confessions

mödo

Yazar  · 1 Nisan 2015 Çarşamba

  1. toplam giri 873
  2. takipçi 5
  3. puan 4186
  4. toplam gelir 3,43 ₺

ramazan ayı

mödo
Ramazan geldi işte.
Çoğu insanın hafızasında yine aç kalma figürü yer ediyor herşeyden önce.
Sinirler belki aç kalmak , susamak yüzünden artacak , her zaman kırdığımız kalpleri bu zaman
süresince biraz da fazla kıracağız , belki bir soru sorulmaya bile gelmeyeceğiz.
İnsanlar yemeğe ne kadar kaldığını sayacak...açlığın ne olduğunu anlamadan...
Belki herkesi daha fazla açgözlülük saracak , doymam diye masayı donatıp çoğu yemeği çöpe döküp daha fazla israf edeceğiz.
Ve belki görmemiş gibi mideyi gereginden daha fazla doldurup kendimize eziyet edeceğiz.
Ve belki akşam ezanı hiç bu kadar beklendiği gibi beklenmeyecek.
Çoğu kişi belki bir aylığına iyilik kostümü giyecek.Ve belki bazıları boşuboşuna sadece açlık çekecek.
Belki kavgalar olacak niye gözümün önünde yiyorsun diye , alınan sevaplar da uçup gidecek.
En sonunda zorluk çekmeyenler bayram sevinci içine girecek tekrar sevaplı bir ramazan için elveda diyecek.

casper

mödo
çocukluğumuzun kahramanlarından bir hayalet, çizgi film kahramanı. Sözlüğün de kahramanı olması muhtemel yazar. Nick altına bakılırsa oldukça kıymetli bir yazar.

10 mart 2019 etiyopya uçak kazası

mödo
Ölüm haberlerini dışarıdan değil de sanki kendimiz yaşıyormuşçasına düşünmek lazım. Kendimizi o insanların, o canların yerine koymak lazım. O zaman, bir insanın değeri anlaşılabilir. Mesela uçaktasınız, bilmem kaç bin fitten birden hızla düşüş yaşadığınızı, uçağın kanatlarının koptuğunu düşünmek lazım. o boşluğu düşünsenize. O anki korku!?
Şehit haberleri hakeza. Alıştık haberlerden değil mi? Can kolay bir mesele değil. Canı yok gibi duran küçücük hayvanlar dahi dahil buna. Bir gözyaşı aksa, sanki senin gözünden düşmüş gibi tasavvur edeceksin. Televizyonda dinlediğini yanı başında bileceksin. Yaşayacaksın. Hissedeceksin. İnsanız, vicdan sahibiyiz.

ebussuud efendi

mödo
Osmanlı devleti Kanuni Sultan Süleyman zamanında şeyhülislâmlık görevini ifa etmiştir. Zamanının en büyük hukukçusu ve İslam alimidir. Osmanlı Devleti'nin yetiştirdiği en büyük iki hukukçudan birisidir. Avrupalılar tarafından da tanınan ebussuud efendi fetvaları ile meşhurdur. 30 Aralık 1491 tarihinde Çorum'un İskilip ilçesinde doğdu. 'Hoca Çelebi' olarak da bilinir. Tam adı Mehmed Ebussuud El- İmadi'dir. Mutasavvıf Muhyiddin Mehmed'in oğlu, anne tarafından da Ali Kuşçu'nun torunudur. 1545'te şeyhülislamlığa getirildi ve hayatı boyunca bu görevde kaldı. Özellikle batıniliği benimseyen mutasavvıflara karşı koydu.

bir dakika benim bir kaç sorum var

mödo
Sorularınızı bu başlık altına sorarsanız hepsine ayrıntılı cevap vermek isteriz. Aynı soruyu farklı üyelerimize tekrar tekrar cevaplamak oldukça zor oluyor. Sorulan her soruya cevap yazacağız. Cevaplar sizin entrynizin altına yetişemeyeceğinden dolayı @cayisallama nın entrysinin altına bakınız. oraya eklenecektir.
Hepinize iyi geceler bol sorular dilerim...

13 kasım 2015 paris saint denis terör saldırısı

mödo
paris'in 7 ayrı noktasında, ağır silahlara ve bombalarla yapılan saldırılarda yapılan canlı bomba saldırılarında en az 140 kişinin hayatını kaybettiği; 80'i ağır 200'den fazla kişinin de yaraladığı belirtiliyor.
devlet başkanı holland, saldırının işid tarafından yapıldığını açıkladı ve bunun işid'in fransa'ya savaş ilanı olduğunu söyledi.

fransa'da ohal dönemi

saldırılar üzerine gece yarısı toplanan fransa hükümeti, tüm fransa'da olağanüstü hal ilan etti; sınırlarını kapattı!

böyle durumlarda yapıldığı gibi, fransa devlet başkanı holland'a başsağlığı mesajları yağıyor.
http://www.haber7.com/avrupa/haber/1656642-paris-saldirisiyla-ilgili-yeni-gelisme

sözlüğe yazma nedenleri

mödo
Alıntıdır!
kendimce analiz etmeye çalıştım.

tabii kişiden kişiye göre değişen nedenlerdir. bir sözlük yazarı olarak da bence herkesin kendince sözlükte yazma nedenini bilmesi gerekir. hatta sözlük yazarlığı kabul edildikten hemen sonra sözlüğe yazma nedenini belirlemek gerek. bir insan niye bir internet sözlüğünde yazma ihtiyacı hisseder? burada var olmanın amacı ne? bunları bilmek, bilinmiyorsa da düşünüp belirlemek lazım. ben de çok geç olmadan belirleyeyim dedim, ve bunun için de pek geç kalmış sayılmam, zira bu entry 50. entry'im olacak.

öncelikle, bu konuda klasikleşmiş bazı nedenler var ve hemen her yazar da böyle bir konu açıldığında ilk olarak bu nedenleri önünüze koyuyor. bu nedenler arasında, paylaşmak, öğrenmek, can sıkıntısı, ego mastürbasyonu, unutmamak ve tarihe not düşmek, kendini ifade etmek, zaman öldürmek vs. şeklinde devam eden nedenler var. ama bence bunlar çok sıradan ve basit ve herkesin ağzına pelesenk olmuş nedenler. ve bence bunlar gerçek bir neden değil.

öncelikle, ekşi sözlükte yazar olmanın avantajlarından* bahsetmek lazım. öncelikle bu site, bu platform sayesinde birçok insana ulaşabilme imkanınız var sosyal medyada. yani bir şey yazdığınızda, bu, birçok kişi tarafından okunabilir. burada paylaştığınız bir şey sosyal medyada büyük bir yankı yaratabilir. mesela en son örnek olarak şu metrobüsteki kadın kavgasıyla ilgili bir başlık vardı sözlükte ve videoyu açıp da baktığınızda videonun iki gün içinde 78 bin küsür defa izlendiğini görürsünüz. bir başka örnek olarak da, van depremiyle ilgili bir başlığı* gösterebiliriz. bu başlık da geniş bir yankı uyandırmıştı sosyal medyada. bazı ünlü kişiler de sözlükte kendileriyle ilgili yazılanları okuyor ve mesela bazı üniversite hocaları kendileri için yazılanları sürekli olarak takip ediyor. ben de bir arkadaşımdan duymuştum bunu ve şaşırmıştım da. arkadaşımın hocası ekşi sözlükte kendisiyle ilgili yazılanları sürekli takip ediyormuş. yani kısacası bu konuda örneklerle beraber anlattıklarım sözlüğe yazma nedenlerinden biri olabilir, ki bu bence çok mantıklı. yani sesini bir şekilde duyurabiliyorsun buradan.

bir başka neden de, söz unutulur yazı kalır nedeni. evet, sözlüğe yazma nedeni olabilir belki. bir konu, kişi veya herhangi bir şey hakkında yazdığınız herhangi bir şey çok sonradan birileri tarafından okunacak ve belki de beğenilecek. birileri okumasa dahi siz dönüp yazdıklarınızı okuyabilirsiniz; maziye bir gülümseme gönderebilirsiniz. yani kısacası egonuz okşanacak.

bir de tarihe not düşme muhabbeti var, ama bu, gerçek bir sebep değil. yani yaşadığın bir takım şeyleri sözlüğe yazmak yerine, gider bir tane günlüğe yazarsın veya ne bileyim bir bloğa* yazarsın. böyle bir neden sahici değil, eğer buysa yazma amacın, git bir tane günlük tut.

bir başka neden de, "bakın ben bunları bunları biliyorum," veya "bakın ben bunların bunların farkındayım," nedeni. yani birisi daha önce sözlüğe yazılmamış bir şeyi öğrenmiş veya fark etmiştir o gün, akşam da gelir sözlüğe ve başlık açıp bunu sözlük ahalisiyle paylaşır, bu paylaşımı yaparken de üzerine biraz mizah sosu ekledi mi, bütün artı puanları toplayabilir ve belki başlık da coşabilir. ama bu bahsettiğim başlık asla bir anket olamaz; anket başlıkları bu kategoriye girmiyor. bu eleman başlığı açar ve artı puanları topladığında da keyfi yerindedir ancak, bilmez ki etrafta ayar vermek için yanıp tutuşanlar ve bunun için hazır ol'da bekleyenler sürüyle gezerler. bunlar da açılan başlığın altına gelip, "hayır sen yanlış biliyorsun, bak böyle böyle de olabilir," gibisinden bir şeyler yazar ve bazıları sivri dilleriyle ayar vermeye kalkabilir. yani bu iki kategoriyi de sözlüğe yazma nedenleri arasına alabiliriz.

bir başka klasik neden: öğrenmek ve paylaşmak. bu neden bana anlamsız geliyor. eğer bir şey öğrenmek istiyorsan, gider kitapları karıştırır, makaleler tarar ve bilgiye ulaşırsın. yani sözlük öğrenmek için kullanılabilecek bir yer değildir çoğu zaman. elbette bir şeyler öğrenirsin sözlükten ama bunlar genelde spontane gelişir, yani tahmin ediyorum ki çoğu kişi bir şeyler öğrenmek için bir başlığı açıp o konuda yazılanları okumuyor, daha çok sol framede ne varsa onu okuyor, ama bu, öğrenmek değildir.
paylaşmak konusu ise tamamen beğenilme çabası ve kaygısı ile oluşan bir şey. yani bir şeyler, bir bilgi, bir tecrübe paylaşıyorsunuz ve paylaştığınız şey beğenildiğinde tatmin oluyorsunuz ve yazma şevkiniz artıyor değil mi? ben tuşunu sürekli aşındıyorsanız evet, tam da böylesiniz. bir de paylaştığınız şeyin beğenilmediğini, hiç kimse tarafından okunmadığını ve oylanmadığını düşünün, bu sefer yazma isteğiniz azalır. bu durum sözlükteki oylama sisteminden kaynaklanıyor. eğer sözlükte oylama diye bir şey olmasaydı, eminim çoğu kişi yazmak için uğraşmazdı. evet, herkes beğenilmek ister, bir şeyler ortaya koyduğunda beğenilsin ister. insan kendine itiraf edemese de bunu, böyle bir şey var ve bu, sözlüğe yazma nedenlerinden biri.

bir başka neden de mizah. sözlük denen ortam, aynı zamanda mizah yapılan yerlerden biri. aslında çoğu kişi de buraya eğlenmek için geliyor. geçen haftanın en beğenilen entrylerine bakarsanız bunu anlarsınız. mizah yapıp beğenilmek de sözlüğe yazma nedenlerinden biri. tabii kaliteli bir mizahtan söz ediyoruz burada.

bir başka neden trollük yapmak olabilir. ben trol kelimesini sevmiyorum ve bu kelimeyi yazarları nitelemek için ilk olarak kim kullandıysa onun beyninin ön lobuna tüküreyim. sadece yazar vardır ve sözlükteki herkes de sözlük yazarıdır. burada iki çeşit anarşizm söz konusu. 1. yazar sözlük yönetimine karşı anarşizm yapabilir, her konuda sözlük yönetimine karşı durabilir ve yapılanları eleştirebilir. sözlüğü hoyratça kullanır. 2. yazar bazı konularda farkındalık yaratmaya veya ön yargıları kırmaya çalışır ve genelde bunlar haftanın en kötü entrylerine girer.

bir başka neden de, bazı konularda insanın çevresinde konuşabileceği, tartışabileceği birileri olmaması. veya insanın kendi çevresinde kendi seviyesine (bilgi seviyesi) uygun birileri olmaması ve böyle insanları internet ortamında aramasıdır. bunun sonucunda da sözlükte çok farklı fikirler ve bakış açıları ortaya çıkıyor. ki bu benim hoşuma giden bir şey. insanın her türlü konuda kendini ifade edebileceği bir yer burası. ki insanın kendini ifade etmesi de bir ihtiyaçtır.

bir başka neden de, iletişim ihtiyacını karşılamak. ki çoğu yazarın sözlüğe yazma nedeni budur bence. özellikle de karşı cinsten biriyle iletişim kurmak.

hikaye anlatamayanların kendi hikayelerini (hikaye derken düşünceler, duygular ve diğer her türlü şeyi katabilirsiniz buna) anlatabileceği bir platform burası. sessizlerin, hikaye anlatmayı bilmeyenlerin, kendi hikayelerini dinletemeyenlerin, en uygun cevabı daha sonra düşünüp bulanların hikayelerini anlatabileceği bir yer. ki mutlaka birisi, en az bir kişi bunu okur. kim olursanız olun, burada hikayelerinizi okuyacak birileri mutlaka var, bu hikayeler yalan bile olsa. ve bir defa yazmaya başlamışsanız, bu illete bulaşmışsanız bir kez, bilin ki artık yalnızlığın dibine dibine vurmaya başlamışsınız demektir.

edit: en başta herkes sözlükte yazma nedenini belirlemeli demişim ama kendi nedenimi belirlememişim. benim de yazma nedenim daha çok son yazdığım neden, bazen de yazdığım tüm bu nedenlerden herhangi biri veya birkaçı birden olabilir.

(bkz: yazmasam deli olacaktım) https://eksisozluk.com/sozluge-yazma-nedenleri--123584?p=11

bülent ecevit üni. akademik personel alacak 28.04.2015

mödo
BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜ'NDEN
İlan edilen öğretim elemanı kadrolarına yapılacak müracaatlar ile atamalarda 04.03.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan "Öğretim Üyesi Dışındaki Öğretim Elemanı
Kadrolarına Naklen veya Açıktan Yapılacak Atamalarda Uygulanacak Merkezi Sınav ile Giriş Sınavlarına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik" Hükümleri uygulanacaktır.
Yönetmelik için tıklayınız.
Müracaat süresi ilanın yayını tarihinden itibaren 15 gündür.
Öğretim elemanı kadrosuna başvuran adayların başvuru genel ve özel şartlarına göre aşağıdaki belgeleri başvurdukları birime verecekleri
dilekçelerine (ilan numarasını belirterek) eklemeleri gerekmektedir;
1- T.C.Kimlik No gösterir beyanı,
2- Diplomalarını veya öğrenim durumlarını gösterir belgeleri,
3- Transkript,
4- Üç adet fotoğraf,
5- Özgeçmiş,
6- Merkezi Sınav Belgesi (ALES),
7- Adli Sicil Belgesi,
8- Başvuru formu,(http://w3.beun.edu.tr/ adresinden temin edilecektir.) ile müracaat etmeleri ilan olunur.
- Başvurular şahsen veya posta ile ilan edilen birime yapılmalıdır.
- Postadaki gecikmeler kabul edilmeyeceği gibi yukarıdaki belgelerden bir tanesinin eksik olması halinde de müracaatlar kabul
edilmeyecektir.
- Sonuçların duyurulacağı internet adresi :http://w3.beun.edu.tr

LOJİSTİK PROG. 1 kişi Fakülte ve Yüksekokulların Lojistik veya Uluslararası Ticaret ve Lojistik lisans mezunu olmak. Alanında en az 3 (üç) yıl deneyimli olmak.

Duyuru Başlama Tarihi :14.04.2015
Son Başvuru Tarihi : 28.04.2015
Ön Değerlendirme Sonuç İlan Tarihi : 05.05.2015
Giriş Sınav Tarihi : 11.05.2015
Sonuç Açıklama Tarihi : 15.05.2015


sahne yaz

mödo
Sahne 1 açılış-katırın gözü dış-gün

Kamera Siyahta Başlıyor
sonra küçük beyaz bir nokta ışık beliriyor
bir süre sonra beyaz noktanın hareketlerini izliyoruz.Ne olduğunu anlamıyoruz önce...
Yavaş yavaş görüntüleri seçebiliyoruz...
O nokta bir katırın gözüdür.(Bu arada o katırın adı zoladır)
Giderek katır ve katırcının suratı aydınlanıyor.
Kamera katırla birlikte maden alanına çıkıyor.
Yüzlerce mükellef maden işçisinin arasından hiç plan kesmeden ilerliyor

Aşağıda köylerden toplanmış mükellef kaçakları,sert ve ne dediğini anlamadığımız konuşmasını dinliyorlar.
Berbat görünümlü-Bazıları yaralı-Köylüler intizamlı bir sıra oluşturmuşlardır.
Kamera baştan beri akışını sürdürüyor.7
Sonunda aralarından akarak maden alanındaki rüştü'yü buluruz...
Öğle tatili borusu çalınca rüştü kadrajdan çıkar

(gbkz:kelebeğin rüyası)

şiir yaz

mödo
Liliyar 

Bu kuklaların kukla olmadığı besbelli 
Ne söyledilerse tıpıtıpına gerçek besbelli 
Altın saçlarını yana atışı yok mu Lilinin 
Lilinin yağdan kıl çekercesine inanışı 
Lilinin yağdan kıl çekercesine yaşayışı yok mu 
Kuklalar titremesin ne yapsın 
Adam konuşmasını bilmezse ne yapsın 
Kuklaların kukla olmadığı besbelli 
Lilinin çekip gideceği besbelli 
Lilinin dönüp geleceği besbelli 

Ekmek ha bakkalın olmuş ha Cabaret de Paris'nin 
Sen herhangi bir ekmek yiyeceksin işte Lili 
Ekmek ne kadar Allahınsa Lili de o kadar Allahın Lili 
Yüzün ruhun kadar aydınlık ya Lili 
Gönlün soğuk sular güzel aynalar gibi ya Lili 
Anladın ya kutunun içinden çıkan mendil 
Olamaz Üsküdardan geçeriken bulduğun mendil 

-Bizi bırakıp nereye gidiyorsun Lili 
Demek bizi bırakıp gidiyorsun Lili 
Sen daima güzeller güzelini bulursun Lili 
Sen istesen de taş yürekli olamazsın 
Sen daima güzeller güzeli olursun Lili 
Demek gideceksin arkana dönüp bakmayacaksın 
Hangi kuş hangi şafakta ölecek görmeyeceksin 
Öyleyse al bu kürkü bu veda kürkünü Lili 
Tüyleri şiirler olan bu mahcup kürkü 
Sen daima Sultanlar Sultanı olursun Lili 
Demek sen gidiyorsun Lili 
Bizi öpmeden mi gideceksin Lili 

Lilinin güneşin altında duruşu yok mu 
Perdeleri sıyırıp çirkin adamı burnundan yakalayışı yok mu 
Eline bavulunu alışı yollara koyuluşu yok mu 
Çirkin adamın güzel adam oluşu yok mu 
Yaklaşıp onu saçlarından yakalayışı 
Uzaklaşıp yollarda yol oluşu yok mu 
Lilinin bir tavşan gibi koşuşu 
Keklik gibi dönüp bakışı ve yıldırım gibi koşuşu yok mu 
Adam da tam o zaman kapıdan çıkmaz mı dışarı 
Lilinin adamın boynuna çocukça ve çılgınca atılışı yok mu 

Ben konuşmasını bilmem Lili


(gbkz:Sezai karakoç)

süleyman hilmi tunahan

mödo
Peygamberimizin izini süren Allah dostu Süleyman Hilmi Tunahan vefatının 56. yılında dualarla anılıyor. Hizmet ettiği devrin şartları düşünüldüğünde Süleyman Efendi Kur’an’a ve İslam’a hizmeti Allah’ın hıfzu himayesinde yapmıştır

Her büyük insanı anlatmak güçtür. Sadece anlatmak değil, anlamak da zordur. Ne yazsanız asıl yazılması gerekenleri yazamadığınızı düşünürsünüz. Süleyman Efendi’yi anlamak ve anlatmak, gücümüzü aşar. Hizmet ettiği devrin şartlarını düşündüğünüzde, insan ömrüne zor sığacak tarihi hadiseleri ibretle yorumladığınızda, bizlere intikal eden manevî mirasa nasıl sahip çıkmamız gerektiğinin de dersini alırsınız. Allah’ın hıfzu himayesinde olunmadan bu kabil faaliyet ve hizmetlerin verilmesinin mümkün olmadığının idraki içinde olursunuz.

FARKLILIĞI, ALLAH KELAMI'NI OKUMA VE OKUTMA GAYRETİYDİ

Kur’an indirildiği geceyi bin aydan daha hayırlı ve bereketli kılarsa, indiği ayı diğer aylardan üstün ay haline getirirse; Ona hizmet edeni de elbette üstün kılar. Süleyman Hilmi TUNAHAN Hazretlerinin büyüklüğü ve farklılığı, Allah Kelamı’nı okuma ve okutma seferberliğini gerçekleştirmesi ve Allah Rasulünün sünnetini ihya etmesi, o izi sürmesiyledir.

Peygamber Efendimiz: “Allah her yüzyılın başında bu Ümmete dinini yenileyecek birini gönderir” buyurur. Hadiste zikredilen yenileme dinde değil, Müslümanlar üzerindedir. Zayıflayan dine bağlılık, dini anlayışı, idraki yenileme vazifesini bu insanlar yerine getirir. Bu gönderilenlerin muayyen bir zamanı ve yeri yoktur. Allah dilediğini, dilediği zamanda gönderir. Aynı zamanda, dilerse birden fazla âlimi de gönderir. O fetret döneminde gönderilen muallim, mücahid, müceddit, mürşid ve mürebbî bir dâvâ adamının adı Silistre’li Süleyman Hilmi TUNAHAN Hazretleridir. (rahmetullahi aleyh)

İSLAM'I YERYÜZÜNE HAKİM KILMA PROJESİNİN SAHİBİ ALLAH'TIR

Kur’an hizmeti veren birisinden bahis mevzu açılınca ilk aklıma gelen hadis-i şerif:

“Allah, bu dinde fidanlar eker, onları kulluğunda kullanır.” Hadisidir.Hadis sahihtir ve kıyamete kadar geçerliliğini koruyacaktır.

Hadis, mecâzî bir ifade ile söylenmiştir. Fidanlar, ormanlık alan oluşsun diye dikilmiş ince odun parçacıkları değildir. Fidanlar, Rabbimizin dinini ayakta tutmak için özel olarak hazırladığı kullarıdır. İslam’ı yeryüzüne hâkim kılma projesinin sahibi Allah’tır. Projenin yürütme görevlisi ise kullarıdır. Kullarından bazılarını da özel olarak bu proje için hazırlamaktadır, Rabbimiz. Bu müjdeyi veren Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, ümmetinin fidanları yarışsın ve çoğalsın istemektedir. Fidanlık mevsimi geçmeden özel proje grubuna girmek için var gücü ile çalışan bir ümmet sırtı yere gelmeyecek bir ümmettir. O fidanlık mevsimi de gençliktir. Ayrıca “Âlimler Peygamber (sav)in varisleridirler.” Hadis-i şerifi de bu hususta unutulmamalıdır.

SAHABİDEN EBU KATADE (R.A) BİR HATIRASINI ANLATIYOR

“Resûlullah (s.a.v), bir sefer öncesi bize konuşma yapıp buyurdu ki: “Sizler bugün öğleden sonra ve gece boyu yürüyecek, yarın da suya kavuşacaksınız.” Bunun üzerine insanlar birbirlerine bakmadan yola koyuldular. Resûlullah (s.a.v) de yola koyuldu. Ben yanı başında idim. Gece yarısı oldu. Yavaş yavaş uyuklamaya başladı. Hayvanının üzerinde eğildi, kaldı. Hemen yetişip onu uyandırmadan hayvanının üzerinde dik duruncaya kadar doğrulttum. Yoluna devam etti. Biraz daha vakit geçince tekrar eğildi. Ben yine onu uyandırmadan doğrulttum. Yola devam etti. Vakit iyice ilerlediği bir anda tekrar eğildi. Bu sefer sanki düşecek gibiydi. Neredeyse de düşüyordu. Ben yanına varıp onu doğrulttum. Bunun üzerine başını kaldırıp: “Kimdir o” dedi. “Ebu Katâde…” dedim. “Ne zamandan beri benim yanımda yürüyorsun böyle?” dedi. “Gece boyu böyle yürüdüm.” Dedim. Bunun üzerine buyurdu ki: “Peygamber’ini koruduğun gibi Allah da seni korusun.”

KİTABIMIZ KURAN-I KERİM HEP VAR OLACAK

Peygamberimizin kendisi yok ama O’na gönderilen Kitabımız Kuran-ı Kerim, O’nun Sünneti, O’nun hadisleri hep var ve hep var olacak. Bu hizmeti yapan, neşreden, koruyan, kollayan, hassasiyet gösteren Süleyman Efendi ve Onun gibi Allah Dostlarının, dinine sahip çıkan bütün Mü’minlerin de Peygamberimizin Ebu Katâde Hazretleri için söylediği duaya mazhar olacakları kanaatindeyim. “Peygamber’ini koruduğun gibi Allah da seni korusun”

CEREYAN EDEN HADİSELERİ YAKINDAN TAKİP ETMELERİ

Zamanının, ilim-irfan ve irşada temâyüz eden dersiâm ve ilim adamlarına, talebelerini gönderir; talebelerini onların imtihan etmelerini, din ilimlerinin yeniden ihyâ edilmekte olduğunu görerek sevinmelerini arzu ederlerdi. Nitekim dersiâmlardan Ali Haydar Efendi, Ömer Nasuhi Bilmen ve Hasan Basri Çantay gibi pek çok zevâta, bu vesile ile talebelerini göndermişlerdir. Said-i Nursi, Abdulhakim-i Arvasi Hazretleri ve Sami Efendi dahil tanınmış birçok zevatla muhabere etmiştir. Ayrıca talebelerini Bayezıd’a sahaflara gönderir, oradan kitap aldırır, Muzaffer ÖZAK’a “Paraları yetmezse onların istedikleri kitapları ver” diyerek onların kitap-sahaf-okuma-tetkik-tetebbuat gibi mefhumlara âşinalık kesbetmesini temine çalışmışlardır.

İmâm-ı Rabbânî Hazretleri’nin “Zamanının gidişâtını bilmeyen ârif-i billah olamaz” sözünü içinde bulunulan şartların bilinmesi bakımından sık sık zikrederlerdi.

‘ZÂHİRİMİZ HALK İLE BÂTINIMIZ HAK İLE’

Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri, cemiyetten uzakta yaşamak yerine, cemiyetin içinde Müslümanlığı yaşatmayı tercih etmiş ve “Zâhirimiz (Dışımız) halk ile Bâtınımız (içimiz) Hak ile” buyururken, İslamiyet’e ters düşen kılık ve kıyafete de katiyyen itibar etmemiştir. (Kendileri kış-yaz ceketten uzunca pardesüden kısaca olan bir kıyafeti tercih etmişlerdir.)

Talebelerini hayatlarında, daima itidale teşvik etmiş, ifrat ve tefritten uzak kalmalarını tavsiye etmiştir. Süleyman Efendi, hayatının hiç bir zerresinde şer’i hükümlerden ve emirlerden hiç birisinden zerre kadar fedakârlık göstermemiştir. Yakın arkadaşlarının Süleyman Efendi hakkındaki şikâyetleri şöyle idi. “Efendi Hazretleri çok iyi insan fakat pek fazla müteşerri!” Yani Efendi Hazretleri çok iyi insan fakat şeriata çok fazla bağlı. Pek tabi bu bir kusur değil, meziyetlerin en büyüğü. Süleyman Efendi, şer’i meselelerde son derece celalli, beşeri münasebetlerinde ise halim, salim ve müşfik idi. Esasen, Peygamberimizin takip ettiği irşad metodu da bu değil miydi? Huzuru Şeriflerine girenler hiç bir sıkıntı duymazlar istedikleri her mevzuu rahatlıkla kendisine anlatabilirlerdi.

MATBUATA (BASIN VE YAYINA) OLAN ALAKASI TAKDİRLERİ, TEŞVİKLERİ

Dünya hâdiselerini yakından takip eder. Her sabah bir “Yeni Sabah” gazetesi aldırıp, dış politika yazarlarının yorumlarını ve önemli haberleri talebelerine muntazaman okuttururlardı. O günkü şartlarda “Ah bir gazetemiz olsa! Müslüman zenginler bu işin ehemmiyetini kavrasalar da bir gazete çıkarsalar.” Buyururlar, sonra da “Gazete, bir milletin gözü, kulağı, dili mesabesindedir” derlerdi.

DEVLET ADAMLARINI İKAZ EDERDİ

Diğer günlük hâdiseleri ve dünyadaki Müslümanların meselelerini yakından takip eder, yerine göre câmi kürsüsünden dile getirirdi. O devirde bir çok vâizler günlük hâdiseleri Câmii kürsüsüne getirmeye cesaret edemezken; O, zaman zaman devlet adamlarını ikaz ederdi. Camii kürsülerinde; Fransa işgalindeki Cezayir’le ilgili, “Hükümet Cezayirli Müslümanlara yardım etmiyor, bari biz dualarımızla oradaki kardeşlerimize yardım edelim” diyerek dua etmişler, talebelerinin dikkatini dünya Müslümanları’nın üzerine çekerek onlara “Ümmet Şuuru” vermeye çalışmışlardır. Keza yine müteaddit vaazlarında “Menderes Ayasofya’yı aç!” hitaplarıyla devrin Başbakanını ikaz etmişlerdir. Ayrıca Halkı, CHP’ye rey vermekten şiddetle men etmiştir.

Dinî neşriyata ehemmiyet vermiş, Necip Fazıl’a “Büyük Doğu” mecmuasını çıkarmasında mânevi teşvikleri yanında, büyük maddî yardımlarda bulunmuşlardır. Türkiye’de Mason ve Siyonizm tehlikesine karşı milletimizi uyarıcı eserler neşreden Cevat Rifat Atilhan’ın hizmetlerine en büyük yardımı Süleyman Efendi yapmıştır. Onun kitaplarını tavsiye etmiş ve yaymıştır. Kezâ o günün şartlarında İslâm mefkûresinden yana neşredilen her eser ve mecmua onun tarafından az veya çok desteklenmiştir. Abdurrahim Zapsu “Ehl-i Sünnet” mecmuasından, Sebilürreşad’dan, Osman Yüksel SERDENGEÇTİ’nin Serdengeçti dergisine, Abdullah Işıklar’ın Fetih Gazetesinden Sinan Omur’un “Hür Adam” mecmuasına kadar…
http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/yasar-degirmenci/kurana-adanmis-bir-omur-12003.html

ahmet kaya

mödo
bu ülkenin onurlu ve yurtsever insanları, 12 eylül karanlığı içinde sinmiş insanlar, eğer bir parça bu karanlığın içinden çıkmışlarsa, haklarını arayabiliyorlarsa bunu biraz da ahmet kaya'ya borçludurlar. o, şarkılarıyla insanlara direnmeyi öğretti. zulüm kime yapıldıysa onun yanında oldu. bu yüzden ahmet kaya'ya çok şey borçluyuz.

şiir yaz

mödo
sana gitme demeyeceğim
üşüyorsun ceketimi al
günün en güzel saatleri bunlar
yanımda kal

sana gitme demeyeceğim
gene de sen bilirsin
yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim
i̇ncinirsin

sana gitme demeyeceğim
ama gitme lavinia
adını gizleyeceğim
sen de bilme lavinia

(gbkz:özdemir asaf)

selahattin eyyubi

mödo
Kudüs'ü Haçlı kuvvetlerinden alarak kentte 88 yıl süren Hıristiyan egemenliğine son verdi, akabinde Hıristiyanların düzenledikleri III. Haçlı Seferi'ni etkisiz hale getirdi. Onun hakkında Sobernheim şöyle diyor: “Zekâsı ve dindarlığı üzerinde kurulmuş bulunan iktidarı sarsılmaz haldeydi. Her türlü hırs ve
tamah ona yabancıydı.
Selâhaddin Eyyubi, verdiği sözü ne pahasına olursa olsun tutar, affetmeyi severdi. İbn Cübeyr onun, "Af konusunda hata etmek, haklı olarak cezalandırmaktan daha çok hoşuma gider." dediğini nakleder. Eman verdiği kişileri kesinlikle cezalandırmamıştır. Haçlılar onun bu yönünü çok takdir etmiştir. Şam'da vefat etti. Kabri Şam'da bulunan Emeviye Camii haziresindedir.

çerkes hasan

mödo
Çerkes Hasan, Osmanlı askeri, padişah Abdülaziz'in kayınbiraderi. Hüseyin Avni Paşa ve diğer paşaların Sultan Abdülaziz'i hâl edip şehit etmelerinden, bu kişilerin elini kolunu sallayarak gezmelerinden rahat etmeyen Çerkes Hasan, 15 Haziran 1876 günü bir Osmanlı hükümet toplantısını basarak 5 devlet büyüğünü öldürmüş, en az 10 kişiyi yaralamış ve idam edilmiştir. adalet yanlısı bir vatan kahramanıdır.

palu ailesi

mödo
Müge anlı'nın programında gündem olan, üç harflilerden, tecavüzden, cinayete kadar kendi içlerinde suç karmaşası oluşturan Türkiye'nin karanlık bir ailesidir. Herşey Tuncer ustael adlı damadın aileye katılmasıyla başladı.

46'lık

mödo
765 sayılı Eski TCK'nda akıl hastalığı 46.maddede düzenleniyordu. Hüküm bu madde ile veriliyordu. Bu maddeden hüküm yiyenlere 46'dan hüküm yedi derlerdi. akıl olarak sıkıntı barındıran kimselere, deli mizaçlı ve absürd ve garip davranışlar sergileyen kimselere 46'lık denir. Oradan 46'lık tabiri kullanıla gelmektedir.

doğu türkistan meselesi

mödo
kaynaklara göre 13. Yüzyıla kadar İslamlaşma süreci tamamlanan Doğu Türkistan Türk tarihinde birçok devletin kurulduğu bir coğrafyaydı. Bu coğrafyada Türk Devleti olan Çağataylılar, Timurlular ve son olarak Doğu Türkistan Cumhuriyeti adı altında devletler kuruldu. Ancak birbiri ardına gelen bu Türk Devletleri silsilesi Çin Mançu İmparatorluğu'nun Doğu Türkistan'ı tam anlamıyla işgali ile sekteye uğradı. İşgalin gerçekleştiği 1757 yılı sembolik olarak 751 yılında gerçekleşen ve Türklerin(Karluklular) Çinlilere (Tang Hanedanı) karşı Müslümanları(Abbasi Devleti) desteklediği ve Çin'in ağır bir yenilgiye uğradığı Talas Savaşı'nın da bininci yılına denk geliyordu.
Doğu Türkistan'ın işgalinden sonra bölgede güven ortamı tamamen sarsıldı ve hem sınır boylarında hem de ülke içinde büyük ihtilaflar yaşandı. Meskun Uygurlular gerçekleşen işgale karşı birçok ayaklanmada bulundular. Bu ayaklanmalar ülke geneline yayıldığında büyük ölçüde beklenen sonuçları verdi ve ilk olarak Yakup Han liderliğinde Kaşgariye Devleti 1865 yılında kuruldu. Ancak 1878 yılında Rus İmparatorluğu'nun desteğini alan Çin Devleti daha ağır bir harekat ile ülkeyi tekrar işgal etti. Ağır işgal politikası 1884 yılında ülkenin isminin Çince'de Yeni Devlet anlamına gelen Xinjiang ile değiştirilmesine kadar ilerledi. Kısmen aralıklarla ayaklanmalar olsa da 1884 yılından sonraki en büyük olaylardan biri 17 Kasım 1933'te çıktı ve neticesinde Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti'nin ilanı gerçekleşti ancak Sovyetlerin desteğiyle bu devlet 5 yıl sonra sert bir müdahale ile Çinliler tarafından tekrar işgal edildi. Takip eden süreçte 1944 yılında yeni bir başkaldırı ile Doğu Türkistan Cumhuriyeti kurulur ancak aynı şekilde 5 yıl sonra tekrar gerçekleşen işgalde 26 Eylül 1949 yılında Çin bölgede hakimiyetini kurdu. Doğu Türkistan 13 Ekim 1949 tarihinden bu yana Çin devletinin işgali altındadır. Komünist Çin Yönetiminin Kızıl Ordu ile 1955'te kurulan Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi günümüze dek gelen süreçte Çin Halk Cumhuriyeti'ne bağlı 5 büyük otonom yapısından en büyüğü durumundadır. Bölgenin resmi isminde “özerk” tabiri olmasına rağmen Uygurların kendilerini yönetme ve temsil etme hakları bulunmamaktadır. Doğu Türkistan'daki bütün önemli siyasi, yönetim ve ekonomik pozisyonların %90'ı Çinlilerin elindedir. Çin – Uygur ihtilafı sürekli olarak Budistlerin Müslümanlara yönelik katliamı olarak gündeme gelse de aslında sorunun temelinde dini ya da inanç farklılığından kaynaklanan bir gerekçe olmadığı söylenebilir. Her ne kadar sürekli olarak dini semboller üzerinden söylem geliştiriliyor ve inanç temelli ayrımlar ile iç savaşlarda çatışmalar yaşanıyor olsa da Çin – Uygur münasebetlerinin ilk tetikleyicisi bölgenin stratejik konumundan kaynaklanıyor. Artık kültürel mimariler, okullar, bankalar, giyim mağazaları da birer işgal enstürmanı. Modern işgal süreci doğrudan Doğu Türkistan halkının bedenin dahi iş gücü olarak kullanılması üzerinden işliyor. Bu işgal yalnızca top ve tüfekle yapılmıyor; Kaşgar vilayetinde olduğu gibi birkaç yıl önce başlayan yıkımlarla şehir kentsel dönüşüm bahanesi ile tamamen Çin mimarisi ile donatılıyor, Çince'nin 1950'li yıllarda seçmeli ders olarak belirlenmesinden sonra şuanda Çince zorunlu bir ders olarak eğitim kurumlarında dikte ediliyor. Ancak buna ek olarak dini sembollerin ortaya çıkışı gibi sorunun ortaya çıkmasında temel bir gerekçe sunmuyor. Sistematik şekilde Çin'deki Han soyundan olan Çinlilerin Doğu Türkistan'a iskan edilmesi ve gelinen noktada ülke nüfusunun neredeyse yarı yarıya paylaşılması kimlik tartışmalarını da gündeme getirdi.Doğu Türkistan'da yaklaşık olarak 20 milyon Uygur yaşamaktadır. Kadim Uygur dili bugünkü Uygurların da dilidir. Günümüzde Doğu Türkistan'ın resmi yazı dili Uygurca-Arapça alfabesiyle yazılmaktadır.

doğu türkistan meselesi

mödo
Uygurlar, Sünni Müslümanlardır ve Doğu Türkistan'daki çoğunluk gruptur. Çin yönetimini bölgede uyguladığı önemli politikalardan biri de İslam dininin pratiklerinin ortadan kaldırılması. Bu amaca binaen bölgede namaz, oruç, başörtüsü, sakal, peçe gibi pratiklere karşı kısmen ya da tamamen yasaklar uygulanıyor. Uygur Türklerinin çocuklarına İslam dinini çağrıştıran isimleri vermesi de yasak. Camilere mühür vurulmuş, ibadet yasak, aleyhe söz sarf eden fişlenmekte, gizli ajanlar halkın arasında bulunup basit sözleri bile şikayet etmekte bundan dolayı halk eziyet, işkence görmekte sorguya çekilmektedir. İslama darbe vurulmakta. Halk için toplama kampı yapılmış. Çin bu yüz binlerce Müslüman Uygur'u zorla toplama kamplarında tutmakta. Bu kamplar uydu görüntülerine yansımıştır. Çin yönetimi kampların varlığını başlangıçta reddetti. Ardından bunların "yeniden eğitim okulları" olduğunu öne sürdü.

kadir gecesi

mödo
Kadir gecesinde 4 rek'at namaz kılınır. İki rek'atte bir selâm verilir.

1'nci rek'atte: 1 Fâtiha, 3 İnnâ enzelnâhü,

2'nci rek'atte: 1 Fâtiha, 3 Kulhüva'llâhü ehad...

3. ve 4. rek'atlar da aynen kılınır. Bu namaza şöyle niyet edilir: "Yâ Rabbi! Bu gece hürmetine, Efendimiz hürmetine, rahmet-i ilâhiyen hürmetine, benim tevbelerimi kabul eyle. Afv-ı ilâhiyene, feyz-i ilâhiyene mazhar eylediğin zümreye ilhak eyle."

Namazdan sonra, bir defa:
"Allâhü Ekber, Allâhü Ekber. Lâ ilâhe ille'llâhü vAllâhü Ekber. Allâhü Ekber ve lillâhi'lhamd."

100 İnnâ enzelnâhü...

100 Elem neşrahleke...

100 defa:
"Allâhümme inneke afüvvün kerîmün tühıbbül afve fâ'fü annî"

diriliş ertuğrul

mödo
13. Yüzyıl… Dünya yeni kudretini arıyordu. Ve Anadolu, emperyallerin kavgaya tutuştuğu bir diyardı. 1071’de Türklerin girdiği bu topraklara şimdi, Haçlılar ve Moğollar da ortak olmak istiyordu. Akdeniz, Karadeniz, Balkanlar, Kafkasya ve Mezopotamya yeni sahibini arıyordu. İşte bu yangın yerinde, bizim hikayemizin kahramanı Ertuğrul da, 400 çadırlık obasına bir yurt arıyordu. Yıllardır yersiz ve yurtsuz kalan Kayılar, Ertuğrul’dan acılarına, çilelerine ve yolculuklarına son verecek bir yurt istiyordu. Ertuğrul, göğü çadır, yeri yatak eyleyerek zor bir mücadeleye talip oldu. Tapınak Şövalyeleri ve vahşi Moğollar onun en büyük düşmanlarıydı. Ertuğrul, ümitlerin tükendiği bir çağda nice zorluğa göğüs gererek, azmi ve sabrı sayesinde düşmanlarını yendi ve Kayı boyuna bir yurt verdi. Bu yurtta üç kıtada altı asır hüküm sürecek olan dünyanın en ihtişamlı devleti Osmanlı İmparatorluğu kuruldu. Bu muhteşem devletin sırrı da kahramanımız Ertuğrul’un hikayesinde gizliydi. Ertuğrul’un, İbn-i Arabi’den aldığı bu sır, onu adım adım hayallerine taşıdı. Ertuğrul, hayallerine giderken aslında dünyaya yeni bir medeniyet armağan etti. Temellerini attığı devlet, dünyanın kaderini değiştirdi. Biz de dünyanın kaderini değiştiren adamın destansı hikayesine, boyun eğmeyen karakterine, büyüleyici aşkına ve tüm insanlığa yetecek adalet duygusuna şahitlik edeceğiz. Diriliş “Ertuğrul” aynı zamanda bugünün hikayesi…

Engin Altan Düzyatan – Ertuğrul
Kaan Taşaner – Gündoğdu
Hülya Darcan – Hayme Ana
Serdar Gökhan – Süleyman Şah
Esra Bilgiç – Halime
Didem Balçın – Selcan
Hande Subaşı – Aykız
Burcu Kıratlı – Gökçe
Hakan Vanlı – Kurdoğlu
Levent Öktem – Üstad-ı Azam
Serdar Deniz – Titus
Turgut Tunçalp – Afşin Bey
Mehmet Çevik – Deli Demir
Cengiz Coşkun – Turgut Alp
Cavit Çetin Güner – Doğan Bey
Nurettin Sönmez – Bamsı Beyrek
Osman Soykut – İbn-i Arabi
Fahri Öztezcan – İlyas Fakih
Gökhan Atalay – Şahabettin
Can Kahraman – Kara Toygar
Hamit Demir – Akçakoca
Mehmet Emin İnci – El Aziz
Sedat Savtak – Numan
Tolgay Sala – Hamza Alp
Özlem Aydın – Elenora
Arda Anarat – Dündar
Burak Temiz – Yiğit Alp
Gökhan Karacık – Derviş
Celal Al – Rahman

Diriliş "Ertuğrul" her Çarşamba 20:00'de TRT 1 ekranlarında...

"Diriliş" "Diriliş dizisi" "Diriliş Ertuğrul" "Diriliş dizisi tek parça" "dirilişertuğrul" "Ertuğrul" "Diriliş tek parça" "Diriliş full izle" Diriliş hd izle" "diriliş son bölüm izle"

kanun-u muvakkat

mödo
Osmanlı zamanında Bakanlar kuruluna tanınmış geçici kanundur. Muvakkat kelimesi de esasen Arapça kökenli olup geçici anlamında kullanılır. Bir nevi vakitli kanun. Hukukumuzda kanun hükmünde kararnameler Bakanlar kuruluna tanınmıştı. Bu yetki kalktı. Muvakkat kanun günümüz anlamıyla kanun hükmünde kararname demektir.

ana yüreği

mödo
Ana yüreği kutsaldır. Hiçbir korku anayı, evladını korumak, sevmek duygusundan alamaz. İrade dışı yapar bunu ana yüreği. Topla tüfekle yıkılmaz. Evlat ananın yarısıdır. Sadece insana özgü değil bu yürek, hayvanlarda da vardır.

15 mart 2019 yeni zelanda cami saldırısı

mödo
Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Bilakis onlar diridirler, fakat siz hissedemezsiniz. (Bakara 154)

Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerinin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor." (İbrahim suresi 42.)

#Zalimler için, yaşasın cehennem!
Şehadete yürüyenlere selâm olsun.

kambersiz düğün olmaz

mödo
Hazreti Muhammed, nikahları bizzat kendisi kıyardı. Ondan sonra ilk üç halife devam ettirdi bu nikah kıyma işlemini. Sonra hazreti ali, devrinin siyasi işleri ve yoğunluğundan kendi gidemez olur ve 'kamber' isimli kölesini kendi yerine vekil tayin edip nikah kıymaya gönderirdi.
- 'kambersiz düğün olmaz' tabiri buradan gelmektedir.

ihtiras

mödo
Deve, çöl dikeni yiyince damağı kanar. Ve ılık kanın tadını çok sever, lezzeti kandan değil dikenden bilir. Böylece diken yemeye devam eder. Sonunda diken yiye yiye kan kaybından ölür. Araplar devenin diken yemesine ha-re-se derler. Yani ihtiras, kendi kanında boğulmaktır.

perm hamidiye camii

mödo
Perm, Rusya'nın kuzeyinde kuzey kutbuna yakın bir şehirdir. Buranın yerli müslümanları, Abdülhamid han zamanında kendi çabalarıyla bir camii inşa etmişler ve bu camiinin adını Hamidiye camii koymuşlar. Bunun üzerine padişah Abdülhamid'e bağlılıklarını belli etmek için bu camiinin resmini ve tarihlerinden bahseden bir yazıyı zamanın dergisi Osmanlı'da çıkan serveti Fünun dergisinde çıkması için Osmanlıya göndermişler. Sscb dönemi, 1. ve 2. Dünya savaşları ve soğuk savaş döneminde camii müze gibi işlerde kullanılmış veya yerine göre kapatılmış. Bugün buradaki halk bu camiinin adının Hamidiye camii olduğunu bilmemektedir. Tâ ki yedikıta dergisi yazarları bu camiinin yazısını eski serveti Fünun dergisinde görüp ve bunun üzerine orayı ve oranın halkını bilgilendirene kadar...(bkz:yedikıta 2019 Şubat sayısı) (güzel çalışma olmuş)

bir idam mahkumunun son günü

mödo
Giyotinle idama gidecek olan birinin son anlarını anlatan acıklı bir Victor hugo romanı.
( Giyotin, idam mahkûmunun başını kesmek amacıyla geliştirilmiş bir çeşit idam aracı. Giyotin ilk kez 1792 yılında Jacques Nicholas Pelletier adlı bir hırsızı idam etmek için kullanılmıştır.)