confessions

02meka02

Yazar  · 2 Ağustos 2017 Çarşamba

  1. toplam giri 293
  2. takipçi 7
  3. puan 5999
  4. toplam gelir 4,83 ₺

sabancı HOLDİNG 2018 karı

02meka02
SABANCI'DAN 2018'DE 3.8 MİLYAR LİRA KONSOLİDE NET KÂR

Sabancı Holding'in geçen yıl konsolide net kârı yüzde 10 artışla 3 milyar 830 milyon lira oldu. CEO nun( Mehmet Göçmen) yaptığı açıklamada özelikle vurguladığı nokta çok önemli: 2018 finansal sonuçlarına ilişkin değerlendirmesinde, 2018'de kendilerini farklı kılan, sağlıklı öngörüler ışığında doğru hedefler koymaları ve doğru zamanlamalarda attıkları etkin adımlar olduğunu belirtti.

http://displayer.prnet.com.tr/DisplayerV2.aspx?GroupID=637&ArticleID=117314853&SearchKey=&ActiveYear=2019&isfromghs=1&firmID=1011074&newsID=556213&linktext=Sabah&ghsHeaderID=1060&newsType=1&key=160da35d195a981f5caaafd2c2b4001c

robotlara elektronik vatandaşlık

02meka02
Robotların ilerde nasıl kimliğe sahip olacağı tartışılıyor, özellikle Güney Kore-Çin-Almanya-Amerika.... endüstri 4.0 ile 10 sonrasını hayal edemiyorum. ama robotların artmasıyla işsizliğin artacağından korkan bazı kesimler buna çözüm için öneri sunmuşlar, devlette haklı olarak gelirini düşünüyor.

Avrupa Parlamentosu'na sunulan bir yasa tasarısında robotların 'elektronik kişi' olarak kabul edilmesi ve işverenlerin robotlar için vergi ödemesi önerildi.

AB'nin otomasyonun işsizliği çok artırmasından, bunun da gelir vergisi ve diğer katkıları azaltarak devlet gelirlerini etkilemesinden endişe ettiği görülüyor.

ilgili yazı;

https://www.dunyahalleri.com/robotlara-elektronik-vatandaslik/

facetime

02meka02
Apple iPhone telefonlarında FaceTime uygulamasındaki bir açıklık bulunmuş, FaceTime araması kabul edilmeden aradığınız kişinin mikrofonu aktive edilebilmektedir. Bu sayede aranan kişinin haberi olmadan dinleme yapılabilmektedir.

hasan celal güzel

02meka02
en çok konuşulan yazısını paylaşıyorum,

Sayın Milletvekillerine ithaf olunur;

Efendim, artık 68 yaşında, su katılmamış bir avanak, hakikî bir budala ve gayrikabil-i ıslah bir 'enayi' olduğumu itiraf ediyorum. Bana küçük yaşımdan itibaren 'beytülmal'ın mukaddesliğini öğretmişlerdi. Hiç kimse 'Devlet malı deniz, yemeyen domuz' dememişti.
Bütün ömrüm tâbir-i âmiyanesiyle 'eşşek gibi' çalışmakla geçti. Çalışma hayatımda tek gün dahi izin kullanmadım. Bir gece bile doyasıya uyuyamadım. Kimileri bana 'uykusuz müsteşar' adını takıp uçup kaçtığımı söylerdi ama 'Ne akılsız adam yahu!' şeklindeki fısıltılar, her gün yüzlerce telefon konuşmasıyla çınlayan kulaklarıma kadar gelirdi.
Üzerinde 'T.C. Hükümeti' yazan kurşun kalemleri, silgileri ve kâğıtları, sadece resmî hizmetlerde, âdeta okşar gibi incitmemeye çalışarak kullanırdım. Çocuklarım devlet malına ellerini dahi süremezlerdi. Plakaları kırmızı ve siyah renkli resmî arabalara bir defa dahi binmediler. Yüzlerine bakmaya kıyamadığım Mustafam ve Elifim, bir saat daha az uyuyup belediye otobüsleri ve okul servisleriyle okula gittikleri esnada, bendeniz müsteşarlık ve bakanlık yapıyordum. Bırakınız eşime araba tahsis etmeyi, evde devletin personelini çalıştırmayı; idarecilik ve siyaset hayatımda lojmanda oturmadım. Koruma görevlisi de kullanmadım. Arabamın önünde ve arkasında fiyakalı eskortlar hiç bulunmadı.
Meğer ben ne enayiymişim!...


***
Yaptığım enayiliklerin haddi hesabı yoktur... Meselâ, bendeniz milletvekiliyken -birkaç zarurî toplantı dışında- Meclis lokantasında yemek yemezdim. Zira, burada çalışanlar kamu personeliydi ve çok ucuz olan yemekler milletin kesesinden sübvanse ediliyordu. Sonra, çok beğendiğim halde, aynı gerekçelerle TBMM Sigarası da içmedim. Ceplerim şıkır şıkır metal jetonlarla dolu olarak dolaşır, özel görüşmelerimi kulisteki ankesörlü telefonlarla yapardım. O zaman 'beleş' cep telefonlarımız da yoktu.
Hiçbir hediyeyi kabul etmez; ya reddeder veya demirbaşa kaydettirerek devlete intikal ettirirdim. Yıllarca üst yöneticilik, müsteşarlık, bakanlık yaptım; hâlen evimde bu dönemlere ait -bronz plaketler dışındatek bir hatıra eşya göremezsiniz.
Benim anladığım mânâda siyasete 'Zengin girilir, fakir çıkılır'. Biz enayiler, devlet hizmetini ve siyaseti böyle anlıyoruz. Siyasî hayatımda önüme çıkan yüzlerce fırsatı teperek mal mülk edinmedim. Bilâkis, ANAP'taki Genel Başkanlık mücadelesinde, Bond çantalarda getirilen paraları reddederek, eşimin SSK kredisiyle aldığı Oran'daki daireyi; YDP'nin kuruluşunda da babamdan kalan Malatya'daki ev ile dedemden kalan Gaziantep'teki evin bana düşen hisselerini harcadım.
Bu arada, eşimin uzmanlığıyla ve alınteriyle hak ettiği 'Vakıflar Genel Müdürü' olarak tayin kararnamesini, nasıl engellediğimi de unutmayayım.
Sadece bununla kalsa neyse... ANAP döneminde, şiddetle muhalefetime rağmen çıkarılan 'kıyak emekliliği' reddedip tek maaşa devam ettim. Bu haksız uygulama hâlen devam ediyor. Başbakanlık Müsteşarı'yken, milletvekili maaşlarının buna göre ayarlanmasını gerekçe göstererek kendim için sözleşme yapmadım ve üç yıl müddetle emrimdeki daire başkanlarından bile daha az maaş aldım.
Meğer ben ne enayiymişim!...

***
Şimdi 70'ine merdiven dayadım. Hâlâ kirada oturuyorum. Kendime ait tek mülküm kitaplarım... Yani, sizin anlayacağınız, gerçek anlamda 'Dikili ağacım dahi yok'. Hizmet hayatım boyunca, muhatabımın bıyık altından gülerek dinlediği, 'Bu fukara millete ben bu masrafı hiç yaptırır mıyım?' lâfım vardı.
Sevgili okuyucularım, bu yazdıklarımı okuyup da sakın bütün bunlardan pişmanlık duyduğumu sanmayınız. Enayilik öylesine içime işlemiş ki geriye dönmek mümkün olabilse gene aynısını yapardım.
Beni bütün 'enayiliğime' rağmen kimseye muhtaç etmeyen Yüce Allahıma hamd ediyorum.
0 /