confessions

piri fani

Yazar  · 26 Şubat 2017 Pazar

  1. toplam giri 526
  2. takipçi 23
  3. puan 8582
  4. toplam gelir 4,65 ₺

berat kandili

piri fani
Kur'an-ı Kerîm'in levh-i mahfuzdan dünya semâsına indirildiği , insanların bir senelik hayat ve rızıklarının takdir edildiği , müslümanların af ve lütûflara nâil olduğu bir gece olan

Berat kandilinizi tebrik eder ; size, ailenize, Ümmet-i Muhammed'e sıhhat, afiyet, maddi ve manevi mutluluk ve esenlikler dilerim.

Hz. Allah, bu mübarek geceden en güzel şekilde istifade ederek beratını alanlardan olmayı cümlemize nasip etsin.

nasıl bakarsan öyle görürsün

piri fani
Bi peygamber efendimiz sav ebu cehil ile karşılaşmış
Ebu cehil: beni Haşim soyundan sizden daha çirkin birini görmedim demiş.
Doğrudur demiş.

Sonra Ebubekir sıddık gelmiş. Yüzünüz güneş gibi parlıyor. Yeryüzünde sizin yüzğmüzden güzel bir yüz görmedim demiş.
Peygamberimiz ona da doğrudur demiş.

Oradakiler meselenin sırrını sorduklarında,
Ben Allah'ın cilaladığı bir aynayım, bana bakan kendini görür buyurmuş.

halid bin valid

piri fani
Halîd bin Velîd Seyfullah olarak da bilinen Arap komutan. Hudeybiye Antlaşması sonrasında Müslümanlığı seçene kadar Kureyşlilerin saflarında, sonrasında İslam devletinin emrinde savaşmıştır.

Ölürken böyle yatakta mı karşılayacağım ölümü deyip ayakta ölen büyük komutan.

theodor herzl

piri fani
Siyonizm'in politik kurucusu olarak kabul edilen Theodor Herzl, 1860 yılında Budapeşte'de doğdu. Orta sınıf bir ailenin ferdi olan Herzl, Viyana Üniversitesinde hukuk eğitimi aldı. Fakat mezuniyetinden sonra Avukatlık sıfatını taşısa da, mesleğinin yerine yazarlık yapmayı tercih etti ve çeşitli oyunlar yazdı. O zamanlar İsrail devleti olmadığından bir Yahudi devletinin kurulmasını tasarladı. Siyonizm üstüne kapsamlı çalışmalar yaptı. Fransa'da ortaya çıkan Dreyfus Olayı sonrası artan Yahudi karşıtlığı hem onun yaşamına hem de siyonizm fikrinin seyrine yön verdi. Yahudilerin tüm dünyada ezildiği ve acı çektiği düşüncesinden hareketle, 1896 yılında "Yahudi Devleti" adlı kitabını yayınladı.

1897 yılında Dünya Siyonist Teşkilâtı'nın kurulmasını ve sonrasında İsviçre'nin Basel kentinde teşkilatın ilk kongresinin yapılmasını sağlamıştır. Kongrede "Ben bugün burada Yahudi Devleti'ni kurdum, ancak bunu yüksek sesle söylersem bütün dünya güler. Fakat beş sene içinde ya da elli sene sonra bunu herkes böyle bilecektir." demiştir. Ayrıca kongrede kurulması planlanan Yahudi Devleti'nin sınırlarını da belirtmiştir. Kongre sonunda Herzl Dünya Siyonist Teşkilatı'nın başkanı seçilmiştir. Teşkilatın amacına uygun olarak Yahudilerce kutsal sayılan Siyon tepesinin bulunduğu Filistin topraklarında Yahudi Devleti kurmak için İngilizlerle bağlantıya geçti. Filistin toprakları o dönem Osmanlı İmparatorluğu egemenliği altında olduğu için, Osmanlı ile iyi ilişkileri olması hasebiyle Alman İmparatoru II. Wilhelm ile ilişkiye geçmiş bunda başarılı olamamıştır.

Osmanlı'dan Filistin'e Yahudi yerleşimi için yer istenmesi
Yahudilerin Filistin'e yerleşmesi için çabalayan Herzl, 17 Mayıs 1901 tarihinde Osmanlı Padişahı II. Abdülhamid ile görüştü. Bu görüşmede Herzl'e bir Mecidiye nişanı verildi. Görüşmelerinden sonra konu hakkında Daily Mail gazetesine konuşan Herzl, görüşmeden duyduğu memnuniyeti vurgulamış ve Yahudilerin II. Abdülhamid'den daha iyi bir dost ve seveni olmadığını ifade etmişti.II. Abdülhamid belirli bir yerde toplu halde olmamak koşuluyla Yahudilerin Osmanlı ülkesine gelmelerine izin vermiş ancak Filistin'e yerleşim konusunda bir adım atmamıştır.

Herzl'in asıl isteği ise Yahudilerin Filistin'e yerleşmesini sağlamaktı. Bunun karşılığında da Osmanlı borçlarının önemli bir kısmını ödeyecekti. II. Abdülhamid Yahudilere dağınık bir şekilde Mezopotamya'ya yerleşmelerini önerdiyse de bu öneri Herzl'i tatmin etmemekteydi. Zira Herzl ilave yerleşim yeri olarak Filistin, Hayfa ve çevrelerini de istemekteydi. Konu hakkında Osmanlı Arşivleri'nde bulunan belgeler de II. Abdülhamid'in Hezl'i huzurundan kovmadığını ve Padişahın Yahudilerin yerleşimi için Mezopotamya'yı önerdiğini göstermektedir.

Bunun üzerine İngiltere ile yeniden ilişki kurarak sorunun çözüleceği fikrinden hareketle İngiliz Sömürgeler Bakanı Chamberlein ile görüşür. Bu görüşmeden de istediği sonucu alamayan Herzl kısa bir süre sonra Londra'ya davet edilir. Bu görüşmede "Yahudi yurdu" olarak kendisine Uganda teklif edilir, ancak teşkilat kongrede bunu reddeder. Herzl İstanbul'a, Yahudilerce vadedilmiş topraklar olarak kabul gören Filistin ve Kudüs için birkez daha gelir ancak talebi Sultan Abdülhamit tarafından yine reddedilir. Filistin topraklarının "vadedilmiş topraklar" olması Herzl'in gözünü buraya çevirmesinin nedenidir.

Ölümü
Herzl, 3 Temmuz 1904 günü, Aşağı Avusturya'daki Edlach'ta, kardiyak skleroz nedeniyle hayatını kaybetti. Ölümünden bir gün önce Peder William H. Hechler'a şöyle dedi: Filistin'i benim için selamla, halkım için kalbimin kanını verdim.

Herzl'in cenaze törenini takiben yaklaşık altı bin kişi cenaze törenine katıldı. Tören uzun sürdü ve kaotikti. Herzl cenâzesinde hiçbir konuşmanın yapılmasını istemese de David Wolffsohn tarafından kendisine kısa bir övgüyle bahsedildi. 1949'da kalıntıları Viyana'dan taşındı ve Kudüs'teki Herzl Tepesine götürüldü.

prens sebahattin

piri fani
Asıl adı Mehmed Sabahaddin olan Prens Sebahattin, 13 Şubat 1879 tarihinde İstanbul'da doğdu. Annesi Sultan I. Abdülmecit'in kızı Seniha Sultan, babası ise Bahriye Nazırı Gürcü Halil Rıfat Paşa'nın oğlu Mahmut Celaleddin Paşa'dır.
Prens Sabahattin'nin düşüncelerinde, okuduğu siyasal ve toplumsal konulardaki çalışmaların yanı sıra babası Mahmut Celalettin Paşa'nın da rolü büyüktü.

Mahmud Celaleddin Paşa, akrabalık bağının yanında, Sultan 2. Abdülhamid'in de yakın arkadaşıydı. Ancak daha sonra Ali Suavi'nin önderliğini üstlendiği Çırağan Sarayı Vak'asına adı karıştığı gerekçesiyle Adalet Nazırı olduğu kabineden Sultan tarafından azledilmiştir. Yalısında gözetime alınır ve oğulları Prens Sabahattin ve Lütfullah Bey'in eğitimleri ile ilgilenir. O dönemler için yalı bir bakıma özel bir üniversite gibidir. Sabahaddin'in doğa bilimlerine, özellikle kimya, biyoloji, astronomi ve tıbba ciddi bir ilgisi vardır. Sebahattinin sonraki dönemlerinin Paris yıllarında, Sorbonne Üniversitesinde bu konulardaki derslere devam eder. Diğer yandan yirmi yaşında İbn Haldun'un Mukaddime'sini okumaktadır. Bu da onun kapasitesini gösterir. Daha sonra Osmanlıya geri dönen Prens Sabahattin, yirmi yaşında iken Lamartine'den “Jocelyn'i” Türkçe'ye çevirmiştir. Genç yaşlarından itibaren Avrupa fikir hayatı ile yakından temasa geçmiştir. Özellikle Avrupa'nın önde gelen aydınların eserlerini yakından takip etmiştir. Edmond Demolins'in “Anglo-Saksonların üstünlüğünün sebebi nedir?” adlı eseri Prens Sabahattin'in üzerinde derin etki bırakmıştır.

YURT DIŞINA KAÇIŞI
2. Abdülhamid'in baskıları artınca babası ile birlikte 1899 yılında bir Fransız gemisiyle yurttan kaçtılar. Yurttan ayrılmalarından bir süre sonra Abdülhamid, Mahmut Celalettin için idam kararı çıkardı.
Prens Sabahattin, 1899 ile 1908 yılları arasını Fransa'da geçirmiş ve burada ki temsilcileriyle iyi ilişkilerde bulunmuştur.
Mahmut Celalettin Paşa ve oğullarının Paris'e gitmesiyle Jön Türk'ler bir kongre hazırlanması için çalışmalara başladılar. Yayınladıkları çağrıda ülkenin içinde bulunduğu genel durumun tartışılmasını ve 2. Abdülhamid'in istibdat düzeninin bitmesi üzerine toplanılacağı belirtiliyordu. 2. Abdülhamid bu kongreden haberdar olmuş ve yabancı devletlere desteklememeleri için çağrıda bulunmuştu. Kongre, 4 Şubat 1902'de başlayarak 9 Şubat 1902'ye kadar sürmüştü. Bu kongre Osmanlı basınında "Osmanlı Hürriyet perveran Kongresi" olarak geçti. Kongrede başkanlık etmesi için Damat Mahmut Paşa düşünülse de rahatsızlığı sebebiyle Mahmut Celalettin Paşa Fahri başkanlığa, oğlu Sabahattin ise kongreyi yönetmek üzere başkanlığa seçildi. Mısır, Romanya, İtalya, İsviçre ve İngiltere'den birçok delege toplandı.
Prens Sabahattin, 31 Mart Vakası'ndan sonra tutuklandı. Mahmut Şevket Paşa ve Hurşit Paşa'nın yardımıyla serbest bırakıldı. Mahmut Şevket Paşa'nın vurulmasına adı karışınca Paris'e kaçtı. 1919 yılında savaşın bitmesiyle tekrar yurda döndü. Bulunduğu sürece siyasi ve sosyal görüşlerini açıklayan yazılar yazdıysa da politik bir oluşum içine girmedi. 1920 yılında tekrar Avrupa'ya gitti. Cumhuriyeti'in ilanından sonra Osmanlı Hanedanı üyesi olduğu için yurda bir daha dönemedi. Gittiği İsviçre'de Neuchâtel kentinde 1948 yılında vefat etti. Ölümünden sonra kemikleri 1952 yılında Türkiye'ye getirilerek İstanbul'un Eyüp semtinde babasının ve dedesinin mezarlarının bulunduğu Halil Rıfat Paşa türbesine defnedildi.

gazi osman paşa

piri fani
Gazi Osman Paşa, 1832 yılında Tokatta Dünyaya geldi. Küçüklüğünden itibaren asker olmak istiyordu. Bu yüzden Kara Harp Okulunda okuluna giden Gâzi Osman Paşa 20 yaşında bu okuldan ikincilik ile mezun oldu.
Osmanlının yaşa değil başa bakan akıl anlayışından ötürü, Genç yaşına rağmen ilk defa Kırım Savaşı'nda görev aldı. 1862 yılında Cebel-i Lübnan'da meydana gelen Yusuf Karam isyanını bastırmakla görevlendirilen askeri kuvvette yer aldı. Ardından, Girit adasında meydana gelen Yunan isyanını denetim altına almak üzere Girit'e gönderildi. Adı geniş ölçüde ilk defa bu hareket sırasında gösterdiği gayret ve fedakarlık sayesinde duyuldu. Bilhassa Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa'nın takdirini kazandı, rütbesi miralaylığa yükseltildi ve kendisine üçüncü dereceden Mecidiye nişanı verildi.
Yemen'de Gazi Ahmet Muhtar Paşa komutası altında da görev yaptı. Bosna ayaklanması ve Osmanlı topraklarına yönelik Sırp ve Karadağ saldırıları sırasında, Rus subayların komutasındaki Sırpları yendi. Askeri başarısı olarak bugün üzerinde en çok durulan Plevne savunmasını 93 harbi denilen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nda sergiledi. Sayıca üstün Rus ve Rumen kuvvetlerinin saldırılarına karşı maiyetindeki küçük bir kuvvetle kaleyi 5 ay savunması ona bu başarısından dolayı ona gazi unvanı verilmesini sağladı. Savaştan sonra saray kuvvetlerinin komutanı ve mabeyn müşiri oldu. Ölümüne kadar Sultan II. Abdülhamt'in en yakınlarından biri olarak onun maiyetinde kaldı.

PLEVNE MUHAREBESİ VE OSMAN PAŞA
24 Nisan 1877'de Ruslar Osmanlı Devleti'ne harp ilan ettikleri sırada Osman Paşa Vidin'deki Garp Ordusu kuwetleri kumandanlığında bulunuyordu. Kendisine verilen emir üzerine Vidin'den 25.000 kişilik kolordusu ile 7 Temmuz 1877 tarihinde Plevne'ye ulaştı. Ruslar'ın buraya yönelik olarak 8 Temmuz 1877'de Alman asıllı General Schilder kumandasında başlattıkları saldırılara karşı koydu. I. Plevne Muharebesi olarak tarihe geçen bu kanlı çatışma. 1877-1878 Osmanlı- Rus savaşlarında Ruslar'ın Rumeli cephesinde yedikleri ilk darbe oldu. Takviye alan Rus kuvvetleri Plevne üzerine 18 Temmuz'da ikinci defa taarruzda bulundular. Fakat yirmi altı saat süren bu savaşta gösterilen direniş ve karşı saldırı sonucu Ruslar bir defa daha hezimete uğradı. Rumenler'in de savaşa katılmasını sağlayan Ruslar. 7-11 Eylül tarihleri arasında gerçekleşen lll. Plevne Muharebesi'nde de başarı kazanamadı. Bu muzafferiyet üzerine Osman Paşa'ya gazilik unvanı verildi. Birbiri ardınca başarısızlığa uğrayan Ruslar ise Plevne'yi 13 Eylül'de kuşatma altına aldılar. Uzun süren bu kuşatma sırasında mühimmat ve yiyecek sıkıntısı çekmeye başlayan kale müdafileri huruç hareketinde bulunmaya karar verdi.
10 Aralık sabahı 40.000 neferden oluşan ordusunu iki kısıma ayıran Osman Paşa, Vid suyunu geçmeye çalıştığı sırada Rus- Rumen topçularının ateşi sonucu bir şarapnel parçasıyla yaralandı. Erkan-ı Harp zabitlerinin yapılabilecek daha fazla bir şeyin olmadığını belirtmeleri üzerine de teslim olmak zorunda kaldı. Bir süre Bugot, Bükreş, Harkof ve Rusya'da esaret hayatı yaşadı. Rus çarı tarafından kendisine kahramanlığını takdir amacıyla çifte kartal nişanı verildi. İstanbul'a dönüşü için ll. Abdülhamid, Serasker Müşir Rauf Paşa'yı yaver-i ekremilik ve fevkalade büyük elçilik payeleriyle Petersburg'a gönderdi. İçinde Osman Paşa'nın da bulunduğu heyetin istanbul'a gelişi ( 12- 13 Mart 1878) muhteşem bir törenle kutlandı.

YILDIZ SARAYINDAKİ ÇALIŞMALARI
Askeri şahsiyeti yanında Gazi Osman Paşa saraydaki görevleri sırasında siyasi faaliyetlerde de bulundu. İngilizler'in Osmanlı Devleti üzerinde uyguladıkları baskı politikasına karşı İstanbul'da bulunan Müslüman unsurlar arasında sağlam bir yer edinerek dini grupların birleşmesini sağladı.
Hindistan, Mısır ve Arabistan'daki İngiliz karşıtı gruplarla da münasebette bulundu. Yıldız Sarayı'nda ordunun ıslahını ele alan komisyon çalışmalarına katıldı. Yapılacak ıslahat hareketinin Avrupa tesirinden uzak ve öz değerlere bağlı olması gerektiğini savunarak aksi fikirdeki ıslahat komisyonu kararlarına muhalefet etti. Bu meseleden dolayı kendisiyle Sadrazam Hayreddin Paşa arasındaki siyasi mücadele Hayreddin Paşa'nın 16 Temmuz 1879'da görevinden istifa etmesiyle sonuçlandı. Muhaliflerinin fikir ve eğilimlerine şiddetle karşı çıkması, aleyhinde birtakım ithamlara yol açtı.
Bu ithamları incelemek üzere padişahın emriyle kurulan komisyon, iddiaların asılsız olduğunu ortaya koydu. Sarayda bulunduğu süre içinde dış politika konularında Abdülhamid'i etkilerneye çalıştı. 4-5 Nisan 1900 Cuma gecesi vefat etti ve Fatih Sultan Mehmed Türbesi yanına gömüldü.
22 /