confessions

cayisallama

Admin  · 18 Mart 2015 Çarşamba

  1. toplam giri 11400
  2. takipçi 74
  3. puan 65053
  4. toplam gelir 61,73 ₺

öğretmen

issiz adam
Adam 48 yıl önceki ilkokul öğretmenini parkta görünce, utanarak yanına yaklaşıp "hocam beni tanıdınız mı?" dedi.
İhtiyar öğretmen:
- Hayır tanımadım.
Adam:
- Hocam nasıl tanımazsınız!.. Ben ilkokul öğrenciniz M....a. Hocam sınıfımızda bir arkadaşın saati kaybolmuştu.Ben almıştım. Siz de "herkes kalksın ve ellerini tahtaya dayasın, arama yapacağım" demiştiniz. Ben utanmış ve çok korkmuştum. Sizin ve arkadaşlarımın yüzüne nasıl bakacağım diye soğuk terler döküyordum... Sizden bir komut daha geldi.
"Şimdi herkes gözlerini kapatsın." Ortalarda bir yerdeydim. Aranma sırası bana gelmişti. Saati cebimden sessizce almış, devamla, aynı sessizik içinde son arkadaşa kadar aramayı sürdürmüştünüz. Sonra bizi yerimize oturtup bana ve hiç kimseye hiç bir şey söylemeden saati sahibine vermiştiniz. Büyüdükçe içimde büyüttüm bu davranışınızı... Hocam ben şimdi 60 yaşındayım. Düşünüyorum da şu hayattaki en büyük dersi, o gün sizden almışım. Her aklıma gelişinde sarsıldım ve her aklıma gelişinde kendimi sizden kalan erdemin koruyucu gölgesinde hissettim.
Şimdi hatırladınız mı beni? İhtiyar öğretmen yan yana oturdukları bankta öğrencisine yaslanarak:
- O olayı ertesi gün unutmuştum ben. Şimdi sen anlatınca hatırladım
Sizlere "gözlerinizi kapatın" dediğimde ben de gözlerimi kapatmıştım.

sen onu benim külahıma anlat

casper
karşıdaki kişinin söylediklerini dikkate almadığını, ona inanmadığını anlatmak için söylenen sözün hikayesi aşağıdaki gibidir.

dulkadınoğlu beylerinden şah yohtur bey, vergi memurlarını öşür vergisi toplamaları için köylere gönderir. memurlar her köyden vergiyi toplarlar ama bir köy vergi vermek istemez. bunun üzerine sah yoktur bey adamlarıyla birlikte yola çıkar ve o sıcakta köylüler ile konuşmaya gider. hava sıcak olduğu için külahını çıkarır. sonra köye ulaşır. köylüler beyin ne için geldiğini anlarlar ama anlamazlıktan gelirler. bey öşür vergisini neden vermediklerini sorduğunda "külah takmayan beye vergi vermeyiz" derler. bey bu duruma çok kızar ve adamlarına köyü yakıp yıkmaları emrini verir. bunun üzerine çok korkan köylüler beye yalvarırlar aman dilerler. bey de köylülerin gereken dersi aldığını görür yine de geri adım atmaz. " bana yalvarmayın bakın külahım orada bana değil ona anlatın derdinizi" der.

o gün bugündür bu, karşıdaki insanın söylediklerine inanmayan insanın söylediği bir söz olur.

işçi bulamıyoruz diyen işverenler

aberi

4857 sayılı iş kanununa göre haftalık çalışma süresi 45 saattir. En düşük maaş asgari ücrettir.
Sgk girdiği gün saat başlar.
Deneme süresinde bile sgk ödenir.
Resmi tatillerde bayramlarda çift yevmiye, fazla çalışılan her saat için mesai verilir.
İlan veriliyor maaş belli değil telefon numarası yok çalışma saatleri belli değil.
Türkiye de %90 uygulanan asgari ücretten düşük maaş ver 10 - 12 saat çalıştır mesai verme.
Sgk yı deneme süresi diye yatırma.
İlk 2 hafta yada 1 ay izinsiz çalıştır.
Zamanında maaş verme.
İşverenler işçi arıyorsanız önce işçinin hakkını vermeyi bir deneyin.
İnsanlar işe mutsuz moral motivasyonu bozuk geliyor.
Sırf zorunlu olduğu için isteksiz çalışıyor.
İş isterken Avrupa, Amerika standartlarında iş isteyin, maaş ve sosyal haklara gelince Afrika standartları uygulayın.
Krizi bahane edip 3 kişilik işi 1 kişiye bindir.
En büyük hırsızlık emek hırsızlığıdır.
Etme bulma dünyası işçinin alın terinin bir damlası bile kimsenin yanına kar kalmaz.

23 haziran 2019 ibb seçimleri

axit
Nasıl kaybettiler diye sorarlarsa;
Mansur Yavaş 'a Makedon,
Ekrem İmamoğlu 'na Yunan,
Millete illet/zillet terörist vatan haini diye diye kaybettiler dersiniz..
Beka sorunu diyerek başladıkları seçim kampanyasını, APO ile Yoldaş olarak birtirdiler diye de eklersiniz hayırlı olsun..

kambersiz düğün olmaz

mödo
Hazreti Muhammed, nikahları bizzat kendisi kıyardı. Ondan sonra ilk üç halife devam ettirdi bu nikah kıyma işlemini. Sonra hazreti ali, devrinin siyasi işleri ve yoğunluğundan kendi gidemez olur ve 'kamber' isimli kölesini kendi yerine vekil tayin edip nikah kıymaya gönderirdi.
- 'kambersiz düğün olmaz' tabiri buradan gelmektedir.

sokak ortasında çocuğunu azarlayan insan

imschrolled
oldukça kötü bir manzara. istisnaları olabilir tabi ki ama kavga eder gibi, bilinçsizce, bağıra çağıra çocuğa saldırmak sağlıklı bir tavır değil. çocuk eğitimi de bu değil. çocuğun tüm aksiliğini, karşıtlığını geliştiriyorsun kendine karşı. yanlış buluyorum. o anı geçiştirip "sonra konuşuruz" diyerek daha sakin bir zamanda konunun çözülmesi daha doğru olur düşüncesindeyim.

deliler kıraathanesi

Rıhtım
istanbul balat'ta bir kafe. gül, nar ıhlamur kusburnu gibi envai çeşit bitki ve meyve çayları icebilirsiniz.
ancak asıl mühim nokta buranın gelirlerinin hayır işlerinde kullanılması ve çalışanlarının gönüllü olarak hizmet sunması. yolu düşenler ugrasın derim, dekor, sunum ve tatlar oldukça başarılı.(bkz:deliler kahvehanesi)

ant içmek

mödo
Eskiden insanlar aralarında bir anlaşma yapacakları vakit, sözleşme tarafları olan iki kişi kendi kanlarından birazını bir kaseye akıtıp karşılıklı olarak değiş tokuş edip bir dağa, bir yüksekliğe çıkıp karşısındaki kişinin kanının bulunduğu kaseyi karşılıklı olarak içerlerdi. Bu and içme olarak adlandırılırdı. Günümüzde, yemin etmek anlamına evrilmiştir.

felsefe sözlüğü

imschrolled
ezr yayıncılık tarafından hazırlanmış bir tür felsefe giriş kitabı. felsefe tarihinde ortaya atılmış tüm ideoloji, kavram, kişi-odaklı akımların detaylı bir şekilde ele alındığı hoş bir kitap. defalarca okunabilir, notlar alınabilir.

bize de mi lolo

issiz adam
hikaye olunur ki,

adamın birinin bir kişiye borcu varmış ancak ödemeye hiç niyeti yokmuş. uzun bir süre parasını tahsil edemeyen alacaklı sonunda borçluyu mahkemeye vermiş. duruşma günü yaklaştıkça borçlunun etekleri tutuşmuş. zira borcu sabit olduğundan mahkemenin kendisini haksız bulma ihtimali çok yüksekmiş. ne yapayım diye kara kara düşünürken bir arkadaşına rastlamış. halden anlayan arkadaşı da "derdin nedir?" diye sorunca borçlu durumu özetlemiş. arkadaşı demiş ki, "ben sana bir çözüm söylerim ama davadan yırtarsan 3 liranı alırım." çaresiz durumdaki borçlu hemen kabul etmiş. bunun üzerine arkadaşı demiş ki, "hakim sana ne derse desin 'lolo' de, böylece hakim yakandan düşer"

duruşma günü gelmiş çatmış, hakim borçluya "senin bu adama borcun olduğu doğru mu" diye sormuş. borçlu hemen "lolo" demiş. hakim "ne diyorsun evladım" demiş. borçlu yine "lolo" demiş. hakimin yarım saat boyunca sorduğu her soruya "lolo" diye cevap veren borçlu sonunda hakimi bezdirmiş, hakim "çık git gözüm görmesin seni hergele!" demiş.

borçlu sevinç içinde çıkıp giderken bir de ne görsün, kendisine akıl veren arkadaşı yolun karşı tarafında dikilip kendisini beklemiyor mu? arkadaşı yaklaşmış ve sormuş "ne oldu, davadan yırttın mı?" borçlu bu soruya müspet cevap vermesi halinde kendisinden 3 lira isteneceğini bildiği için "lolo" demiş. bunun üzerine akıl veren arkadaşının gözleri kocaman açılmış ve o tarihi soruyu patlatmış: "bize de mi lolo?"

döküm kaloriferi

piri fani
Tüketmeyip saklayanlar iyi ki var.

Hiç böylesini görmemiştim. Bizim alt daire boşalınca bu döküm kaloriferi gördüm ve hayran kaldım. '“ İçinde yemek, kuruyemiş ısıtılıyordu “dediler hem estetik hem de fonksiyonel...

başörtüsü yasağı

piri fani
Başı açık hanımların çağdaş, kapalıların da çağdaşlıkla pek alâkası olmayan hayat tarzlarına taraftar olduklarına inanılmış, üniversiteler bu yüzden karışmış, başlarını örten binlerce genç kız okullara alınmamış, tahsil imkânından mahrum kalmışlardı…

(bkz:murat bardakçı)

çağdaşlık

piri fani
Bir kesim içkiyi lâikliğin, çağdaşlığın vesairenin sembolü yaptı! Lâikliğin devamı ve çağdaşlaşma yolundan ayrılmamanın şartlarının başında artık içki geliyor, içen çağdaş, içmeyen yahut alkole karşı olan ise çağdışı!

(bkz:murat bardakçı)

öğretmenlere tavsiyeler

blue bells
Çocuk bir şeyi merak ederse öğrenmek ister. yok merak etmiyorsa hiçbir şekilde kalıcı öğrenme gerçekleşmez.not korkusu ya da başka korkularla öğrenilen bilgiler de zamanla unutulur. kalıcı öğrenmeyi gerçekleştirmek istiyorsanız, öğretmek istediğiniz şeyle ilgili merak uyandırın, bu bilgiye ulaşması için yol gösterin.

fillerin evcilleştirilmesi

issiz adam
Fil hergün aynı yoldan geçen bir canlıdır. bunu bilen fil avcıları o yola hendek kazarak yavru fillerin çamur içerisine saplanmasını sağlıyorlar.

sonra siyah giyinip o fillere orada işkence edip dövüyorlar. Belli bir süre bu şekilde devam ediyor bu işkence. Sonra beyaz giyinip gelip filleri oradan kurtarıyor ve besliyorlar. Filler vefadan kaynaklı olarak bu insanlara aidiyet ve sadakat hissedip sahipleniyor.

hayata ne kadar da benziyor!

taburcu olmak

axit
"TABURCU OLMAK" deyiminin destansı sebebi!

Neden Türk hekimleri hastalarını iyileştirdikten sonra ''taburcu'' ederler; ''gitsin'', ''evci'' gibi kelimeler kullanmazlar, hiç aklınıza geldi mi? Taburcu kelimesinin çok hüzünlü bir hikayesi vardır aslında. Bakın anlatayım dilim döndüğünce…

Özellikle 1. Dünya ve Çanakkale Savaşı sırasında ülkenin tıp eğitimi veren tek kurumu Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane, hocalarını, öğrencilerini cepheye yolluyor, eğitime ara vermek zorunda kalıyor, binası ise tamamen hastaneye dönüşüyordu. Sadece cephede savaşmakla kalmıyor, savaş olmadığında ya da geride kalan kıdemsiz tıbbiyeliler, direnişte bizzat çalışıyorlardı. İzmir'in işgalinin üç gün sonrası, 18 Mayıs 1919'da, okulda hararetli, hüzünlü konuşmaların yapıldığı, hemen direniş gruplarının örgütlendiği bilinir.

Daha çok bahsedilecek olay, anlatılacak konu var ancak, söylemek istediğim şudur;

Ülkede herkes askerdir, eli silah tutan tüm erkekler savaştadır. Gerçek kurumsal düzeyde tek hastane vardır, ülkenin her yanındaki cephelerde tüm hekimler subaydır, askerdir. Yaralılar iyileştirilir, komutan hastalarını, askerlerini dolaşır. Hastanede, kışlada, revirde, cephede çadırda, savaşta. Tabip subay, iyileşenleri, tekrar silah tutabilecekleri savaşa, taburuna yollar, ''taburcu'' eder. Başka hiçbir milletin, ülkenin hastanesinde, hastalar iyileştiklerinde ''taburuna yollanmaz, taburcu'' edilmez. Bazı değerleri, yaşamının içine böylesine sindirmiş başka bir millet yoktur. Başkalarını bilmem ama, taburcu ettiğim her hastada, göğsümün ağlamaklı kabarması bundandır. Ordusunu, askerini, bağımsızlık mücadelesini, tüm aziz şehitlerini, yaşamına böyle sindiren başka bir millet yoktur. Bazı hususıyyetlerin, farkında olmasak da her zaman, sonsuza kadar bizimle yaşayacaklar…

İşte size 'TABURCU''luğun hikayesi