cumhuriyeti'nin zaman itibariyle saltanatın lağvı ve Cumhuriyet'in ilanı arasındaki bir yılı mümkün mertebe faciaya yol açmadan geçişi sağlayabilmesi, istemediği kadroları, hadisesizce tasfiye edip imparatorluğun kanuni mevzuatını, örgütünü ve hatta bürokratik kadrolarını devredebilmesi pek alışılmamış bir devlet olgunluğuna ve ananenin varlığına dayanır.
Ahmet Tevfik Paşa son devrin en ilginç sadrazamıdır. Hakkında okuma yapmak isteyenlerin oğlu Şefik Okday'ın hazırladığı “Büyük Babam Son Sadrazam Ahmet Tevfik Paşa” ve tabii ünlü tarihçimiz, hadiseleri bizzat gözleyen ve geniş belge fonu kullanan İbnülemin Mahmud Kemal İnal'ın “Son Sadrazamlar” kitabındaki bölüme başvuruları tavsiye olunur.



Tevfik Paşa Ankara'daki mücadeleye saygı duyan politikaları yüzünden cumhuriyetçilerin de saygısını kazanmıştı.

ilber ortaylının 2012 yılından Cumhuriyet'e geçiş 4 Kasım 1922 yazısından alınmıştır.
kaynak: http://www.milliyet.com.tr/cumhuriyet-e-gecis-4-kasim-1922/ilber-ortayli/pazar/yazardetay/04.11.2012/1621501/default.htm

sveti stefan kilisesi

piri fani
Aziz Stefan Bulgar Kilisesi ya da daha çok bilinen adıyla Demir Kilise. Viyana'da bir dökümhanede parça parça üretilen kilise ilk olarak üretici firma tarafından firmanın bahçesinde monte edilmiştir. Kalite kontrolden geçen yapı daha sonra İstanbul'a getirilmiş (1895) ve süren hummalı çalışmalar sonucunda 1898 yılında ibadete açılmıştır. Daha önce denizin dibinde yer alan yapı zaman içinde yapılan yol çalışmaları ile bugün denizden uzak bir haldedir.

Bulgar tarihinde önemli bir yere sahip olan ve geçmişte yaklaşık 30-40bin gibi bir Bulgar nüfusuna sahiplik yapan İstanbul'un da önemli anıtları arasındadır. Pazar günü Fener-Balat gezilerinizde uğrayacağımız noktalardan biri olabilir.





meşveret

piri fani
Meşrebi bozuk insanların dışa vurumu.

Ahmed Rıza'nın 1895'de kurduğu Meşveret gazetesi Fransızca ve Türkçe yayınlanmıştır. Ahmed Rıza gazetedeki yazılarında Meşrutiyet'i ilerleme aracı olarak görmüştür. İttihat ve Terakki'nin yayın organı olan Meşveret 15 günde bir yayınlanıyordu