confessions

gruda

Yazar  · 16 Ocak 2016 Cumartesi

  1. toplam giri 1008
  2. takipçi 19
  3. puan 7104
  4. toplam gelir 4,94 ₺

genç girişimcilerimizin başarısız olma sebepleri

cayisallama
bir ton sebep sayılabilir. sırayla sayıp sayıp açıklayalım. ileri ki süreçte edindiğimiz deneyimleri de bu entry altına ekleyebiliriz belki.

Bu sayacaklarımı bir fikri olup girişim isteği olan insanlar için düşünüyorum.

Not: genç girişim falan derken kafe açmak gibi salak saçma şeyler düşünmeyin lütfen. onlar girişim falan değildir, saygı duyulucak bir başarı göstergesi hiç değildir.


1-Plansızlık
olayın başını çeken şey tam olarak plansızlıktır. Genç girişimcilerin çoğunun bi baltaya sap olamamasının ana nedeni plan, program kısmının eksik olmasıdır. Bu plan programdan kastım sadece kafada olan da değildir. Güzel bir çizim ile anlatılabilecek şekle kadar evrilmesidir.

2-Öngörüsüzlük
hiç kimse anne karnında bazı şeyleri öğrenmiyor. dolayısı ile her konuda tecrübe sahibi olmanıza gerek yok. Ancak öngörü sahibi olmak durumundasınız, durumundayız, durumundayım. Bahsettiğim öngörü uzun vade için çok geçerli olmasa da kısa ve orta vadeyi kapsıyor.

3-takım çalışması veya ekip olmayışı

tek el ile ses çıkaramazsınız. çıkaracağınızı düşünün işte o parmak şıklatma olayını da iki parmak ile yapıyorsunuz.

ekip çok önemli bir faktör. Ekibi olmayan (bkz:#müteşebbis) baştan kaybetmeye mahkumdur. İş planı ile eşdeğer sayılır ekip olayı.

Ekibi olan müteşebbislerin ise bu ekiplerini kollektif bir şekilde yönetip yönlendirememe problemi genç girişimcileri başarısız kılan diğer etmenlerden.

a-müteşebbis bencilliği

ekip içerisinde emek veren insanlar arasında adaleti gözetmeyen ve her şeyi kendi çıkarları doğrultusunda kullanan müteşebbis başarısız olmaya mahkumdur. Önemli olan ekiptir. Ekip içerisinde bulunan herkes aynı şekilde emek sarfetmemiş olsa bile müteşebbis kendini herşeyin mutlak sahibi olarak görmemesi gerekir. Görürse başarısızlık ani gelir ve örneği çoktur.

b- ekip görev tanımı

görev tanımı belli olmayan insanların ne iş yapacakları belli olmaz. işi kendi planlayan ekip çalışanı olmaz. işi ekip planlar ekip içindeki kişi uygular.

c- yeterince zaman ayıramamak

bir fikriniz var ise bu fikrinize zaman ayırmanız gerekir. Fikrinizin olgunlaşması için emek verip filizlenmesini beklemeniz gerekir. Mikrop üretmiyorsanız hemen yayılmasını bekleyemezsiniz. Zaman ve azimin sürekli olması gerekir.

d- işi basite alan insanlar ile çalışmak

insan kendisi bir şeye inanmazsa başka hiç kimseyi inandıramaz. bu tarz insanlar gidip işçi, memur olup yaşayıp gitsinler. Almayın aranıza.

4- fizibilite çalışmasının yapılamaması

bu konu yukarıdakilerden az bağımsız sayılabilecek bir konu. fikriniz ile ilgili satın almanız gereken şeyler ortaya çıkacaktır. Bu satın alınacak şeylerin pazar araştırması o kadar detaylı ve titiz bir şekilde yapılmalı ki öncelikle azim olarak zarar sonra maddi olarak zarar etmeyesiniz. 10 liraya alınacak şeyi 100 liraya bir dolandırıcıdan aldığınızda ve sonra bunu öğrendiğinizde paradan çok azminizin kaybolduğunu göreceksiniz. başarısızlık peşi sıra gelecektir.

5-sermaye

ilk madde ile beraber yürür. paranız yoksa fikrinizi hayata geçirmek hiç kolay olmayacaktır. Bazı şeyleri yapmak için sürekli beklemek zorunda kalırsınız bu da sizi, isteğinizi kıracaktır. Sermayeden çok sermayeyi etkin kullanabilmek önemlidir.

6- ihtiyaçlara ulaşma

ülkemizde artık çok zor olmayan şey. ancak kısa bir zamana kadar çoğu alanda gerekli bilimsel bilgiye ulaşmak ciddi sorundu. Ulaşmak yetmez düzgün kullanabilmek gerek.

7-pazarın doymuş olması

fikriniz çok orjinal olabilir ancak o fikiri hayata geçirmek istediğiniz alan doymuşsa yapacak pek bir şeyiniz yok.

a- kartel

hemen her sektörde vardır. önce gelen suyun başını tutar elbet. Bu sizin fikrinizi engellemese de yıpratacaktır.

b- oligapol piyasa

kartel kadar sert olmasa da aralarında anlaştıkları sürece içeriye girmeniz, tutunmanız oldukça güçtür.

8- rekabet

yaptığınız girişim internet ile alakalı ise rakibiniz benzer bir site değil, google, facebook gibi dev firmalardır.

Türkiye'de seri katil olmaması girişim olayına da bir örnek teşkil eder.

moda

piri fani
toplumlar için gerçekten büyük bir zehir.
bu zehir ilk olarak insanlara ücretsiz bir şekilde enjekte edildi sonra sahte bir cennet sunuldu. büyük bir özenti yaratıldı.

insanlar güzelleşmek için avucundaki kalan son parayı moda uğruna harcar durumdalar. Bu gün şehirlerde ki durum tamda budur. eskiden köylerde böyle dertler yoktu ancak artık köyler de bu zehirden zehirlenmiş durumdalar.

Kumaşla değil kibirle kuşandılar, kıyafetleri ile eziyorlar birbirlerini. Bir kaç süslü moda dergisi nasıl alev alıp ta tüm ülkeyi nasıl da yangın yerine çevirdiğini hayretle izliyoruz.

oysa asıl moda iyi kalplilik, feraseti ve güzel ahlakıdır. bunlar olmadan ne kıymeti kalır ki.
zaman değişti şimdi insanlar giyimleri ile hürmet görür hale geldiler.

hüdhüd kuşu

piri fani
türkçede ibibik kuşu olarak biliriz bu kuşu yada çavuş kuşu.

hz. süleyman ile hikayesi şöyledir;

Halk arasında konuşulan Hz. Süleyman (a.s) ile hüdhüd kuşu arasında geçen hadise malumdur.

Kısaca anlatmak gerekirse, çağrısına icabet etmeyen bu kuş Süleyman (a.s) kızdırır.

Tekrar çağırttırır.

Şayet aynı yönde cevap verirse bu sefer yaptırımla karşılaşacağını söyleseler bile hüdhüd'ün cevabı daha sert olur.

Süleyman (a.s) hayret içerisinde “bu kadar küçük cüssesiyle bana nasıl kafa tutar” diye merak etmektedir.

Elçiye, “git sor bakalım neyine güveniyor da bana kafa tutuyor” der.

Hüdhüd “vakıf malından gagama bir parça çamur alır sarayının kubbesine koyarım yerle bir olur” diye cevap verir.

Bu cevap karşısında Süleyman (a.s) hayret içerisine düşer.

sveti stefan kilisesi

piri fani
Aziz Stefan Bulgar Kilisesi ya da daha çok bilinen adıyla Demir Kilise. Viyana'da bir dökümhanede parça parça üretilen kilise ilk olarak üretici firma tarafından firmanın bahçesinde monte edilmiştir. Kalite kontrolden geçen yapı daha sonra İstanbul'a getirilmiş (1895) ve süren hummalı çalışmalar sonucunda 1898 yılında ibadete açılmıştır. Daha önce denizin dibinde yer alan yapı zaman içinde yapılan yol çalışmaları ile bugün denizden uzak bir haldedir.

Bulgar tarihinde önemli bir yere sahip olan ve geçmişte yaklaşık 30-40bin gibi bir Bulgar nüfusuna sahiplik yapan İstanbul'un da önemli anıtları arasındadır. Pazar günü Fener-Balat gezilerinizde uğrayacağımız noktalardan biri olabilir.





sadullah paşa yalısı

piri fani
Çengelköy'de bulunan Sadullah Paşa Yalısı, Boğaz'ın nadide eserlerindendir. Viyana Büyükelçisi olarak görev yaptığı sırada intihar eden paşa birkaç gün sonra hayatını kaybetmiştir. Aktarılanlara göre eşi Necibe Hanım, paşanın öldüğüne inanmayıp bu yalıda bir ömür boyu dönmesini bekledi. Sadullah Paşa'nın ise ancak cenazesi dönebildi.

gül cami

piri fani
Kiliseden çevrilme olan yapı oldukça yüksektir fakat kot farkı ve etrafındaki binaların yüksekliği sebebiyle kolay kolay fotoğrafı çekilememektedir. Ancak İstanbul'un sokakları her daim süprizlerle doludur! Gidip görmek isteyenler caminin ihtişamını görebileceğiniz bir açı yakalama fırsatı bulabilirsiniz.

cülus

piri fani
Arapça bir kelime olan ve sözlükte “oturmak” anlamına gelen cülûs tabirinin oldukça eski bir tarihe sahip olduğu
görülmektedir. Örneğin minyatürlerde Hz. Süleyman (as) çok defa taht üzerine oturmuş halde tasvir edilmiştir. Osmanlılar'da cülûs sözü daha çok şehzadelerin tahta geçişi münasebetiyle kullanılmış, bununla ilgili olarak cülus bahşişi, cülus çıkması, cülus terakkisi, cülusiyevb. tabirler ortaya çıkmıştır. Yeni padişahın Eyüp Sultan'a götürülerek orada kılıç kuşanma merasiminin yapılması da devletin sonuna kadar devam etmiş törenlerdendir.


idris-i bitlisi

piri fani
Heşt Bihişt adlı eseriyle tanınan müellif, münşî, şair, hattat ve siyaset adamı İdris-i Bitlisi'nin Eyüp'te, sokak arasında bulunan kabri. Yavuz'un Mısır seferi esnasında Halep'in ilhakını müteakip bu seferden dönüşünde Malatya, Urfa, Besni, Ergani, Harput, Divriği, Siverek ve kesin olarak Mardin ile öteki şehir ve kasabaların Osmanlı idaresine girmesini sağlaması sebebiyle kendisine "tek kişilik ordu" gibi yakıştırmalar yapılmaktadır.

zeki müren madalyası

piri fani
Sanat Güneşimiz ile ilgili pek bilinmeyen bir hikayeyi aktarmaya çalışacağım.
Aşağıda gördüğünüz madalya "ZEKİ MÜREN MADALYASI"dır.



1960'lı Yıllar.
Rumlar Kıbrıs'ta katliamlar yapıyor, Türkiye "garantör" devlet olarak adaya müdahale etmek istiyor.
Fakat Birleşmiş Milletler, Nato, Abd "hayır edemezsin" diyor.

Bunun üzerine Kore Gazilerimiz ayaklanıyor ve Kore Savaşına istinaden Birleşmiş Milletler tarafından kendilerine verilen madalyaları iade ediyorlar...
Gazilerimizin bu davranışı kamuoyunda büyük beğeni topluyor.

Ülke olarak gazilerimizin bu hareketine karşı onların boş kalan göğüslerine yeni bir madalya yaptırmaya karar veriyoruz.
Bunun için de Milli Türk Talebe Birliği bir madalya tasarlıyor.

Fakat tüm gazilerimize bu madalyayı yaptıracak para bulamıyorlar.
İş adamları umursamıyor bile, devlet ilgilenmiyor.

Bir kişi hariç.

ZEKİ MÜREN bu girişimden haberdar oluyor ve tüm gazilerimize dağıtılmak üzre 18 ayar altında bu madalyaların tüm masraflarını üstleniyor.
Madalyalar yaptırılıp gazilerimize dağıtılıyor.

İşte üzerinde BOZKURT motifi bulunan Kore gazileri için yaptırılan o madalya "BOZKURT ZEKİ MÜREN MADALYASI" olarak yıllar boyu gururla taşınıyor.

Allah gani gani rahmet eylesin. Ruhu şad olsun.

ÇOK ÖZLEDİK BE PAŞAM...

twitterdan alıntı

mem u zin

piri fani
çok acıklı bir hikayedir. ahmed-i hani'nin kaleme aldığı efsanevi hikaye.

alan aşireti'nin mensubu mem ismindeki genç bir kürt çocuğu ile botan şehri'nin valisinin kızı olan zin'e aşık olur.
bu iki genç aşık bir nevruz günü tanışırlar. ikilinin birlikte olmasını kıskanan ve zin'i kendi çıkarları için isteyen valinin sağ kolu beko her zaman mem'i kötüler.

zin için için daha iyi bir adam olduğunu anlatır valiye. beko uzun uğraşlar ve karmaşık bir komplonun ardından mem'i öldürtür.
bu olaydan sonra zin mem'in mezarının başında yas tutarken açlıktan hayatını kaybeder.

zin de sevgilisi mem'in yanına gömülür. Beko'nun mem'in ölmesindeki etkisi ortaya çıkınca mem'in en yakın arkadaşı tacdin de bekoyu öldürür.
ancak beko öldükten sonra bile mem ile zin'in arasına gömülmeyi bir şekilde sağlar. onları ölümün bile yan yana getirmesini engellemiş olur.

14 eylül 2018 3. havaalanı olayları

ingiliz anahtari
işçi direnişine sonuna kadar destek veririm. Haklarını çalmayın haklarını verin.

İstanbul'da 3. havalimanı inşaatında çalışan işçiler, kötü çalışma koşulları sebebiyle bu sabah eylem başlattı. Yağmur altında uzun süre servis beklediklerini, şantiyedeki yemek ve barınma imkanlarının çok kötü olduğunu vurgulayan işçiler, çalışma koşullarının düzeltilmesini istediklerini bildirdi.



şehit fatih mehmethan'ın eşinden yürek yakan paylaşımlar

ccc
türkiye'nin vatanın bölünmez bütünlüğü için düzenlediği ve çok büyük kahramanlıklara sahne olan Afrin Harekatı'nın şehitlerinden biri de Piyade Üstçavuş Fatih Mehmethan'dı.

Şehidin eşi Gamze Mehmethan ise eşinin cenazesini askeri üniforma ile karşılamış ve tabutun başında 'Kalk da bana gel' diyerek adeta yürekleri dağlamıştı.

Eşiyle poz verdiği yerlerde bu kez tek başına
Eşinin şehit düştüğü dönemde henüz 4 aylık evli olan Gamze Mehmethan, aradan geçen sürenin ardından eşiyle çektirdiği düğün fotoğraflarının aynısını bu kez tek başına çektirdi.








akıllı konteynerlar ile istanbul karta para yüklemek

cayisallama
umarım sözde kalmaz. mükemmel ötesi bir proje. Gerçekten mükemmel.

Atık Yönetimi Müdürlüğümüz ile iştirakimiz İSBAK tarafından projelendirilen Akıllı Konteyner sayesinde; pet şişeler ile hem İstanbulkart'a yükleme yapılacak hem de çevreye katkı sağlanacak. “Akıllı Şehir Çözümleri Üretimi” ve “Katı Atık Yönetiminde” öncü olmaya devam ediyoruz.

takdir belgesi

cayisallama
öğrenim hayatım boyunca hep aldığım belgedir. Sadece lise ikide ve lise sonra iyice önemsiz hale gelmişti. Bu dönemler hariç.

Bu belge ile ilgili lise iki de resim hocasına, hocam benim bu işe yeteneğim yok, yapamıyorum,çizemiyorum gel şu derse bir verme demişliğim var. Ancak hoca dikkate almadı tabi vermişti biri. O dönem biraz sıkıntılıydı aslında.

Bu belgeye önem veriyormuşum demek ki gidip resim hocasından not istemek bu gün çok saçma geliyor açıkçası.
O notu istediğimde şunu diyebilseydi keşke bana; emeğin olmayan şeyi çalışmadan alman senin ilerki hayatına da nüksedecek. Hep emeksiz şeyler peşinden koşmana ağlayıp zırlayınca isteğin olacağına ikna olacaksın. bu notu ben bu gün sana verirsem geleceğine de yön vereceğim. Beni bu vebale sokma hacı.
demedi tabi;
resimleri yapmadığın için geçirmeyeceğim dedi. Halbuki başka birine yaptırmak istemiyordum.

okulları profesyonel yöneticiler'in yönetecek olması

issiz adam
ben bu fikri uzun zamandır savunuyorum. ve okuduğumda çok mutlu oldum. bence ön yargısız bi daha düşünmekte yarar var. bir hastanenin yönetimi gibi olacak. öğretmen diploması eğitim içindir. yönetici için değil. yöneticiler kamu yönetimi işletme gibi bölümlerden mezun olurlar. bir hastanenin satın almacısı , genel müdürü , baş hekimi sekreteri vb.. vardır. bence mükemmel bi çözüm.

istanbul'dan sonra ankara'da yaşamak

cayisallama
hemen hemen iki yıl olacak. Kendime yine yine yeniden sordum soruyorum ama gel gör ki alışamadım hala.
Alışamamak için bir sürü nedenim var kendimce. Önemli olan şehir değil çevre, insanlar falan diye hep geçirdim içimden ama kendimi bi türlü tatmin edemedim, edemiyorum. Kaçmak için fırsat kollayan mahkum gibiyim.

Özel sektörün vicdansızlığı ile askerden sonra baya bi savaşmışlığım var. Öğrencilik hayatımda da sürekli çalıştım ama askerden sonrası için işler değişiyor ister istemez. İnsanlar beklentilere giriyor, kendin kendinden beklentilerin oluşuyor, ihtiyaçlar çoğalıyor, aldığın eğitimin hakkını almak istiyorsun, öğrencidir parası olmazdan (gbkz:işsiz) moduna düşüyorsun, bir boşluk oluşuyor...

Özel sektörde güzel bir işim vardı. Belki de hayatımda girdiğim,yaptığım en güzel işlerden biriydi diye kalacak. (daha önce recep ivedik tarzı bir sürü işe girmişliğim var) Kalmasının nedeni ise çalıştığım insanın kıymetli oluşuydu, sirkeci esnafı ile kurulan güzel bir bağdı, istanbulun en güzel yerinde çalışmanın vermiş olduğu huzurdu. Kimin dediğini hatırlamıyorum ama güzel bir söz vardı insanın işinde huzurlu olması gelecek kaygısını da aldığı maaşı da önemsiz kılar. Bunlar kısmi etken olsa bile kısmi etken olarak bakmak lazım.

O zamanın durumuna göre asgari ücretin iki katı maaş alıyordum. Akşam eve gidişim 8 i buluyordu ve yoruluyordum doğrusu. İki yıla kadar çalıştım sonra bir şekilde sınavdı,kpssydi,puandı,mülakattı derken kendimi ankara da buldum. Gelme nedenim tamamen duygusal nedenlerleydi, yani para. Daha iyi bir maaş alacaktım, daha düzgün bir iş yapacaktım, aileden fiziken uzak gönülen yakin olacaktım, yeni bir hayat kuracaktım, hayallerim için kendime zaman ayıracaktım (beşten sonra müsaitiz ya hani), doyumsuz olan nefsimin (egomun) bir nebze daha doymasını sağlayacaktım, ailede olan okumuş adam devlette çalışan adamıdır mantığını, beklentisini karşılayacaktım, eğitim seviyesi yüksek, aynı minvalde eğitim aldığım insanlarla iletişim kuracaktım, daha mutlu olacaktım...

İstanbuldan sonra (bunu istanbula bağlamamda ki sebep) işler çok değişti. DAha önce kamunun işleyişini bildiğini sanan eğitim öğretimde okul ve üniversiteleri, adliyeleri, icra dairelerini, denetim firmasındayken vergi dairelerini, kgk'nu bilen biri olarak içinde çalışında işler pek o şekilde olmuyormuş.

Aynı eğitim seviyesine ki insanlar ile çalışacağım diye beklerken aynı öğretim seviyesindeki insanlar ile çalışmak zorunda olduğumu hissettim, Yeni bir hayat derken (yanlızlığı seven biri olarak), yeni bir yanlız hayat, güzel bir yerde çalışacağım derken, cinselliğini eğlenceye dökmüş pavyoncunun,pavyonun gırla gezdiği bir yerde çalıştığımı hissettim, yeni arkadaşlarım olacaktı ama yeni hiç arkadaş edinemedim ya da yavan muhabbetlere hep tepki verdim, iyi niyetin bu kadar suizanına şahit olacağımı da hiç kestirememiştim, hırsların bu kadar marjinal seviyede olacağına hiç hayal bile etmemiştim, usul ve teorinin pratiği boğduğu bir çalışma hayatı da değildi düşüncem, pratiğin usulün yanında hiç kıymetinin olmayışını da kestirememiştim.

İnsanların gelecek kaygısıyla bu denli yaşayabileceği ihtimalini de göz önünde bulunduramamıştım. Rızkın Allah tarafından verildiği ve varsa nasip bir şekilde bir yerden kesin gelir inancını taşımayan insanların bu kadar çok olduğunu da düşünememiştim. Hiyerarşik düzen içerisinde yetki elde edildiğinde merhametin sıfıra indiğini de hesaplayamamıştım. HElal lokma algısının vicdanlı insanlar tarafından, aslolan katma değer üretmenin dışında vaktin tamamında oyalanmak verimli yahut verimsiz farketmeksizin olduğunu sanmalarını da hesaba katmamıştım...

İstanbulda bu iş hayatı şekli güllük gülistanlık mı peki? Değildir belki de ama benim çoğunlukla öyle olmuştu.

Geldiğimde ilk olarak karşılaştığım soma maden ocağı patlaması ya da soma faciasına denk geldim hayatımda insanlık adına bu kadar hiç etkilenmemiştim. BEnim için çok büyük bir sızıydı. Bu kadar vicdanlı insan mıyım? bilemem ama çok etkilenmiştim.

Bu olayın sonunda bir kaç ay sonra bir patlama daha oldu ve ben yine ankarada yaşadım bu olayı. ERmenekte bir sürü canımız toprak oldu. aileler yetim kaldı. Üzerinde bir defa daha etkilendim.

Bunlar yetmedi dünyada en yakın hissettiğim insan feci bir kaza geçirdi ve yanında değildim ve yine ankaradayıdm.

Çözüm süreci bitti!

Hdp lilerin mitinginde bir sürü insan öldü.

Askeriyenin önünde merasim sokakta patlama oldu bir sürü insan öldü. TAk üstlendi hdp taziyeye gitti.

Sivil günahsız bir sürü insanı hedef alan bir patlama oldu geçen pazar günü. Sivil insan diyorum tek derdi para kazanmak, ailesine bakmak ve verilen kuş yemi ücretlerle geçinmek olan insanları hedef alan saldırı oldu. pkk üstlenecek muhtemelen.

Nasıl yaşayacağım diye düşünürken bu şehirde her gün binlerce insan ölüyor. Bu insanlardan biri olmak içten bile değil. Alışmaya çalışıyordum ben oysa ki!

barış manço

cayisallama
Özlemle anıyorum kendisini, hasretle...

Anadolu Rock müziğinin efsane ismi şarkıcı,besteci ve söz yazarı Barış MANÇO, vefatının 18. yılında anılıyor.
Sanat yaşamı boyunca 200 den fazla besteyle 12 altın ve bir platin albüme imza attı.

Bazı ödülleri;



Devlet Sanatçısı Ünvanı
Hacettepe Üniversitesi Onursal Doktora Ünvanı
Japonya Uluslararası Kültür ve Barış Ödülü
Belçika krallığı Leopold ll. Şovelyesi Nişanı
Fransız Kültür Bakanlığı Edebiyat ve Sanat Şovelyesi Nişanı
Hayatı;


2 Ocak 1943–> Üsküdar’da dünyaya geldi.
1957–> Amatör olarak müzikle ilgilenmeye başladı.
1958–> Kafadarlar adlı müzik grubunu kurdu.
1959–> Babasının vefatının ardından Galatasaray Lisesinden ayrılarak, eğitimini Şişli Terakki Lisesinde tamamladı. İkinci grubu Haromoniler ile Galatasaray Lisesi konferans salonunda ilk konserini verdi.
1962–> Harmoniler’in ilk 45’likleri yayımlandı.
1963–> Belçika da kraliyet akademisinde resim,grafik ve iç mimari eğitimi almaya başladı.
1964–> Fransızca dört parçadan oluşan mini albüm (EP) çıkardı.
1966–> ”Les Mistigris” adlı müzik grubuna katıldı ve grupla Fransa, Belçika, Almanya, İsveç ve Çekoslavakyada konser verdi.
1968–> Kaygısızlar gurubu ile çalışmaya başladı.
1969–> ”Ağlama Değmez Hayat” isimli 45’liği 50 bin üzerinde satışla ilk altın plağını kazandı. Belçika Kraliyet Akademisini birincilikle bitirdi ve Türkiye’ye döndü.
1970–> ”Dağlar Dağlar” yayımlandı. Plak 700 binden fazla satarak Manço’ya Platin Plak Ödülü getirdi. Moğollar grubu ile birleşti ve grup Manchomongol adıyla yola devam etti.
1971–> Grup anlaşmazlıklar ve Manço’nun sağlık sorunları nedeniyle dağıldı.
1972–> Kurtalan Ekspresini kurarak ”Ölüm Allah’ın Emri” ve ”Gamzedeyim Deva Bulmam” şarkılarının da yer aldığı ilk plağı kaydetti.
1973–> ”Hey Koca Topçu” şarkısına ilk video klibini çekti.
1975–> ”Baba Bizi Eversene” adlı filmde oynadı.
1978–> Lale Çağlar ile evlendi. Doğukan ve Batıkan adında iki erkrek evladı oldu.
1988–> TRT 1 de 7’den 77’ye programını hazırlayıp sunmaya başladı.
1996–> ”Live in Japan” adlı son albümünü çıkarttı.
1 Şubat 1999–> Kalp krizi nedeniyle vefat etti.

[http://www.malayani.com/kultur/baris-mancoyu-kaybedeli-18-yil-olmus-hayatina-birde-burdan-bakin/.html tık tık]

instagram

elfirâşetüzzerka
Milletin profili mezar taşı gibi. Her şeyin tarihini yazıyorlar profillerine. Yazdıkları şehirler ise Türkiye siyasi coğrafyasını aratmayacak nitelikte. Emolojilere diyecek bir şey bulamıyorum zaten. Böyle bir uygulama işte.

momo

melankomik
an itibariyle bitirdiğim kitap. ilk başlarında sıradan bir kitap okurken ilerleyen sayfalarda gerçek suratıma çarptı. tam olarak hissettirdiği bu. neden mutsuz olduğumuzu, teknolojinin esiri olduğumuzu, suratsız suratsız ortalarda dolaştığımızı, insanların birbirlerini dinlemediğini, anlayış göstermediğini, neden bu kadar çok psikiyatra gittiğimizi haplara sardığımızı yalnızlaştığımızı tam anlamıyla anlatıyor.
küçük prens havasında diye düşünerek başladığım bir kitapken çok daha olağanüstü güzel olduğunu farkettim.
gerçekten ama gerçekten okuyun.