confessions

piri fani

Yazar  · 26 Şubat 2017 Pazar

  1. toplam giri 538
  2. takipçi 24
  3. puan 8955
  4. toplam gelir 6,08 ₺

kin kapısı

piri fani
İstanbul Balat'ta bulunan Fener Rum Patrikhanesi'nin ana giriş kapısı 1821 yılından bu yana kapalı. Yıllardır açılmamasının nedeni ise Patrik Gregorius'un kapı önünde idam edilmiş olması. Kapı "kin kapısı" olarak da anılıyor.

dürzilik

piri fani
Orta Doğu kaynaklı Sâbiîlik ve Ezidilik gibi dinlerin etkisiyle, 11. yüzyıl'da İslâmiyet'in Şiîlik mezhebinin İsmâîlîyye kolundan köken alarak ortaya çıkmış olan tektanrılı bir dinî inanç topluluğudur. Bu dine inananlara Dürzî denir.

2 kasım 2017 şemdinli çatışması

piri fani
Allah rahmet eylesin. Şehitlerimizin ailelerine sabırlar versin.

Hakkari'nin Şemdinli ilçesinde sınırın Irak tarafından sızma girişimi yapan PKK'lı teröristlerle güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada 6 asker ile 2 güvenlik korucusu şehit oldu, biri ağır iki asker yaralandı, 5 terörist etkisiz hale getirildi.

tarihi fotoğraflar

piri fani
10 Mayıs 1913 tarihli takvim yaprağı, (Hürriyet Tepesi'nde Zafer Takı, 1909 Şişli, İstanbul)


Takvim yaprağının en üstünde Hicrî ayların 5.si olan '' Cemaziyelâhir 3 ''yazıyor...Solunda imsak,dakika ve saati,sağında tulû-ı şems (güneşin doğuşu)saati ve dakikası,fotoğrafın sağında ''efrenci''yani Fransızca tarihi 1913,solunda hicri 1329...Fotoğrafın altında ''Sultan Mehmed Han-ı Hamse(Sultan 5. Mahmet Reşad) Hazretleri'nin Kılıç Alayı 1325...En altta büyük yazıyla ''Cumartesi'' yazıyor...Aslında Sultan Reşad'ın kılıç kuşanma ve Cülûs yani tahta çıkma töreni 1909 yılında Eyüpsultan Camii'nde Eyüpsultan Hz.nin türbesi başında dualarla yapılmıştır...Haliç'ten deniz yoluyla gelen padişah Bostan İskelesi'nden karaya çıkmış,bir kahve içimi Bostan İskelesi Kahvesinde dinlendikten sonra yürüyerek türbeye gelmiş,Cülûs ve kılıç Kuşanma Töreni'nden sonra Edirnekapı-Fatih-Sultanahmet-Köprü yoluyla Dolmabahçe Sarayı'na dönmüş...Yukarıdaki fotoğrafta görünen tak Şişli Âbide-i Hürriyet Caddesi'nin üstünde kurulmuş İttihat ve Teraki liderleri tarafından...Sağda İttihat ve Terakki liderlerinden ve sarayın damadı da olan Enver Paşa Aşağıda o törene gidiş sahnesinde beyaz cübbesi görünen şeyhülislam'ın yanındaki şişmanca zât Sultan 5. Mehmet Reşat'tır...

zonguldak

piri fani
Ne şehir planlama var, ne binalarda bir estetik var.. Bugün dünyanın çoğu yerinde hep o bölgeye has mimari özellikleri olan yapılar görürsünüz . Bır İtalyan şehrinde dolaşırken İtalyan mimarisi ya da Rönesans dönemi etkisi dikkatinizi çeker , ya da bir Rus şehrinde Sovyet kültürünü hissedersiniz binalara, sokaklara, meydanlara bakınca.. Bizdeki yapilara bakınca ise özensizlikten ve ranta kurban gitmiş şehirlerden baska birşey göremezsiniz... Çok yazık. Halbuki zamanında biz de çok güzel mimari eserler yaratmışız.. Ne oldu da bu kadar estetikten yoksun, çirkin bir hale getirdik bu şehirleri.. Çok üzücü..

sigara içmeyen çalışanlara fazladan izin verilmesi

piri fani
olması gerekendir. Sigara içiyorum diye gün içinde 1 saate yakını dışarda geçiren çalışan ile normal çalışanın bir olmaması gerekir. Japonlar bunu yapmış.

Japonya'da bir şirket sigara içmeyen çalışanlarına yılda 6 gün fazladan ücretli izin veriyor.
Japonya'da bir pazarlama şirketinin, eylül ayında aldığı, sigara içmeyen çalışanlarına yılda 6 gün fazladan ücretli izin verme kararı 4 çalışanına sigarayı bıraktırdı.

dilenerek günde 500 tl kazanıyorum niye çalışayım

piri fani
Niğde'de kucağında bebeğiyle dilenirken yakalanan kadın, "Dilenmek varken çalışılır mı? Günlük 500, aylık 6 bin TL kazanıyoruz" dedi.

''Birinizin ipini alıp dağa giderek odun toplayıp satması (ve onun kazancından hem) yiyip (hem de) sadaka vermesi, halktan dilenmesinden hayırlıdır…'' buyurmuşlardır.

Dilenmek, vücutça sakatlığı olup, çalışmayan ve bir günlük yiyeceği de kalmayan bir yoksulun, ölmemek için başvuracağı en son çaredir. Yoksa sağlam bir kimsenin geçim yolu değildir. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: ''Dilenmek, ancak şu üç kişiden birinin durumunda olan insana helaldir: kişi borçlu duruma düşer, istemek zorunda kalır. Borcunu ödeyince artık dilenmeyi bırakır. Kişi bir felakete uğrar; malını mülkünü kaybeder, geçimini sağlayıncaya kadar ister. Ve kişi yoksul düşer, öyle ki, toplumdan üç kişi ''Falan kişi gerçekten fakirdir'' diye tanıklık edecek kadar fakir olur. İşte onun da geçimi sağlayacak kadar istemesi helaldir. Bunların dışında dilenmek haramdır. Böyle bir durumda olmayıp da dilenen kimse haram yemiş olur.''

Niğde'de kucağında bebeğiyle dilenirken yakalanan kadın, "Dilenmek varken çalışılır mı? Günlük 500, aylık 6 bin TL kazanıyoruz" dedi.

safiye hüseyin elbi

piri fani
Osmanlı deniz ataşesi olan Ahmet Paşa, İngiliz soylu ailelerinden olan Josephin Wilward ile evlenir. Bunlardan Safiye Hüseyin Hanım doğar. Annesinden ileri derecede İngilizce öğrenir. Daha sonraları Fransızca ve Almanca öğrenir. Avrupa'daki toplantılara katılır. Osmanlı Devleti'nin haklarını savunur.
Doktor Besim Ömer Paşa'nın yanında kısa bir dönem eğitimden geçip hemşire olmaya hak kazanan ilk Türk hemşirelerimizden biri olmuştur.
Safiye Hüseyin ilk olarak 1911 Balkan Harbinde gözünü kırpmadan cepheye gidip Askerimizin yarasını sardı.
Deniz yarbayı Hüseyin Bey'le evlenir. 1915 yılında Çanakkale harbi başlar. Babası Ahmet Paşa'dan izin isteyerek cepheye gider. İstanbuldan kalkan Reşitpaşa Vapuruyla Mehmetçiklerin yardımına koşar.
Cepheden cepheye koşarak pek çok mehmetçiğimizin hayatını kurtarır, yaralarını sarar. Göstermiş olduğu cesaret ve kahramanlıkları gösterir. Kendisine pek çok madalya verilir. Cumhuriyetten sonra birçok hayır kurumunda çalışır. Mesleğiyle ilgili konferanslar verir. Makaleler yazar.
1964 yılında vefat eder. İsmail Bilgin Çanakkale'nin Kadın Kahramanı adlı anı romanı yazar. Timaş yayınları arasında 2008 yılında yayınlar.
• Safiye Hüseyin Elbinin Ağzından Anısı
“Herkes son anlarında hep “anne” diye sayıkladı. İster İngiliz, ister Fransız, isterse Alman, Türk olsun hepsi “anne” diye can verdiler, der… O arada bir İngiliz gencinden bahseder. O İngiliz genci gözlerini kaybetmiştir. Aldığı yaralar sebebiyle de çok yaşamayacağı bellidir. Safiye Hüseyin onu teselli eder: Dayanması gerektiğini, nişanlısına er ya da geç kavuşacağını söyler. Yalnızca bu İngiliz erinin nişanlısının ismini sayıklayarak can verdiğini belirtir.
Bir gün yaralanan Bekir Çavuşu vapura getirirler. Bekir Çavuşun ayağı kesilir. Daha sonra Alman hemşirelerden birisi Safiye Hüseyin'in yanına gelir. Telaş içinde şöyle der:
-Hani ayağını kestiğimiz yaralı yok mu?
-Bekir Çavuş mu?
-Evet.
-Ne oldu peki?
-Kendisine bir hal oldu hemşire. Tek bacağı ile odanın içinde dolaşmak istiyor.
Bundan sonrasını Safiye Hüseyin şöyle anlatıyor:
“Hemen koştum. Bekir Çavuş yarasından kanlar aka aka ayağa kalkmıştı. Bileğinden tuttum. Müthiş bir ateşi vardı.
-Aman Bekir Çavuş! Ne yapıyorsun bu hal ile ayağa kalkılır mı? dedim.
Bekir Çavuş ise kendini kaybetmiş bir halde idi:
-Elbette kalkılır! dedi. Sen ne diyorsun! Emir geldi. Emri yerine getirmek lazım! Tabi kalkacağım!
Sabaha karşı Bekir Çavuş kollarımızın arasında dünyaya gözlerini büsbütün kapadı. Bu adamcağız, son dakikasına kadar kumandanının emrini kendine verilen vatan vazifesini yapmaktan başka bir şey düşünmüyordu. Son dakikasında bile ne annesini ne de sevdiğini düşünüyordu. Kansız dudaklarından çıkan son cümleler: “Emrini yapamadım.” oldu. Fakat ben şuna kani idim ki, Bekir Çavuş vazifesini en güzel şekilde yapmış idi.

2 /