confessions

piri fani

Yazar  · 26 Şubat 2017 Pazar

  1. toplam giri 526
  2. takipçi 23
  3. puan 8582
  4. toplam gelir 4,65 ₺

ömer nasuhi bilmen

piri fani
Türk din alimi ve 5. Diyanet İşleri Başkanı.


1940'ların sonuna doğru Amerika'da bir olay cereyan ediyor. Zengin bir adamın ölümünden birkaç yıl sonra bir kadın yanında bir çocukla mahkemeye başvuruyor. Çocuğun ölen adamdan olduğunu iddia ediyor. Ölüden DNA testi yapılamayan bir dönem dünya için.
Amerika hukuk sistemlerinde bu olayın bir karşılığını bulamayınca başka sistemlere müracaat ediyorlar.
Roma hukukuna bakıyorlar yok. Yunan, Hint, Uzakdoğu'da yok. Bir heyet Türkiye'ye geliyor. Dönemin İstanbul Müftüsü Ömer Nasuhi Bilmen'e yönlendiriliyorlar. İlk başta anlam veremiyor gelen ekip. Gönülsüz de olsa görüşüyorlar.
Bilmen onlara ölen adamın kemiklerinin durup durmadığını sorduğunda şaşkınlıkları iyice büyüyor. Durduğunu söylüyorlar. Ömer Nasuhi onlara kuyruk sokumu kemiğinden bir yer tarif ediyor. Tarif ettiği yere çocuğun bir damla kanını damlatmalarını, eğer o kemik kanı emerse çocuğun o adamdan olduğunu aksi olursa kadının yalancı olduğunu ve buna göre hüküm verebileceklerini anlatıyor.
Gelen ekip görüşmeden memnun olmaksızın şaşkınlıklarını da yanlarına alıp ülkelerine dönüyorlar. Bir müftünün böyle bir tıp bilgisine nasıl hâkim olabileceğine ihtimal veremiyorlar. Ekipteki bir doktorun ise kafasını kurcalıyor bu mesele. Müftünün yanlışlığını ispat etmek için mezar açtırılıp adamın bedeni çıkarılıyor. Tarif edilen kemiğin üzerine önce kendi kanını damlatıyor. Kan akıp gidiyor kemiğin üzerinden. Sonra çocuğun kanını döktüğünde gözleri fal taşı gibi açılıyor. Kemiğin kanı emdiğini gördüğünde hayretini gizlemiyor.
Görüşmede Ömer Nasuhi'nin yanında olanlar da ilk duymuş olacaklar ki heyet gittikten sonra bu meseleyi nereden bildiğini soruyorlar. Adı geçen kemiğin sadece kendi neslini kabul ettiğini uzun uzun anlatıyor. Oradaki küçük bir parçanın önemine değiniyor. Vücuda ne yaparsanız yapın o kemiği yok edemediğinizi, kıyamete kadar hiçbir gücünde buna muktedir olamayacağını, zira mahşerde insanlar o kemik parçasından yeniden diriltileceğini anlatıyor.
*****
"Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?" dedi.
De ki; "Onları ilk defa yaratan diriltecek. O, her yaratmayı bilir."
Yasin Sûresi 78-79. âyetler

hat sanatı

piri fani
günümüzde bilen yazan yapan kalmadı.

Hat kelime olarak yazı ve çizgi anlamına gelmektedir. Hat sanatı ise en pratik anlamıyla belirli kurallar çerçevesinde yazılan, görsel zevke hitap eden yazı sanatı olarak bilinir. Hat sanatının yazımında hüsnühat ve kaligrafi yazı sistemleri kullanılmaktadır. Bu yazı sanatı genelde dekor amaçlı yapılır, yaptırılır ve yalnızca görsellik için kullanılır. Bunun dışında hat sanatı ya da tekniği ile uzun yazılar yazılması hem çok zorlayıcı hem de zaman alıcı olacaktır. Ayrıca hat sanatı ile yazılan yazılarda belirli bir alfabe yoktur. Daha çok hat sanatında, sembolleri harfleştirerek, çeşitli şekillerde yazı yazma işlemi görülür ki bu da hat sanatı ile uzun yazılar yazmayı engeller.

yaprak üzerine osmanlı hat sanatı

şeyh edebalinin osman beye nasihatı

piri fani
Ey Oğul, Beysin…
Bundan Gayrı Öfke Bize; Gönül Almak Sana
Suçlamak Bize; Katlanmak Sana
Acizlik Bize; Hoş Görmek Sana
Kem Göz, Şom Ağız Bize; Bağışlamak Sana
Üşengeçlik Bize, Gayretlendirmek Sana
Bölmek Bize, Bütünlemek Sana
Çatışma, Geçimsizlik, Anlaşmazlık Bize; Adalet Sana Düşer

Ey Oğul, Beysin…
Güçlüsün, Kuvvetlisin, Akıllısın, Kelamlısın
Ancak, Bunları Nerede Ve Nasıl Kullanacağını Bilmezsen;
Öfken Ve Nefsin Bir Olup Aklını Yener
Sabretmesini Bil, Vaktinden Önce Çiçek Açmaz
Açık Sözlü Ol, Her Sözü De Üstüne Alma
Sevildiğin Yere Sık Gidip Gelme
Ananı, Atanı Say :Bilesin Ki; Bereket Büyüklerle Beraberdir

Oğul Üç Kişiye Acı;
Cahiller İçindeki Alime,
Zengin İken Fakir Düşene,
Hatırlı İken İtibarını Kaybedene…
Şunu Da Unutma! İnsanı Yaşat Ki, Devlet Yaşasın…

Ey Oğul! Yaşça, Bilgice Senden Büyük Olabiliriz.
Ama Sen Bey'sin :Biz Senin Yanında, Senin Emrindeyiz…
Bunu Bilesin… Lakin Unutma!
Yüksekte Yer Tutanlar Aşağıdakiler Kadar Emniyette Değildir…
Haklı Olduğuna İnanıyorsan Mücadeleden Korkma:
Yılgınlık Gösterme…
Bilesin Ki! Atın İyisine Doru, Yiğidin İyisine Deli Derler!
Yolun Uzun, İşin Çetin, Yükün Ağırdır…
Allah Yardımcın Olsun.

teknolojik değişim

piri fani
Bu fotoğraf çok eski değil, 1956 yılında çekildi. IBM firması tarafından üretilen 5 MB (megabayt) hafızaya sahip bir belleğin, satın alan bir firmaya postalanmak üzere bir araca yüklenmesi sırasında çekildi. Bundan sadece 50 sene önce, 5 MB bellek 4-5 kişi tarafından taşınabiliyordu ve kamyonla kullanıcılara gönderilebiliyordu. Bu tarihte MB başına 9200 Amerikan Doları (USD) harcanıyordu. Yani şu gördüğünüz bellek, zamanın parasıyla 46.000 dolara mal oluyordu! Günümüz parasıyla bu, 79.000 dolar civarına denk geliyor!

Günümüzde... 21 Temmuz 2015 itibariyle Amazon üzerinden IBM'in 3 TB (terabayt) hafızalı belleğini 150 dolara alabiliyorsunuz. Yani 600.000 kat fazla belleği, 526 kat ucuza alabiliyorsunuz.

sömürgecilik

piri fani
Sömürerek zengin oldular.
Sömüremedikleri yerlerde savaş çıkardılar.
İnsanlar öldü, sağ kalanlar sefil oldu.
İnsanları açlığa mahkum ettiler.
Sonra o insanlara yardım etmek için uluslararası yardım dernekler kurdular.
Fakat hiç yardım etmediler.

ahmet vefik paşa

piri fani
Rumelihisarı nın üst tarafında kurulu olan robert koleji misyoner yuvasının arsasını Amerikalı Protestan misyonerlere satar.

Ahmet Vefik paşa vasiyet ettiği gibi öldüğünde eyüp sultana gömülmek ister. Fakat zamanın padişahı cennet mekan Abdulhamit han hazretleri buna asla müsade etmez.

Protestanlara arsa satan adam kıyamete kadar onların çan seslerini dinlesin diyerek Eyüp sultana değil sattığı arsanın hemen önündeki Rumeli mesarlığına gömülmesini emreder.

meşveret

piri fani
Meşrebi bozuk insanların dışa vurumu.

Ahmed Rıza'nın 1895'de kurduğu Meşveret gazetesi Fransızca ve Türkçe yayınlanmıştır. Ahmed Rıza gazetedeki yazılarında Meşrutiyet'i ilerleme aracı olarak görmüştür. İttihat ve Terakki'nin yayın organı olan Meşveret 15 günde bir yayınlanıyordu

kadı

piri fani
(bkz:hakim)

tarihte İslam ülkelerinde insanlar arasında meydana gelen hukuki anlaşmazlıkları sonuçlandırmak, hukuka aykırı davranışların cezasını hükme bağlamak, verdikleri hüküm ve cezaları infaz etmek üzere devletin yetkili kurumları tarafından görevlendirilmiş kimsedir. Kadılara dinî, malî, idarî, eğitim-öğretim gibi görevlerin verildiği de görülmüştür.

Arapça "hüküm, karar, hakimlik" anlamlarına gelen ve İslam hukukunda yargısal faaliyeti ifade eden "kaza" kökünden gelir.

İslam dininin peygamberi, ilk kadı sıfatıyla İslam toplumunda bir çok hukuksal çekişmeyi karara bağlayıp yargısal fonksiyon icra etmiştir. Kadılık, genişleyen Müslüman toplumlarda yaygınlaşmış, Müslüman Türkler'e kadar gelmiştir.[2] 1924 yılında çıkan bir kanunla Türkiye'de kadılık sistemi kaldırılmış ve yerine hakimler atanmaya başlamıştır.

2 kasım 2017 şemdinli çatışması

piri fani
Allah rahmet eylesin. Şehitlerimizin ailelerine sabırlar versin.

Hakkari'nin Şemdinli ilçesinde sınırın Irak tarafından sızma girişimi yapan PKK'lı teröristlerle güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada 6 asker ile 2 güvenlik korucusu şehit oldu, biri ağır iki asker yaralandı, 5 terörist etkisiz hale getirildi.

atalarımız

piri fani
Dedemizden üst dedelerimiz için algılanır. Ancak genelde Osmanlı'nın yükseliş dönemidir.

Atalarımız inşâ etmiyorlardı, ibâdet ediyorlardı; çünkü taşa bile sirâyet etmesini istedikleri sağlam bir ruhî değere sahiptiler.

süreyya ağaoğlu

piri fani
Cumhuriyet tarihinin ilk kadın avukatı olarak bilinen, Milletvekili Ahmet Bey Ağayev (Ahmet Ağaoğlu)'nun kızı Süreyya Ağaoğlu'nun hikayesi.


Mustafa Kemal Atatürk'e de danışmanlık yapan Azeri kökenli Milletvekili A.Ağaoğlu'nun kızı Süreyya Hanım, Hukuk Fakültesine yazılmak ister.

Süreyya Ağaoğlu 1921 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne yazılmak istese de ne yazık ki bu 1920 şartlarında pek mümkün olmaz.

S.Ağaoğlu,Hukuk Fakültesi isteğinden vazgeçmez sonradan vekil olacak olan Melda ve Bedia Hanım'ın da desteğiyle bu istediğini gerçekleştirir

Süreyya Ağaoğlu ve kadın arkadaşları için Hukuk Fakültesinin mevzuatı değiştirilir, Kadınlar için ayrı bir 'Fakülte' açmak zorunda kalırlar.


Süreyya Ağaoğlu da yaşadığı tüm zorluğun acısını çıkarmış gibi 1925 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Bölümünü en yüksek dereceyle bitirir


Süreyya Ağaoğlu, Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra Ankara'ya ailesinin yanına döner, arkadaşıyla birlikte Adalet Bakanlığında staja başlar

Süreyya Ağaoğlu'nun hayatında yeniden zorluk daha başlar.Öğle Yemekleri. Yemek yenebilecek tek yer mebusların gittiği İstanbul Lokantası'dır

Süreyya Ağaoğlu ve arkadaşı bir müddet işi sandviç ile götürmeye çalışsalar da sonunda pes ederler ve İstanbul Lokantası'nın yolunu tutarlar

S.Ağaoğlu ve kadın arkadaşı için yine bir zorluk çıkmıştır. Bırak Ankara'yı İstanbul'da bir kadının "Lokanta'da yemek yediği" görülmemiştir.

Süreyya Ağaoğlu,pes etmez ve İstanbul Lokantası'nın yolunu tutar. O gün tuhaf bakışlar eşliğinde yemeklerini yerler. Kadınlara kimse ilişmez

Süreyya Ağaoğlu'nun yüzüne söylenmeyen laflar, herkes tarafından tanınan babasının kulağına söylenir;"kızınız, lokantada yemek yiyor efendi"

Ahmet Bey'in kızı Süreyya Ağaoğlu'nun Lokanta'da yemek yemesi dönemin Başbakanı (Başvekili)Rauf Orbay'a kadar gider.

Başbakan Rauf Orbay da durumdan rahatsız olur. Bugüne kadar görülmüş bir şey değildir ki kadının "lokantada" erkeklerin içinde yemek yemesi.

Durum iyice karışır. Bir kaç gün sonra Atatürk ve eşi Latife Hanım, Ağaoğlu Ailesini ziyaret ederler. Laf döner dolaşır Süreyya Hanıma gelir


Kızını da üzmek istemeyen Ahmet Ağaoğlu, Atatürk'e durumu anlatır. Süreyya Hanım, Atatürk'ün kendinden yana çıkacağını bilerek lafı üsteler.

Süreyya Hanım, Gazi Paşa'nın Lokanta mevzusunda kendisinden yana çıkacağını umarken; Atatürk;"Babanın da, Rauf Bey'in de hakkı var," der.

Tam Süreyya Hanım'ın hayalleri yıkılmış, Bakanlıkta çalışırken bir görevli gelir ve "Süreyya hazırlan, Paşa seni yemeğe götürecekmiş" der.

Süreyya Hanım, Atatürk'ün yanında mebus ve yaveriyle arabada kendisini beklediğini görür Atatürk; "Latife seni öğle yemeğine bekliyor" der.

Otomobil, meşhur İstanbul Lokantasının önünden geçerken Atatürk; "Bugün Sürreyya'yı bize götürüyorum ama yarın buraya gelecek" diye seslenir

Latife Hanım;"Paşa sana yemekte hak verdi ama senin yanında da babanı ezmek istemedi. Eve geldiğinde mebusları arayarak bunu çözün dedi" der

Atatürk, Ağaoğlu Ailesinden geldiğinde Lokantada Süreyya Hanım'ın başına gelenlere çok sinirlenmiş ve derhal bunun çözülmesini istemiştir.

Süreyya Ağaoğlu, ertesi gün, Atatürk'ün dediği gibi İstanbul Lokantası'na gittiğinde bir kaç mebus eşinin de lokantada olduğunu görür.

Hem Süreyya Hanım (Ağaoğlu)'ın hem de Atatürk'ün girişimiyle kadınlar da erkekler gibi dışarıda yemek yeme hakkına böylelikle kavuşmuşlardır

İstanbul Lokantası, kadın hakları açısından bir milat yeri olmuş, kadınların toplumsal hayattan tecrit edilmemesinin bir nişanesi olmuştur.

network marketing

piri fani
özet geç diyen olursa islam dinine göre, fıkhen caiz değildir.

Sisteme katılan kişi, direk olmasa bile piyasa değeri 50 lira olan bir ürünü 500 liraya (güya) satın alarak-kaybetme ihtimalinin de var olduğunu bilerek- sisteme bir miktar para vermektedir.
Katılımcının asıl gayesi ürün satın almak değil de kısa yoldan kâr etmek olduğu için, sadece kamuflaj fonksiyonlu bir ürün, muamelenin şer'an caizliği için yeterli olmaz. Çünkü “Bir işten maksat ne ise hüküm ona göredir” külli/genel kaidesi bunu gerektirmektedir. “Network marketing” sistemi iç içe girmiş kumar ve hile halkalarından ibarettir.
İslam'da her hangi bir malın mülkiyetinin bir zimmetten diğer zimmete intikali için, akit, miras, hibe, iktisap vb. yollar vardır. Fakihler, şer'i delillerden hareketle mülkiyet nakledici akitlerin sahih olabilmesi için belli başlı şartlar tespit etmişlerdir. Bir akdin meşru olabilmesi için insanların mallarını haksız yollarla yemeye vesile olmaması; insanların bilgisizliklerini ve başka zaaflarını kullanarak onların tuzağa düşürülmemesi; akdin kumar, faiz ve fuhuş gibi şer'i şerifin yasakladığı şeylere müncerr olmaması(böyle bir sonuca varmaması) gerekir.
Network marketing sistemine, İslam hukukunun sabit kaideleri çerçevesinde baktığımızda ilk etapta sahih olabileceği gibi bir intiba oluşmaktadır. Çünkü ortada, akdin mevzuunu teşkil eden şer'an yasak olmayan bir ürün vardır. Ve ürün normal fiyatının çok üzerinde de olsa alıcı tarafından kabul edilmektedir. Bir kişinin herhangi bir malı normal fiyatının üzerinde bir fiyatla satın almasında bir mahzur yoktur. Bu sistemin Müslümanlar arasında yaygınlaşıp mahiyetinin tam deşifre edilmediği zamanlar itibariyle caiz olduğuna dair birtakım fetvalar da verilmesi belki bu yüzdendir. Ancak söz konusu sistemin, gerçek mahiyeti tam olarak anlaşıldığında, İslam hukukunun alış-veriş akdinin meşruiyeti için gerekli gördüğü şartlar bulunmadığı gibi, kesin olarak yasaklanan birtakım gayr-i meşrulukları barındırdığı anlaşılmaktadır. Bu mahzurları maddeler halinde aşağıdaki şekilde özetleyebiliriz:
Network marketing fıkhın sabit prensiplerine aykırıdır
İslam hukukunda akitler birtakım ihtiyaçları karşılamak için meşru kılınmıştır. Bu sebeple, kullanılması meşru olan bir ürüne sahip olmak için yapılan bir akit ve pazarlamanın fıkhen caiz olduğu hakkında bir ihtilaf yoktur. Ancak Network marketing sisteminin ağına düşen pazarlamacıların hemen hiç birisinin asıl gayesi iktisadi ürüne sahip olmak değildir. Bilakis, başka kişileri de sembolik olan ürünü fahiş fiyata satın almaya ikna ederek kendileri gibi ağa takılmalarını temin etmeye çalışmaktan ibarettir. Taraftarlar ne kadar aksini iddia etseler de, bu sistemde iktisadi ürün, sadece bir kamuflajdan ibarettir. Nitekim bu sistem, Amerika'da arada ürün olmadan yapılan saadet zinciri sisteminin yasaklanması üzerine, hukuku arkadan dolanma amacıyla geliştirilmiştir. Network marketing yöntemiyle çalışan şirketlerin reklamlarına bakıldığında da asıl gayenin iktisadi ürün olmadığı son derece net bir şekilde görülebilir. Söz konusu ağa katılacak kişiler basit bir meblağ mukabilinde sisteme üye olarak aşırı kâr edecekleri vadi ile tuzağa düşürülmektedir.
Sistemin özü aldatma mantığıyla çalışmaktadır
Network marketing yönteminin akit sistemi temelde insanların çalışmadan fazla para kazanma zaafları üzerine kurulmuştur. Nitekim değişik isimler altında bu sistemle çalışan şirket sahipleri ve piramidin tepesine kurulmuş olanlar, çoğunlukla kazanamayan ama kazanma beklentisiyle sistemin ağına düşmüş olan aşağı derecedekilerin aleyhine aşırı kâr etmektedir. Piramidin alt kısımlarında yer alan üyeler ise öncelikle sisteme kaptırdıkları paralarını geri alabilmek; daha sonra da ikna ettikleri veya kandırdıkları kişiler vasıtasıyla daha çok kişinin sistemin ağına düşmesini temin etme mecburiyetinde kalmaktadır. Bu ise, ne pahasına olursa olsun, sırf para kazanma amacına yoğunlaşmış olan kişileri adeta sitemin kölesi haline getirmek ve başkalarının alın terinden rant sağlamaya çalışmak anlamına gelmektedir. Zira ağa katılanların tamamı, ağa katılma amaçlarının gerçekleşebilmesinin, başka kurbanların da aynı şekilde ikna edilmelerine ve ağa takılmalarına bağlı olduğunu bilmekte ve bu sebepler de daha çok kişinin ağa takılmasını beklemektedirler.
Fıkhın Akit sistemine uymuyor
Network marketing sistemi islam Hukukunda bir alış-veriş akdinin sahih olması için gerekli şartları taşımamaktadır. Gerçi ilk etapta bir “akdin inikadı” (sözleşme) için gerekli olan rükünleri (icab, kabul, akideyn, makudün aleyh) teşkil eden unsurlar bulunmaktadır. Ancak bu unsurlar akdin sadece inikadı için yeterlidir. islam Hukukunda akdin inikad şartlarından ayrıca sıhhatinin şartları da vardır. Diğer bir ifade ile inikad etmiş olan her akit sahih akit olarak kabul edilmez. Akdin sıhhati için inikat şartlarının dışında başka şartlar da aranır. işte bu açıdan baktığımızda network marketing sisteminin akdin sıhhat şartlarını taşımadığı görülmektedir. Şöyle ki; öncelikle bu sistemde, birtakım belirsizlikler (ğarar) vardır. Çünkü network marketing sistemiyle çalışan şirketlerin asıl sahipleri, ağa ne kadar kişi takıldığında ne kadar kazanacaklarını, ama her hal-ü kârda mutlaka kazanacaklarını bildikleri halde, pazarlamacılar için böyle bir garanti söz konusu değildir. Zira katılımcıların kâra geçebilmeleri için, belli sayıda kişilerin sisteme dâhil olmasını temin etmeleri gerekmektedir. Bunu başarıp başaramayacakları ise belirsizdir.
Network marketing sistemi ne kadar devam ederse etsin, mutlaka bir sınırda duracak ve alt tabakadakiler mutlaka zarar edecektir. Bu ağa takılan kişi, kâr eden üst tabakada mı, yoksa zarar eden alt tabakada mı olacağını bilmez. Vakıa piramidin tepe noktasındaki az sayıdaki kişi kâr ederken, aşağı doğru inildikçe risk artmakta ve katılımcıların çoğu zarar etmektedir. Bu demektir ki, bu sistemde galip durum zarar, asıl durum ise belirsizliktir. işte bu belirsizlikler akdin fasit olmasına sebep olmaktadır. Bilindiği gibi, fasit akitler imam Azam'a göre riba /faiz hükmündedir, imam Şafi'ye göre ise tamamen geçersizdir.
Sistem iç içe geçmiş kumar halkalarından oluşmaktadır
Network marketing sistemi, çoğunlukla sembolik ve mevhum bir satış akdi ile perdelenmiş olsa da, aslı itibariyle başkalarını kandırma mantığı üzerine kurulmuştur. Çünkü yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, bu sisteme katılanların asıl gayesi hiçbir zaman ürün satın almak değil; kolay yoldan para kazanmaktır. Dolayısıyla akit konusu olan ürünün, payanda olmanın dışında hiçbir rolü kalmamaktadır. Zira bu sisteme katılan kişi, direk olmasa bile piyasa değeri 50 lira olan bir ürünü 500 liraya (güya) satın alarak, sisteme bir miktar para vermekte (misalimizde 450 lira vermiş oluyor) onun karşılığında ise kazanma ihtimalinin de, kaybetme ihtimalinin de var olduğunu bilmektedir. Diğer bir ifade ile belli sayıda kişiyi kandırabildiği takdirde ortaya koyduğu paradan daha fazlasını kazanacağını; kimseyi ikna edemediği takdirde ise yatırdığı parayı da kaybedeceğini bilerek katılmaktadır.
Özellikle şebekenin son düzeyinde bulunan (sisteme yukarıda tasvir edilen şekilde para ödeyerek katılıp ta, kimseyi ikna edemeyen) kişinin kaybetmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu durum ise söz konusu akdin, İslam'ın kesin olarak yasakladığı (Maide Sûresi, Ayet 90) kumar ile aynı mantığa sahip olduğunu göstermektedir. Hiçbir Müslüman, “Efendim! Buraya kaptırdığım para nihayetinde 500 tl'den ibarettir, onu kaybettiğimi farz ederim, geçer gider.” diyemez: Yatırılan paranın az veya çok olması, sistemin şer'i hükmünü değiştirmez.
Burada şu noktanın altını bir kere daha çizmekte fayda vardır: Katılımcının asıl gayesi ürün değil de kâr olduğu için, sadece kamuflaj fonksiyonlu bir ürün şer'i hükme medar olamaz. Çünkü “Bir işten maksat ne ise hüküm ona göredir ” mecellenin külli kaidesi bunu gerektirmektedir. Kaldı ki dört mezhep imamı, bedellerden biri nakit, diğeri ise ürün + nakit olan akitlerde ve yalnız paranın, ürünle beraber bulunan paradan daha az veya ona müsavi olması durumunda faizin olacağı hakkında icma' etmişlerdir. Network marketing sisteminde, kâr eden katılımcı açısından bu durum söz konusudur.
Sistemde aldatma şaibesi var
Bu sistemde şer'an haram olan aldatma / gaşş vardır. Çünkü sisteme katılanların tamamı, kendilerine verilen telkinin etkisi ve çalışmadan para kazanma ümidi ile rayiç bedeli mesela 50 lira olan bir ürünün 500 liraya satılmasını temine çalışmaktadır. Bu ise şeran haramdır. Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) “Bizi aldatan bizden değildir” (Sahih-i Müslim) hadisi – her ne gerekçe ile olursa olsun – Müslümanları aldatmanın son derece tehlikeli olduğunu bildirmektedir.
Dört Maddede Kazanç Piramidi Sistemi
1. Network marketing sistemi çerçevesindeki pazarlama yöntemi, kaynağı itibariyle kapitalist bir zihniyetin ürünü ve her ne pahasına olursa olsun daha fazla para kazanma hırsının bir tezahürüdür ve meşru bir pazarlama yöntemi olarak görülmesi mümkün değildir.
2. Network marketing olarak bilinen sistem şekli itibariyle, ilk etapta ödüllü alış-veriş akdi intibaını vermektedir. Ancak gerek amacı gerekse icra biçimi itibariyle ne alışveriş akdi olarak ve ne de bir ödüllendirme sistemi olarak kabul edilemez. Çünkü mal üzerine yapılan alış-veriş akdinde, kişi ihtiyaç duyduğu bir malı belli bir bedelle satın alır ve satıcıyla olan münasebeti biter. Bu sistemde ise, ağa katılarak kazanç elde etmek isteyenler açısından ihtiyaç duyulan bir malı satın almak söz konusu değildir.
3. Network marketing sistemiyle çalışan şirketlerin tamamında, ağa katılmak isteyen kişi daha önceden sisteme katılan bir kişinin listesine girmeye mecbur edilmektedir. İslam fıkhında bunun bir benzeri yoktur.
4. Bu haliyle network marketing sistemi, şirket sahipleri açısından ince hesaplanmış ve son derece bilinçli bir para kazanma yöntemi iken, ağa katılan pazarlamacılar açısından o derece belirsizlik ve aldatma şaibelerine sahiptir. Bu sebeple fıkhen kesinlikle arızalıdır. (İnsan ve Hayat Dergisi)

gelin kaynana kavgası

piri fani
4 bin yıllık bir geçmişi olan olay.

Asur'da oturan genç bir gelin, Kayseri-Kültepe'de tüccarlık yapan kocasına gönderdiği çivi yazılı tablet mektubunda ''Annenden çok çekiyorum. Bana büyük kötülük yapıyor. Artık bunu taşıyacak halim kalmadı. Bir an önce dön ve beni bu kadından kurtar'' diyor. Tüccarın sitem dolu bu mektuba cevap verip vermediği bilinmiyor ama aynı gelinin gönderdiği ikinci mektupta ise ''Çocukların da büyüdü. Onlara da söz dinletemiyorum. Annen ve çocukların beni öldürmeden çabuk gel'' diye yazıyor.

geçti borun pazarı sür eşeği niğdeye

piri fani
Bor'un pazarı Salı günleridir. Bir gün önceki Pazartesi günü hazırlık günü olup,yöresel deyimle “Deripazarı” dir. Asıl Pazar gününe de ULUPAZAR denir. Deri pazarı günü, otuz kirk kilometre uzaktan gelecekler ve Salı günü pazara yetişeceklerin hazırlık günüdür.İlçeye, bu deri günü gelenler, ertesi günün yoğun işlerinden bir kısmını görürler.Bu hazırlık günü çalışmaları,yaz ve kış mevsimine göre değişiklik gösterirdi. Sonbaharin yazdan kalma bir günü, erken saatlerde, kırk kilometre uzaktaki köyünden çikan bir pazarcı, Bor'un bağlarına girdiğinde, geçmiş ikindi zamanıdır. Molayi, yıkılmış kerpiç duvarın içeri girdiği Pınarbaşi mevkiindeki, Tütüncü Hasan'in bağina verir. Eşeğini de dinlendirmek için indirdiği yüke sırtını dayayıp da pazardan alacaklarının hesabını yaparken, içi geçer ve derin bir uykuya dalar. Eşşeği önündeki yiyecekleri çoktan bitirmiş, bağli bulunduğu ağacın kabuklarini kemirmeye başlamıştır. Deri pazarı gününün ikindi zamani başlayan uyku gece de sürdügü gibi, Ulupazar gününün, yani Salı gününün ikindisine uzanır Yirmibes saatlik bir uykudan uyanan pazarcı, halinde bir değişiklik hissetmeden şehrin yolunu tutar. Tutar amma, yollarda bir başkalik var, pazara gidenlere rastlayacaği yerde, pazardan dönenleri görür. Dönen bir pazarcıya,merakla sorar;Neden Ulupazarını almadan dönüyorsunuz? Pazarcı ertesi günün Niğde pazarını işaretle;” Geçti Bor'un pazarı, sür eşşeğini Niğde 'ye babalık” der.

mısır

piri fani
cebinizde 300 dolar varsa seyahat edebileceğiniz en güzel ülkelerden biri. Çok uygun bir ülke. Darbe den sonra iyice güvenlik açığı fazlalaştı.

Dünya üzerinde ölmeden görülecek yerlerin başında gelen bir ülke.