confessions

cayisallama

Admin  · 18 Mart 2015 Çarşamba

  1. toplam giri 10946
  2. takipçi 64
  3. puan 61559
  4. toplam gelir 54,51 ₺

konkordato

ingiliz anahtari
Konkordato Özet

Latince concentare (birlikte şarkı söylemek) fiili, yine Latince concordare(con+cor, cord- yürek, akıl, gönül) "anlaşmak, duygu ve düşünce birliğine varmak" fiiline, oradan da yine Latince concordatum sözcüğüne türetilmiş ve oradan da İtalyanca concordato "uyuşma, anlaşma" sözcüğüne evrilmiştir.

İngilizcede; Concordat: Antlaşma ya da Bankrupt's Certificate: İflas Belgesi.

XI.(11) yüzyıldan sonra, Papalık ile başka hükûmetler(genellikle Katolik Devletler) arasındaki karşılıklı ilişkileri düzenlemek üzere yapılan anlaşma.

İcra-iflas ertelemenin lağvedilmesi(15.08.2018 7101 S.K., TTK Md.377, 2004 Sayılı İ.İ.K. Md.285) ile birlikte bunun yerine konkordato süreci uygulanıyor.

Konkordato; Borçlunun mali yapısının bozulması ile birlikte alacaklıların alacaklarını belli bir plana göre almaları konusunda kendi aralarında vardıkları ve Ticari Mahkemece onaylanan anlaşma olarak ifade edilen konkordato; tarafların ortak bir uzlaşı içinde mevcut vadesi gelen borçların geri ödenmesine ilişkin önemli bir hukuk yolu olarak da tanımlanabilir. Konkordato; ilgili şirkette vergi incelemesi yapılamayacağı anlamı taşımamaktadır(İflas Ertelemeye sadece sermaye şirketleri başvurabilirken, Konkordatoya sermaye şirketlerinin yanı sıra gerçek kişiler, şahıs şirketleri ve dernekler, vakıflar ve de alıcılar da başvurabilmektedir). Konkordato da; alacaktan vazgeçme olabileceği gibi, borcun vadelendirilmesi de olabilir(İflas Erteleme de, alacaklılar alacaklarından vazgeçmez).

Başvuru Şartları:

Mali durumun bozulması, aciz hali(Borçlunun vadesi gelmiş borçlarını süresinde ödeme imkansızlığı içerisinde bulunma durumu).

Çeşitleri:

Adi Konkortado; Tarafların kendi aralarında akdettikleri mahkeme onaylı borç sözleşmesi.

İflastan Sonra Konkordato; İflasına karar verilmiş bir kimse verilen bu iflas kararının kaldırılması için teklif ettiği konkortatodur.

Malvarlığının Terki Suretiyle Konkordato; Borçlu, malvarlığı üzerinde tasarruf etmek yada bu malların tamamını veya bir kısmını üçüncü kişiye devretme yetkisini alacaklılara verdiği konkordatodur.

Süresi:

Kabul Süreci, mahkeme yargılaması dahil en fazla 2 yıl 5 ay sürmektedir. Geçici mühlet; 3 ay + 2 ay, Kesin mühlet ise; 1 yıl + 6 aydır. Konkordato haricinde meydana gelebilecek yeni borçlar mevcut konkordatoya tabi olmayacaktır. Yani borçlu konkortado sürecinde yeni bir borç alamayacağı anlamındadır. Bu durum, hali hazırda borcundan dolayı batma durumuna gelen borçlunun tekrardan borç almak durumuna gelmemesi gereğidir. Alacağın devredildiği durumlarda ise, Konkordato mühletinin verilmesinden önce, bir alacağın devir sözleşmesi yapılmış ve de devredilen alacak konkordato mühletinin mühletinin verilmesinden sonra doğmuş ise mevcut devir hüküm taşımamaktadır.

Süreç:

-Konkordato Talebi

-Geçici Mühlet Kararı(3 ay + 2 ay. 5 ayı geçemez. Süre uzatım talebinde geçici komiserin görüşü alınmalıdır. Alacaklılar ilan tarihinden itibaren 7 gün içinde dilekçe ve ekli deliller ile birlikte mahkemeye başvurarak konkordato talebinin reddini isteyebilir.)

-Kesin Mühlet Kararı(1 yıl, Konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olduğunun anlaşılması halinde verilir + 6 ay, zorluk teşkil eden durumlarda, komiserinde mevcut durumu açıklayan gerekçeli rapor ve talebi üzerine uzatma için. Kesin Mühlet Talebinin Red Kararına İtiraz; 10 gün içinde konkortado talep eden tarafça istinaf yoluna başvurabilir.)

-Alacaklılar Toplantısı(Alacaklılar Kurulu en fazla 7 alacaklı, her ay en az 1 kere toplanır ve oy çokluğuyla karar alınır. Komiser de bu toplantıda hazır bulunur. Kurulun Görevlerine Değinmedim.)

-Konkordato Tasdiki ve İlanı(Değinmedim)

-Hüküm ve Sonuçları: Mahkemenin tasdik kararıyla bağlayıcı hale gelir. Böylece konkordato, konkordato talebinden önce veya komiserin izni olmadan süre içerisinde doğan bütün alacaklar için mecburidir.

-Konkordatonun Feshi: Kısmen Fesih, tamamen Fesih(Değinmedim)

Talebin Yapılacağı Mahkeme:

İflasa Tabi Olmayan Borçlu; Borçlunun yerleşim yerindeki Asliye Ticaret Mahkemesi.

İflasa Tabi Borçlu; Şirket merkezinin bulunduğu As. Tic. Mahkemesi. Fakat merkez yurt dışındaysa, Türkiye'deki merkez şubenin bulunduğu yer As. Tic. Mahkemesi.

Not: Talebe eklenilecek belgelere değinmedim.

Konkordato Komiseri:

Komiser, eş zamanlı olarak 5'den fazla dosyada geçici komiser ve komiser olarak görev yapamaz.

Not: Komiser olabilme şartları, çalışma alanı, görevleri, işlemlerine itiraz, yükümlülükleri, hukuki sorumluluğu, komiserlikten ayrılma ve kaçınma vs konularına değinmedim)

Maliyeti:

Aşağıdaki tutarlar, asgari tutarlardır.

-Talep zamanında bildirilen alacaklı sayısının 3 katı tutarında tebligat gideri,

-İflasa tabi olanlar bakımından 15.000TL iflas gideri,

-Komiser olarak görevlendirilecek kişi için asgari 1.000TL üzerinden hesaplanan 5 aylık ücret, İlgili kurum ve kuruluşlara yapılacak bildirim için 50 adet iadeli taahhütlü posta ücreti,

-Tic. Sicil Gazetesi'nde yayınlanacak 7 adet ilan bedelinin asgari tutarı 550TL,

-Bir Bilirkişi için Bilirkişi Ücret Tarifesinde belirlenen ücretin 3 katı tutarı,

-Resmi İlan Fiyat Tarifesi'nde belirlenen Basın İlan Kurumu resmi ilan portalında yapılacak 7 adet ilan bedelinim asgari tutarı,

-Diğer işlemler için 300TL.

Örnek:

Borçlu açısından Konkordato sebebiyle vazgeçilen alacaklar(VUK Md.324), borçlunun defterinde özel bir karşılık hesabına alınmaktadır. Bu hesap alacaktan vazgeçildiği yılın sonundan başlayarak 3 yıl içinde zarar ile itfa edilmediği takdirde kar hesabına aktarılır. Burada önemli, ağır bir vergi matrahı da meydana gelebilir.

Alacaklı açısından vazgeçilen alacaklar; tahsiline imkan kalmayan değersiz alacaklardır(VUK Md.322). Bu bakımdan değersiz alacaklar, ilgili tarihte kayıtlı değerleri üzerinden zarara geçirilerek yok edilir.

Kaan A.Ş., Cem A.Ş.'den olan 500.000TL alacağını 27.10.2018 tarihli konkordato anlaşması ile almaktan vazgeçmiştir. Cem A.Ş.'nin de yıllar itibariyle kar/zarar durumunun da aşağıdaki şekilde olduğunu varsayalım.

2018 yılı (155.000) zarar, 2019 yılı 50.000 kar, 2020 yılı (55.000) zarar

500.000TL'lik bu tutar, Borçlu Cem A.Ş. açısından ödenmeyeceğinden, vazgeçilen alacak(VUK 324) olup, karşılık ayrılarak 3 yıl süre ile pasifte fon hesabında bekletilecektir. Bu 3 yıl içinde zarar edilen yıllara ait tutarlar, fondaki tutardan mahsup edilecektir. Kar olan yıllarda ise herhangi bir uygulama yapılmayacaktır. 3. yılın son döneminde ise ilgili fon hesabında kalan bir tutar varsa yine ilgili 3.yılın dönem kazancına ilave edilir. Yani 500.000 - 155.000 - 55.000 = 290.000TL 2020 yılında dönem kazancına ilave edilir.

Alacaklı, Kaan A.Ş. açısından vazgeçilen alacak tutarı 500.000TL değersiz alacak(VUK 322) olduğu için kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınacaktır.

Not: Konkordato Sürecinin genişliği sebebiyle yukarıda da belirttiğim bazı konulara ve de yine bunlara paralel bazı konu başlıklarına değinmedim. Mevcut bilgilerin yararlı olmasını ümit eder, saygılarımı sunarım.

Kaynaklar: 7101 Sayılı İ.İ.K. ve B.K.D.Y.H.K., 6102 Sayılı TTK, 2004 Sayılı İ.İ.K., Batı Roma'da Ticaret-Y.Koutsoulidou

C.K.S.

Alıntı

muhammet fatih safitürk

abuzeroklava
Sürekli bana gelip “Babamla telefonla konuşalım” diyordu. Ben de “Babanla artık görüşemeyeceğiz” diyordum. “İşe mi gitti, çok mu işi var. Derik'te mi” diye soruyordu. Baktı ki aramama süreci uzadı. Bir çocuk psikiyatristiyle birlikte hareket ederek “Baban bir daha gelmeyecek, o seni görüyor” gibi şeyler söyledim. Uyku problemi çok oldu. İyi geceler telefon konuşmalarını yapamadığı için uyuyamıyor. “Kötü rüyalar görüyorum” diyor. Televizyonda bir program izliyorduk, babasının video gösterisi geçti. Kulaklarını kapattı. “Anne kapatın televizyonu gece uyuyamıyorum” dedi. Çok etkilenmiş demek ki. Önceden en çok kimi seviyorsun derdim “Babamı ve seni” derdi. Son dönem sorduğumda “Sadece seni” diyordu. O kadar içime dokunuyor ki o “sadece” kelimesi. “Oğlum baban bizimle hala. Hep babamı ve seni seviyorum de tamam mı” dedim. Şimdi “Babamı ve seni” diyor.
Kabre götürdüm. “Oğlum buradan bir kapı açıldı baban cennete gitti. Orada seni bekliyor” dedim. “Anne biz de gidelim” dedi. Bizim gitmemiz için baban gibi güzel işler yapmaya ihtiyacımız var. Derik'te çalıştığı gibi cennette de bizim için çalışıyor. Biz de burada çalışacağız, sonra cennette buluşacağız” dedim. Çocuk rahatladı. Mezar taşını öptü. Çiçekleri sevdi.
-Şehid Muhammed Fatih SAFİTÜRK'ün Eşi...

savunma mekanizmaları

ccc
Freudyan psikanaliz teorisinde bireyin gerçekleri maniple, yadsıma ya da çarpıtmak ve böylece sosyal olarak kabul edilebilir bir öz-imajı korumak ve sürdürmek için bilinçsizce geliştirdiği psikolojik stratejilerdir.

(bkz:ödünlenme)

(bkz:telafi)

(bkz:yansıtma)

(bkz:yön)

(bkz:mantığa bürünme)

(bkz:özdeşim kurma)

(bkz:yüceltme)

(bkz:bastırma)

(bkz:karşıt tepki geliştirme)

(bkz:gerileme)

(bkz:saplanma)

(bkz:hayal kurma)

(bkz:polyannacılık)

(bkz:inkar)

(bkz:çarpıtma)

(bkz:bedenselleştirme)

(bkz:diğerkamlık)

(bkz:bölünme)

(bkz:idealleştirme)

(bkz:ilkel idealleştirme)

instela

mödo
sayfa tasarımı,işleyiş ve kullanılabilirlik açısından en güzel internet sitedir. Türkiyede en fazla girilen ekşi sözlük, uludağ sözlükten sonra en fazla girilen internet sitesidir.


memur sözlüğün ileriki zamanlar da yani Az maddi olarak düzeldiğimiz zaman tasarım ve işleyişi olarak minimum instela kadar düzgün bir sayfaya kavuşacağız. Yenilenen sayfaya kavuştuktan sonra yeni yazar alımları sadece şuan sözlükte yazar olan kişilerin davetiye göderdiği kişiler yazar olacabilecektitr ya da birinci nesil yazarların davetiye gönderdiği kişiler.

Not: Bu başlık altına memur sözlükle ilgili entry girme sebebim ise kalbi kırılan güveni yiten yeni yazarlarımızın bize az güvenini kazanmaktır belki de kim bilir.
1

okulların lider yetiştirme sevdası

abuzeroklava
Arabada radyo dinlerken, muhafazakar bir kolejin reklamı çıktı...
"Ahlaklı, faziletli...vs.vs. LİDERLER yetiştiriyoruz."
Yani diyor ki, paraları verin, biz karşılığında çocuğunuza ahlak, fazilet vs. verelim bir de üstüne "lider" yapalım. Herkeste bir lider olma merakı var ya. Kolejler reklamlarla velileri damardan yakalamanın derdinde.
Düşündüm. Yav, bu okula gidenler lider olacaksa... Eeee her lidere de bir kitle lazımsa... (kitlesi olmadan lider olunmaz ya) Herhalde dedim bizim devlet okulunda okuttuklarımız da bu liderlere eleman olacak, hık deyici, şakşakçı olacak. Öyle zahir... Hadi lideri kolejden yetiştirdin, peşinde dolaşan haybeci takımını da kolejden yetiştiremezsin ya. Sonra bizim çocukları düşündüm. Allah bunların yetiştirdiği liderlere kolaylık versin dedim yani... (Asıl liderleri biz yetiştiriyoruz haberleri yok.) Rahmetli babaannem böyle durumlar için: "Sen ağa ben ağa inekleri kim sağa." derdi.
Öteden beri bayılmışımdır şu lider yetiştirme lakırdısına. Yahu lider dediğin serada yetişir mi? Anca kendini lider sanan denyolar yetiştirirsiniz. Lider yetiştirmek ne demek yahu? "Ya Rabbi niyet ettim lider yetiştirmeye..." diye bir şey olabilir mi? Ahmak herifler... lider yetiştirmeyi bırakıp önce meslek sahibi insan yetiştirin. Her peygamberin bir mesleği var, değil mi? Niye ülkede mesleği olan insan yok!
Yıllar önce yine böyle muhafazakar bir eğitim kurumda danışmanlık yapan (yani hiçbir iş yapmadan para kazanan) siyaset esnafı bir tanıdıkla karşılaşmıştık. Neler yapıyorsunuz dedim. Bana lider yetiştiriyoruz, liderlik okulumuz var. dedi. Faaliyetlerini anlattı. Sonra döndü bana sen ne yapıyorsun? dedi. Ben de köydeyim abi dedim; domates, hıyar, biber yetiştiriyorum. Yalan değildi. Önce biraz şaşırdı. Sonra konu değişti ve sohbet dağıldı. (Bu çeşit sohbetleri dağıtmak benim ilgi alanıma giriyor :) Böyle saçmalıklara dayanamıyorum epeyi bir zamandır. Fakat geldi çattı, arabada radyo dinlemeyi bile çok görüyorlar bize.

fraport'un yunanistan'ın 14 havaalanını alması

abuzeroklava
Buna el koyma denir.. zerre farkı yok, Gezi, 17-25 yahut 15 Temmuz başarılı olsaydı, bir süre sonra aynısını bize de yapacaklardı...

haber:
Bugün Alman şirketi Fraport Greece, Yunanistan Devlet Mülkünü Değerlendirme Dairesi'ne vereceği bir kereye mahsus miktarın 1,2 milyar avroluk miktarını ödeyerek Yunanistan'ın 14 havaalanını 40 yıl için devralıyor.
Yunanistan borçları yüzünden tüm varlıklarını ve iradesini Alman'lara teslim ediyor.
Fraport'un eline geçecek olan 3'ü Selanik, Kavala, Aktio, diğer 11'i Hania, Korfu, Kefalonia, Kos, Mikonos, Midilli, Rodos, Samos, Santorini, Skiathos ve Zakinthos adalarına ait toplam 14 havaalanlarına, yazdan sonra Intrakat şirketi tarafından etraflı bir restorasyon yapılacağı açıklandı.
İlk 48 ay içinde Fraport Greece 400 milyon avroluk bir yatırım yapacak. Fraport denetimindeki ilk uçuş 00:20'de Atina-Santorini seferi oldu.

çin milli kütüphanesi

abuzeroklava
Alfabe de değiştirmediler, dünyanın en zor yazısını kullanıyorlar ama durum böyleyken böyle...
Bizde kütüphaneler finaller zamanı ders notu ezberleyen öğrenciler de olmasa bomboş... Hadi bakalım nasıl olacak bu işler?
İlk Türkçe yazılı kaynaklar Göktürk Kitabeleri. 8.Asır... Sümer'den 4 bin küsür yıl sonra. Çin'den binlerce yıl sonra. İşin ilginci Göktürk Kitabelerinin dikilmesine ön ayak olan, bir yüzünü de Çince yazdıran Kök Türklerin büyük Veziri Tonyukuk da bir Çinli... Çin kaynaklarında geçmese Mete Han'dan, Hunlardan haberimiz yok!
Hala akıllanmış değiliz... Üniversite hocası arkadaşlarım tezlerin kahir ekseriyetinin kopyala yapıştır yöntemiyle hazırlandığını söylüyor. Okullarda okutulan kitaplar olmasa, bütün Türkiye'de neredeyse kitap okunmuyor...

kur'an bize yeter

abuzeroklava
"Kur'an bize yeter." demek ne derece sakıncalı ise; "Kur'an bize yetmez." demek de o derece sakıncalı. Birilerinin yanlışını ortaya koyarken başka bir yanlışa düşmemek lazım...
Zira, konu Kur'an-ı Kerim'le ilgili değil, bizim onu doğru anlayıp anlamadığımızla ilgili...

dünyaya hakim sosyolojik yapı

abuzeroklava
Vaziyet buna doğru gidiyor. Türkiye'nin de bunları takip eden sözümona iyi üniversitelerinde durum bu... Tam da bu...!
Normal insansan bitmişsin. Hele Türk ve Müslümansan bilim yapamazsın. Ateistsen, eşcinselsen ya da öyle davranıyorsan, teröre barış diyorsan, devletine küfrediyorsan, içiciysen mutebersin... Bir de son yıllarda şu çıktı. Pis olman lazım. Ciddi ciddi pis, kokan, pasaklı olman lazım... Bana gelen duyumlara göre bazı seçkin üniversitelerimizde durum bu..!
Çok güzel bir kısa film olmuş.

türkiye ampute milli futbol takımı

abuzeroklava
Maşallahlar gerçek millî takımımıza... Göğsümüzü kabarttılar. Meselenin para ve hava değil ruh ve samimiyet olduğunu gösterdiler. Bütün bu takımın bir yıllık maliyeti, Fatih Terim'in bir aylık maaşından kesinlikle çok daha azdır.
Türkiye, üç büyüklerdeki eşeklere anca para versin. Yesinler. Araba alsınlar, kadın ve kumar peşinde dolaşsınlar. Yaptıkları spor üstüne bir gün bile düşünmesinler. Velev ki sporu bıraktıktan sonra olsun, içlerinden bir tane bu ülkede spor üzerine düşünen, yazan, bir yenilik, bir araştırma ortaya koyan insan çıkmış mı? Şu Dünyada tek bir düzgün cümle bile kuramadan, boş gözlerle etrafa bakan mal futbolcu tipi artık de sıkmaya başladı... Bunlara özenen gençler de böyle oluyor. Bu halin sebebi, maalesef Türk futbolunda adam kayırma, torpil ve adam harcamanın çok yaygın olması. Her sektörden daha fazla. Futbol kulüpleri bazı iş adamları için para aklama kapısı olmuş.

sirkencübin şerbeti

abuzeroklava
Mevlevilerin çok sevdiği, tekkelerde yapıp içtikleri, bütün Osmanlı ve İstanbul kültüründe de bilinen sevilen bir lezzet.
Hazırlanışı o kadar basit ki: Bir bardak suya, bir yemek kaşığı çiçek balı bir yemek kaşığı da elma sirkesi koyuyorsunuz ve karıştırıyorsunuz. Hepsi bu. Elma sirkesi, çiçek balı ve su... Bu kadar. Soğuk içmesi güzel oluyor ama şart değil. İnsanı ferahlatan, içini açan bir şifa kaynağı...

kemal alemdaroğlu

abuzeroklava
Kemal Alemdaroğlu da adalet yürüyüşüne katılmış... Şimdiki gençler Alemdaroğlunu bile tanımıyor...
Bak genç arkadaşım bu kişi, İstanbul Üniversitesinde yıllarca rektörlük yaptı. Askeriyeyi kışkırtan, askerden fazla askerci olan, sokaklarda Ordu göreve pankartı açan, tertiplediği bu tür sokak toplantılarına gelmeyen akademisyenlere soruşturma açan bir herifti. Şimdi Adalet ister olmuş. Son sınıfta sadece başörtülü diye okuldan attığı tıpçıları, eğitim hayali elinden alınan binlerce genç kızı, baş açma odalarında (ikna odası diyorlardı) mobing uygulattığı kızları... unutturmuş da Adalet diye yürümeye gelmiş. İstanbuldan diğer üniversitelere örnek olan, onlara zulümde liderlik eden bir ekibin başındaydı.
Ah benim genç kardeşim, bunlar ellerine fırsat geçse bu memlekette Allah diyene nefes aldırmayacak ruh hastalarıdır. İnşallah o günler gelmez de, sen yine bana inanma, önemli değil..!

bilgisi olmadan fikri olan yeni nesil

abuzeroklava
Dünyadan haberi olmayan bir tip türedi. Nazım Hikmeti, Aziz Nesin'i, Sebahattin Ali'yi filan Atatürkçü sanan bir tip bu... Ali Nesin'i çileden çıkarmışlar. Nasıl saldırıyorlar...
Bir ara 1940'ların 50'lerin gazetelerini taramıştım... Cumhuriyet gazetesinin mutad aralıklarla Aziz Nesin'in nasıl bir vatan haini, Moskovadan beslenen bir Komünist olduğunu birinci sayfadan sürekli haber yaptığını görmüştüm. Haberlerin uydurma dili daha okurken kendini ele veriyordu.

dostluk

abuzeroklava
Normal insani münasebetlerde hoş, arkadaşlar arasında caiz olan öyle söz, tavır, eda veya sükutlar vardır ki... Dostlar arasında herşeyi bitirebilir! Dost kafadan toslar, ağzına geleni söyler de alınmasın. Fakat öyle bir yerde susar yahut öyle bir yerde peçelenmiş nefsi görürsün ki... Herşey biter. Dostunun nefsaniliği değildir insanı yaralayan, senin karşında bunu gizlemeye çalışmasıdır.
Bu incelikleri kim bile kim anlaya? Dostlukların da karşılıklı yağlama ve tavlamaya dönüverdiği şu dünyada ne desek boş... "Şöyle de ki böyle diyeyim. Mene yahşı de ki men de sene yahşı diyem..."
Bu ahvalin dostlukta yeri olur mu?
Ne güzel levha:
Dost odur ki sana doğrusun diyen
Dost değildir sana doğrusun diyen
(Hat Hasan Çelebi)

münir özkul

abuzeroklava
İlginç... Rahmetlik Üstad Necip
Fazıl'ın gizli hayranları çoktur. Zira, onu sevip eserlerini beğendiğini söylemek bile Türkiye'de sanat camiasından dışlanmak için yetiyordu bir zamanlar. Hatta belki hala.
Haa bir de, aşağılık kompleksinden kırılan bir kısım İslamic enteller var ki, N.Fazıl'ın isminden bile tedirgin olurlar.

moda

piri fani
toplumlar için gerçekten büyük bir zehir.
bu zehir ilk olarak insanlara ücretsiz bir şekilde enjekte edildi sonra sahte bir cennet sunuldu. büyük bir özenti yaratıldı.

insanlar güzelleşmek için avucundaki kalan son parayı moda uğruna harcar durumdalar. Bu gün şehirlerde ki durum tamda budur. eskiden köylerde böyle dertler yoktu ancak artık köyler de bu zehirden zehirlenmiş durumdalar.

Kumaşla değil kibirle kuşandılar, kıyafetleri ile eziyorlar birbirlerini. Bir kaç süslü moda dergisi nasıl alev alıp ta tüm ülkeyi nasıl da yangın yerine çevirdiğini hayretle izliyoruz.

oysa asıl moda iyi kalplilik, feraseti ve güzel ahlakıdır. bunlar olmadan ne kıymeti kalır ki.
zaman değişti şimdi insanlar giyimleri ile hürmet görür hale geldiler.

kapalı maraş

piri fani
kıbrıs'ın Gazimağusa şehrinde bulunan mahalle, Kıbrıs'ın en ünlü bölgesiydi bir zamanlar.

bir alıntı paylaşmak istiyorum burayla ilgili;

Öncelikle merhaba kapalı maraş hakkında bilgi verebilirim 2008 -2013 yıllarında babamın tayini nedeniyle( askeri personel) kıbrısa gittik. kapalı maraş aslında dedğin gibi cok eski bir yer dönemin kraliyet ailesi ve ultra zengin aileler, insanlar kapalı marastan yıllar sonrasına rezervasyon yaptırmıtır cünkü burası hem lüks gazinolar hem lüks oteller ve hemde dünyanın en ünlü sahillerinden birine sahipti (mısır çölünden özel olarak 448 kamyon kum getirilmiştir hatırladıgım kadar) ayrıca dünyaca ünlü mainly monroe de kalmıstır burada. fakat 1975 yılıda cıkarma oldugu için insanlar terketmiştir arabalar havaalanı terkedilmiş sekilde ultra lüks evler ve casinolar bırakılıp kacılmıstır fakat burası 1996 yılında nato bölgesi ilan edilip birleşmiş milletler askeri tarafından korunuyor burdaki en güzel yeri alan türk silahlı kuvvetleri otel ve plajı kullanıyor ve gercekten bu dedeiğim yer dünyanın en iyi sahil ve denizlerinden biri bizde ailece her hafta sonu denize giderdik fakat kapalı marata gezmeniz imkansız çünkü her yer telle cevrilmiş ve tehlikeli yasak sadece gördüğünüzle yetiniyosunuz ama görmek bile ayrı bir duygu cunkü her gittiimde tüylerim diken diken oluyordu hatta bir araba galerisinde (yanılmyorsam alfa romeo) hala 3 araba duruyordu ve burada terkedilen para ve mükler her altı ayda bir birleşmiş milletler tarafından sayılıp not tutuluyor. kapalı maraş gercekten cok büyük aklına gelemiycek o zamanki lüksler var ( otomatik çamaşır makınaları , ekmek kızartma makinaları fırın elektirkli kuvetler var ) çünkü burası hakikaten cok zengin olan insanların kalıp tatil yapacağı bir yerdi ve yıllar sonrasına (2001 yılına kadar rezervsayon yaptıran ınsanlar vardı) kapalı maraşa sadece araba ile girilebiliyordu o yıllar bende her geldğimde fotolar çektim bombalanmıs evler, silah izleri olan arabalar eski havuzlar ve işyerleri hala duruyor sanki hiç dokunulmamış ve geri geliceklermiş gibi hala duruyor eğer burası halen çalıssaydı las vegas veya miamiden sonra en lüks casinolar yeri ve en güzel tatil yerlerinden biri olurdu. evet hala özlüyorum kıbrısı ve kapalı marası cünkü gercek bir hikaye yaşanmıslık var kaç ülkenin vatandası gelip geçti ordan BİRAZ UZUN OLDU AMA dediğim anlatılmaz yasanır sadece kapalı marasa askeri personel ve yakınları girebilir ve kapalı marasta hala hizmet veren askeri personelin kaldıgı otel , deniz , sahil ve kıbrısta okuyan askeri personel cocukaları kalıyor içerde (yurt olarak) her sene cok kalabalık oluyor ve son olarak bu sene bir daha gidicem bakalım neler değişmiş kıbrısta kapalı maraşta bu sefer gittiğimde fotograflar daha fazla cekip blog yazıma yazıcam hepinize iyi günler

kaynak

afganistan

axit
Mazlum ülkelerden.

(mohammad ismail)- ne yapıyorsun burada?
- ölümden koruyorum kendimi.

(mezarlığın bir köşesinde, mayınlara basarak ya da bir atış sırasında ölen çocuklara bakarken/kendisini ölümden bir şemsiye ile korumaya çalışan kız çocuğu beliriyor fotoğrafın içinde...)

yer: afganistan.

ırkçılık

axit
Irkçılık dinimizce yasaktır.

“Bir grup sahabe halka halinde oturuyor ve sohbet ediyorlardı. İçlerinden birinin Selman-ı Faris'le ile bir problemi vardı. Selman-ı Farisi Mescid-i Nebevi'nin kapısından içeri girdiğinde, Selman'la sorun yaşayan bu sahabe, Selman'ın işiteceği şekilde konuyu değiştirdi ve etrafındakilere 'Soyun-sopun nedir, sülalen nereye dayanıyor, sen hangi kabiledensin?' türünden sorular sormaya başlar.

Soruya cevap olarak her birisi kendi soyunu-sopunu överek anlatır. Birisi der, 'Ben Mudar kabilesindenim, falan oğlu falanım!' Bir başkası 'Ben Evs kabilesindenim, benim babam Medinelilerin en şereflilerinden falan oğludur. Dedem şudur, dedemin babası şudur!' diye kendi soyunu-sopunu anlatmaya başladı.

Selman, bütün söylenenleri esefle dinler ve yüzler kendisine yöneldiği anda bu şahıs 'Ya Selman, senin soyun-sopun nereye dayanıyor, sen nerelisin, sen hangi kabiledensin?” diye sorar. Selman, kıyamete kadar bütün insanlığa serlevha olan şu cevabı verir: 'Ben de İslâm oğlu Selman'ım!' Ve sonra gözleri yaşla dolarak şöyle devam eder, konuşmasına:

'Ben dalalette, sapıtmış bir insandım, Allah beni Muhammed Mustafa (s.a.s) ile hidayete erdirdi. Ben fakir, yoksul bir insandım, Allah beni Muhammed Mustafa (s.a.s) ile zenginleştirdi. Ben basit bir köle idim, Cenab-ı Hakk beni Muhammed Mustafa (s.a.s) ile özgürlüğüme kavuşturdu. Benim soyumu-sopumu öğrenmek mi istiyorsunuz? Ben de İslâm oğlu Selman'ım!'

Hz. Ömer, az öteden konuşulanları dinliyordu. Selman'ın bu sözlerinden sonra o da ayağa kalkıp topluluğunun yanına gelir ve onlara şöyle der:
'Benim de soyumu-sopumu öğrenmek istiyor musunuz? Ben de Ben de İslâm oğlu Ömer, İslâm oğlu Selman'ın kardeşiyim!'

dunning-kruger etkisi

axit
Alçakgönüllü olmak iyidir her şartta 😎

Dunning-Kruger Sendromu

Televizyon izlerken birilerine bakıp da "Ya bu adam bu sığlıkla nasıl buralara kadar gelebilmiş" diye düşündüğünüz oldu mu hiç?

Ya da işyerinizde sizinle aynı ya da daha üst aşamada bir görevde olan bazıları, sizde büyük bir şaşkınlık uyandırdı mı? Onlara bakıp, "Bu cahillik, kendini bilmezlik nasıl fark edilmez?" diye iç geçirdiniz mi?

Justin Kruger ve David Dunning adlı iki ABD'li bu duyguyu çok yaşamış olacak ki, iki psikiyatri uzmanı, 10 yıl kadar önce bir kuram ortaya attı:

"Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır."

Ve bunun üzerine bir araştırma başlatıldı. Fizyolojik ve zihinsel alanda yapılan çeşitli uygulamaların sonucunda şu bulgulara ulaşıldı:

· Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.

· Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.

· Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.

· Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.
Bitmedi...

Cornell Üniversitesi'ndeki öğrenciler arasında bir test yapıldı ve klasik "Nasıl geçti?" sorusuna öğrencilerden yanıtlar istendi...

Soruların yüzde 10'una bile yanıt veremeyenlerin “kendilerine güvenleri” müthişti. Onların "testin yüzde 60'ına doğru yanıt verdiklerini" düşündükleri; hatta "iyi günlerinde olmaları halinde yüzde 70 başarıya bile ulaşabileceklerine inandıkları" ortaya çıktı.

Soruların yüzde 90'ından fazlasını doğru yanıtlayanlar ise “en alçakgönüllü” deneklerdi; soruların yüzde 70'ine doğru yanıt verdiklerini düşünüyorlardı.

Tüm bu sonuçlar bir araya getirildi ve Dunning-Kruger Sendromu'nun metni yazıldı:

“İşinde çok iyi olduğuna” yürekten inanan 'yetersiz' kişi, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve aslında yapamayacağı işlere talip olmaktan hiçbir rahatsızlık duymaz! Aksine her şeyin hakkı olduğunu düşünür!

Ancak bu 'cahillik ve haddini bilmeme' karışımı mesleki açıdan müthiş bir itici güç oluşturur.
'Eksiler' kariyer açısından 'artıya' dönüşür.

Sonuçta, 'kifayetsiz muhterisler' her zaman ve her yerde daha hızlı yükselirler…

Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar çalışma yaşamında 'fazla alçakgönüllü' davranarak öne çıkmaz, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmaz, değerlerinin bilinmesini beklerler... Tabii beklerken kırılır, kendilerini daha da geriye çekerler... Olasıdır ki, üstleri tarafından da 'ihtiras eksikliği' ile suçlanırlar..."

Bu nedenle fazla alçakgönüllü olmayın!...

"Siz de çevrenize şöyle bir bakın" diyeceğim ama eminim bu satırları okurken bile aklınızdan bir dolu yüz, bir dolu isim geçti...

Bence Dunning ile Kruger'in, bu çalışmalarıyla 2000'de, Nobel yerine Harvard Üniversitesi'nin Ig Nobel'ini alma nedeni "cahil olmamalarıydı".

Gönlümün nobelini bu ikiliye vererek yazımı Bertrand Russel'in bir sözüyle bitiriyorum:

“Dünyanın sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır.”

cambly

Rıhtım
Yaklaşık 1 yıldır haftada ortalama 45 dk. ders alıyorum. Fiyat biraz tuzlu ama İngilizce'ye yaptığım her yatırımın hem iş, hem para hem de sosyal karşılığını her zaman geri aldım.
Speakingde belli düzeyde ilerleme kaydettim. Bu kur seviyesine rağmen seneye yine ders almayı düşünüyorum.

Denemek isterseniz ücretsiz 10 dk. hakkı var. Deneme sonucunda bana da dk. kazandırmış olursunuz. Olur da üye olursanız daha çok dakika kazanmış olurum. Denemek için linke tıklayabilirsiniz.

https://www.cambly.com/invite/rihtim0
Davetiye kodu: rihtim0

yıllar sonra süt çocuğu ile karşılaşan hemşire

axit
Mersin'de 7 yıl önce meydana gelen trafik kazasında evin 5 ferdi ve Annesi ölür, 6 aylık bebek sağ kurtulur, çok acıkmış sürekli ağlayan bebeği, yeni doğum yapmış olan 112 calışanı hemşire emzirir uyutur. 7 yıl sonra karsılaştığı çocuğun emzirdiği bebek olduğunu öğrenen hemşire göz yaşlarına boğulur.

bu güzel insanlar hatrına dönüyor bu dünya

kadınlar ne ister

gercektosunpasa
Harun Reşit savaşta esir aldığı düşman Generale :-Hayatını bağışlarım ama bir şartım var , der. ”Kadınlar hayatta en çok ne ister?” budur bilmek istediğim… Bu sorunun yanıtını getir kurtar kelleni der.

General sorar soruşturur bu çetin sorunun yanıtını aramaya başlar ve Kafdağı'ndaki bir cadının bunu bildiğini öğrenirGünlerce gecelerce at koşturur, cadıyı bulur ve sorar:

-Kadınlar hayatta en çok ne ister?

Korkunç cadı yanıt için öyle bir şart ileri sürer ki yenilir yutulur cinsten değil…

-Evlen benimle!.. O zaman öğrenirsin ancak istediğini…

Bu ölümcül teklifi kabul eder General ve doğru yanıtı alır almaz koşar Harun Reşit”e ve :

-Kadınlar en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek ister!.

Harun Reşit Generalin hayatını bağışlar, ancak General cadıya da evlenmek için söz vermiştir.

Neyse evlenirler. İlk gece General bir bakar ki , o korkunç cadı dünyalar güzeli bir afete dönüşmüş karanlık odada….. Konuşur cadı :

- Benim kaderim böyle…. Günün sadece yarısı güzel olabilirim, diğer yarısı çirkinim, der. Ne dersin? Geceleri seninleyken mi güzel olayım, yoksa sen gündüzleri dışarıdayken mi?…..

General düşünür ve:

- Sen bilirsin kararı kendin ver, der.

İşte o an korkunç cadı sonsuza dek güzel bir kadın olarak kalır.

Peki, bu öyküden çıkarılacak 3 ders nedir?

1. Kadınlar en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek isterler.

2 .Özgür iradesiyle hareket eden bir kadın her zaman güzeldir.

3. İster güzel olsun, ister çirkin olsun her kadın aslında bir cadıdır:)
:D :D

cami inşa etmek

piri fani
(cezayir'de bölge koruyucusunun yaptığı namazgâh.)
aslında fotoğraf yalnızca burada bitmiyor. "huşu ile namaz kılmak" tabiri tam olarak budur.
mesela ayakkabılara dikkat ediniz, dışarıda kalıyor, bu saygıdır.
namaz kılmak için şatafatlı camilere ihtiyacı yoktur İslam âleminin.