confessions

axit

Yazar  · 1 Mayıs 2016 Pazar

  1. toplam giri 505
  2. takipçi 16
  3. puan 6187
  4. toplam gelir 4,24 ₺

arden fc

axit
tavukların kesiminde besmele çekmeden kesilmesi, kesildikten sonra direk yolmadan sıcak suya konması ve dış pisliğinin içine akmasından dolayı yıllardır yemezdim tavuk. Belki artık yiyebilirim kim bilir.

Tutar mı tutar? Ancak normal fiyatının (kfc'ye göre vs.) iki katı fiyat çıkarmazlarsa batabilir.

muhammet tahir'ül kadri

axit
TESADÜF DİYE BİR ŞEY OLMADIĞINA GÖRE,


19 Şubat 1951’de Pakistan’ın Jhang şehrinde tıp doktoru, din alimi ve şair bir babanın oğlu olarak dünyaya geldi. Okul hayatına 1955’te bir Hristiyan okulunda başlayan Kadri, aynı zamanda 1962 yılında din eğitimi almaya başladı. Babasından da yoğun bir İslami eğitim alan Kadri, daha çocuk yaşta hem İslamiyet hem Hristiyanlıkla tanıştı.1974 yılında Lahor Pencap Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden birincilikle mezun oldu.
Tahir-ul Kadri, aynı dönemde Başbakan Navaz Şerif'in babası Mian Muhammed Şerif ile tanıştı. Mian Muhammed Şerif tarafından kendi demir çelik fabrikaları ve hastanelerine ait bir camide imam hatip olarak görevlendirdi.Navaz Şerif'in, eyalet bakanı olduktan sonra, Kadri'yi devlet televizyonunda program sunucusu yapması, onun ülke çapında şöhretini artırmasını sağladı. 1980'lerde Kadri'nin konuşmaları birçok din alimini kızdırdı. Çünkü Kadri, \"Hazreti Muhammed ile ilgili rüyalar gördüğünü\" öne sürüyordu ve bu nedenle büyük tartışmalara neden oldu.Kadri bir süre avukatlık yaptıktan sonra, 1978 ile 1983 arasında mezun olduğu ve daha sonra hukuk doktorasını tamamladığı fakültede hukuk eğitmeni olarak görev yaptı.
1981 yılında Pakistan'da \"Dinler arası diyalog\" çalışmalarına başladı.
Aynı zamanda \"Kur'an Yolu Hareketi\" diye bir cemaat ihdas etti.1981 yılında Hristiyanlarla Müslüman alimleri bir araya getirerek Müslüman-Hristiyan Diyalog Forumu’nu kurdu ve başkanlığa getirildi. Bu forumun başkanlığını yürüten Kadri, Ekim 1981’de değişik dini azınlıklarla dinlerarası diyaloğu başlatan ilk örgüt olan merkezi Lahor'daki Uluslararası Minhaj-ul Kuran Örgütü'nü, ardından Lahor’da Minhaj Üniversitesi'ni ve Minhaj Refah Vakfı’nı kurdu. Dünyanın birçok şehrinde şubesi bulunan Uluslararası Minhaj-ul Kuran Örgütü'ne 2011'de Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi tarafından \"Özel İstişare Statüsü\" verildi.Kadri, 25 Mart 1989’da halen liderliğini yaptığı Pakistan Halk Hareketi adlı siyasi partiyi kurdu.2005 yılında Pakistan'dan ayrılarak Kanada'ya yerleşti ve çifte vatandaşlık aldı. Cemaatin tüm çalışmalarını Kanada'daki malikanesinden yürütmeye başladi.
Bir taraftan da kurduğu Kur'an Yolu Hareketi adlı cemaat çatısı altında öğrenci yurtları öğrenci evleri başta olmak üzere kendine bağlı öğrenciler yetiştirmeye başladı.Zamanla Avrupa, Amerika ve Ortadoğu'da yaşayan Pakistan'daki eski öğrencileri sayesinde bir ağ kurmayı başardı ve yüksek miktarlarda para topladı. Büyük servet edinen Kadri, Kanada resmi makamlarının dikkatini çekmeye başladı.Burs temin ederek yetiştirdiği öğrencileriyle başta askeriye ve Pakistan Yargı teşkilatı içinde örgütlendi. Öyleki 2012 yılı itibariyle Pakistan Anayasa Mahkemesi üyelerinin tamamı Kadri'nin öğrencilerinden oluşuyordu.Yurt ve evlere parasal kaynağı Şerif ailesinden aldığı paralar ve halktan topladığı himmetlerle sağlıyordu.2012 yılında Pakistan Anayasa Mahkemesini tamamen ele geçirince 2012 yılı Aralık ayı içinde ani bir kararla \"Siyasetini değil devletini koru\" sloganıyla Pakistan'a geri döndü. Minar-i Pakistan'da büyük bir halk kitlesine hitap etti ve mevcut sistemin iflas ettiğini anlatarak hükümeti protesto etti. Ayrıca 10 Ocak 2013'e kadar bu durum değişip iyileşmezse 14 Ocak 2013'te İslamabad'a bir milyon kişinin katılımı ile büyük bir yürüyüş düzenleyeceğini ve İslamabad'ı Tahrir Meydanı'na çevireceğini ilan etti.
14 Ocak 2013 tarihi aslında devlet içineyillardan beri soktuğu ve özenle yerleştirdiği elemanlarına verilmiş üstü örtülü bir saldırı talimatıydı.
SONUÇ: Pakistan Anayasa Mahkemesi 15 Ocak 2013 te hükümeti düşürdü ve PervezMüşerrefi yolsuzluk suçlaması ile tutukladı.
İsmi Muhammet Tahir'ül Kadri
Bu adam kim midir?
Pakistan'daki paralel devlet yapılanmasının (Kanada'da yaşayan ve Kanada vatandaşı olan) lideri.
Vikipedi'den bakarsanız , din adamı, bursiyer (Bursla öğrenci okutan)\" olarak kayıtlı olduğunu görürsünüz.
Ne tesadüf yine yurtdışında yaşayan bir hoca, yine bir cemaat, yine devlet içinde bir paralel devlet yapılanması ve ele geçirilen mahkemeler, yine Aralık ayı, yine yolsuzluk suçlaması, yine tutuklanan bir başbakan.
İLGİNÇ DEĞİL Mİ?
TESADÜF MÜ ACABA?
SİZE BİR YERLERDEN TANIDIK GELİYOR MU?

blagay

axit

Mostar’a 20 km uzaklıktaki bu şehre geldiğimde Blagay’ın ne demek olduğunu sordum, “muhasebe” anlamına geldiğini söylediler. O zaman bu tekke ehli insanların gönüllerini nasıl fethetmiş anladım. Önce nefis muhasebesi, dünya muhasebesi, ahiret muhasebesi yapmışlar. Sonra gönüllere girmişler.
Ahmet Yesevi Hazretleri’nin torunu Sarı Saltuk Hazretleri tekkenin ilk şeyhi. İçeride sandukası duruyor. Kadiriler ve ardından Halvetiler zikir mekanı olarak kullanmışlar tekkeyi. Şimdi Nakşiler kullanıyor ve her Perşembe ve Cuma günleri zikir yapılıyor. Aşure günlerinde tekkede kocaman kazanlarda aşure hazırlanıp tüm Blagay halkına dağıtılıyor.
Çeşitli zamanlarda kiliselerden din adamları ve Hristiyan halk tekkeyi ziyarete geliyor. Mayıs ayının 2. Cuma gecesi ve 28 Mayıs gecesi Fatih Sultan Mehmed’in Bosna’yı fethettikten sonra okuduğu Ahidname’nin hürmetine onu anmak için programlar düzenliyorlar.

Bu yüzden Türkiye’ye bir ağabey gözüyle değil, bir baba nazarıyla bakıyorlar.

kosova

axit
Balkanlar'da güzel bir ülke.

Kosova ve Türkiye İki ülke arasındaki küçük ve orta ölçekli yatırımlara hız kazandırmak gerekiyor. Türk yatırımcısı Kosova ya güven vermekte ve saygıyla karşılanmaktadır. İnşaat, tekstil, madencilik ve tarım alanlarında Türk yatırımcılar ülkede güzel hizmetlere ve istihdama vesile olabilir. Ayrıca kültür ve eğitim alanlarında da güzel gelişmeler olmaktadır. Üniversite eğitimi noktasında Kosova güzel fırsatlar sunmaktadır. Bu ülkenin en önemli ticari potansiyeli kültür turizmidir. Osmanlıyı tanımak ve yâd etmek isteyenler bu ülkeyi görmeli ve ziyaret etmeli. Bu ziyaretler sıklaştırılmalı. Balkan coğrafyası ve Kosova, Türkiye insanına yeni ufuklar açacaktır.

belirsizlikten kaçınma

axit
Belirsizlikten kaçınma, bir topluluğun; bilginin yetersiz olduğu veya
açık olmadığı, karmaşıklığın var olduğu, değişmelerin hızlı ve kestirilemez
bir biçimde geliştiği ortamlardan duyduğu tedirginliğin düzeyi ile ilgilidir
Bazı toplumlarda aşırı belirsizlik tahammül edilemez bir gerilim
yaratır. Toplumlar bundan kaçınmanın yollarını ararlar. En belirgin iki alanı
teknoloji ve hukuktur. Belirsizlikten kaçınmanın yüksek olduğu toplumlarda
gelecek hakkında yüksek kaygı vardır. Bu toplumlarda kuşaklar arası mesafe
büyüktür. Yüksek belirsizlikten kaçınma gösteren topluluklar göreceli olarak
daha fazla duygusallık sergileme eğilimindedirler. Belirsizlikten kaçınması
düşük kültürlerin ise, daha düşük stres düzeyleri ve daha zayıf süperegoları
olup, fikir ayrılığını kabul etme dereceleri yüksektir.

balkanlarda fetö yapılanması

axit
MERAKLISINA NOTLAR. .....................................

Özellikle Yugoslavya’nın 90’lı yıllarda savaş ile hâsıl olan ve bölünmesiyle ortaya çıkan yoksulluğu fırsat bilerek orada yapılanmaya başladılar. 20 yılı geçkin bir süredir maalesef FETÖ Balkanlar’da da çok etkili.
.................................................................................

Türkiye’de uygulanan yapılanmanın birebir aynısı Balkanlarda uygulandı. Burada FETÖ Balkan Milleti’nin Türk milletine olan sevgisini, bakış açısını ustaca kullandılar. “Biz Türkiye’den geliyoruz, burada ki tek gayemiz milli ve manevi çalışmalar yaparak, çocukları yetiştirmek” diyerek Balkan milletinin Türk milletine olan bakışını kullanarak rahatça Balkanlarda yapılanmalarını oluşturdular.

.................................................................................
Arnavutluk ve Bosna Hersek’te çok ciddi yapılanmalar içerisindeler. Polisten, bürokrasiye kadar her yere girmiş durumdalar. İş dünyası, eğitimin dışında medya dünyasında da ciddi etkileri var. Arnavutluk İslam Birliği’ni yönetecek kadar güçlüler şu anda. Tıpkı bir kanser hücresinin tüm vücuda yayılması gibi yayılıyorlar. Bu yalnızca FETÖ’nün bitmesi ile alakalı bir bakış açısı değildir. O ülkelerin geleceği içinde çok önemli bir süreçtir. Kendi bağımsızlıkları ve özgürlükleri .

anne ve baba hakkı

axit
Anne Babaya \"off!\" bile denmez...5 vakit namazda onlara dua bu yüzdendir.. Yoksa Allah cc namazı kabul dahi etmiyor... Peygamberimiz ilk cuma hutbesinde ve son veda hutbesinde anne baba hakkından bahseder... Kur'an da defalarca geçer.. Çünkü bir anne baba \"onuru dahi kırılsa\" asla evladından vazgeçmiyor.... Anne babalarımıza selam ve dua ile...

parasızlık

axit
Allah'ın belası şey. Ahirette imansız kalmak gibi bir şey. Kimsenin kimseye beş kuruş vermediği bu dünyada atlatılması ömürden ömür alıyor bazen.
İnsanlar bunun için intihar ediyor maalesef.
Tabi biraz da ihtiyaçları planlamak lazım.

doğurmakla bitmiyor yoğurmak gerek

axit
Anneye Mektup

Neslihan Türk isimli araştırmacı'nın 2014 yılı eylül ayında ki yazısı.

BAŞLIK: Doğurmakla bitmiyor, yoğurmak gerek onu.
Gayrıya bırakma da sen eğit çocuğunu.

Eskiler, “Bizim çocuklarımız, gözlerine bakınca ne dediğimizi anlarlardı” diyerek, şimdiki neslin fütursuz ve saygısız hâline şaşırıyorlar.
Bu mektupta, işte o eski analarla, şimdikiler arasında ne gibi farklar olduğuna bakacağız.

“Ey Cennet Ayakları Altına Serilmiş Olan Kıymetli Anne!

Çocukta karakter eğitimi, anne ve babanın kendi karakterlerini güzelleştirmeye çalışmasıyla başlar. Daha ana rahmine düşmeden evvel, çocuğunuz için yapacağınız en güzel yardım, kendinizi mânen donatmanız ve Allah’a yaklaştıran niyet ve amellere sahip bulunmanızdır. O halde, Kur’an ve sünnet çerçevesinde bir hayat sürdürme azmi, kanaat, şükür, incelik ve helâlinden gıda almak gibi değerler olmalıdır.
Şimdi, aşağıdaki satırları Allah rızâsı için okuyup hazmedelim:

Eskiden analar beş vakit farz namazlarına nâfileler katar, abdestlerini alır, kollarını sıvar, duâlar ve salavatlar eşliğinde hamur yoğururlardı. Bu hamurdan ekmek pişirir, konu komşuya dağıtırlardı. Sadece insanlar değil, ekmeğin kokusunu alan kedi köpek bile nasibini alır, belki de bu sebepten, bereket evlerden eksik olmazdı.

Ya şimdi? Ekmek hazır, kek hazır, börek hazır. Cepler biraz para gördü, hanımlar soluğu marketlerde aldı. Sepetler, çoğu sağlıksız ve şüpheli olan gıdalarla tepeleme doldu. Misafirini kendi pişirdiği yemekle değil, bir pizzacıdan getirttiği hazır ikramlarla ağırlayan hanımların sayısı çoğaldı. Zira artık anaların ekmek hamuru yoğurmaya, tarhana yapmaya, yoğurt mayalamaya pek vakitleri yoktu. Çamaşırları da bulaşıkları da makine yıkıyordu; fakat nedense yine de çok yoğundu analar. Çocuklar bu hazır gıdalarla beslendi. Komposto, hoşaf, ayran değil, hazır meyve suları, kutu kolalar ve “ıce tea” (soğuk çay)lar içerek büyüdüler. Gösteriş maksatlı kurulan misafir sofraları yüzünden, hem gelir gider dengesi şaştı, hem samimiyet azaldı. Mangaldaki etin kokusu bütün mahalleye yayıldı; fakat canı çekenler hakkını alamadı böylece bereket kaçtı.

Eskiden analar kumaşı alır, besmeleyle biçer, kendi elbiselerini kendileri dikerlerdi. Bebeklerinin zıbınlarını, evlerinin perdelerini, divanlarının örtülerini, ellerinin emeğiyle meydana getirirlerdi. Böylece hem çok daha uyguna getirir, hem de kıymetini pek iyi bilirlerdi. İğneyi, tığı, şişi kullanır, kızlarına da öğretirlerdi. Üretmenin hazzını tadan çocuklar hazırcı olmaz, en az kendilerine yetecek kadar el sanatı bilirlerdi. Sökük çamaşırları elleriyle tamir eder, icabında yamarlardı.

Ya şimdi? Etek hazır, bluz hazır, fistan hazır. Cepler biraz para gördü, hanımlar soluğu AVM lerde aldı. Uğraşmaya ne gerek vardı ki canım! Zaten her şey hazırdı! Emeksiz elde etmeye, zahmetsiz rahmete kavuşmaya başladı analar. Sökük mü? Uğraşmaya bile değmezdi. Ucundan azıcık delinen çoraplar çöpe atıldı. Rengi biraz solan kazakların adı, eskiye çıkarıldı. Kendisine neredeyse her hafta bir elbise alınmasına alışarak büyüyen çocuklar, doyumsuz olup nasıl kapris yapacaklarını şaşırdı. Sohbet ortamlarında bile bir kıyafet yarışıdır başladı. Her sene mobilya değiştirmeye ayarlı kafalar, iki kullanmada kendisinden bıkılan eşarplar çoğaldı. Böyle bir ortamda çocuklar iğne görmeden, tığ tutmadan büyüdüler. Şişi de kebapla bildiler.

Eskiden ana olmak, kadınların vazgeçilmez birinci idealiydi. Beyaz gelinlikle girdikleri evde, lekesiz tertemiz bir hayat sürmek ve bir an evvel ana olmak isterlerdi. Bey helâlinden kazanıp getirir, hanım da kanaat ve şükürle, yetirirdi. Analar eskiden, ibadet şuuruyla bebek emzirirdi.

Ya şimdi? Eğitim alacağım, kariyer yapacağım, ekonomik özgürlüğümü kazanacağım derken, yaşlar otuzu kırkı buldu. Yeni analar kızlarına çoğunlukla şunu telkin ettiler: “Kocanın eline bakma evladım! Mesleğin olsun, maaşın olsun. Canını sıkarsa, çık gel, yanında beni bulursun.” Kızlar böyle, sabırsızlık ve bencillik aşılayan telkinlerle etiket sahibi oldukça, onların ihtiyaçlarına cevap verecek, onlara denk olup adamlık edecek erkek de bulunmaz oldu. Hazır yemeye, hazır giymeye, hazır bulmaya ve bencilce bir hayata alıştırılan çocuklar, yaşları büyüse de küçük kaldılar. Memleket, evlilik sorumluluğu alamayacağını düşünen erkekler ve kızlarla doldu. Analık, özgürlükler önünde bir setmiş gibi sunuldu. Tek çocuklu olmak medeniyet, çok çocuklu olmak cahiliyet gibi sunuldu. “Hayatımı yaşayacağım!” nidaları atan bazı analar, rûhu yeni üflenmiş bebeklerine kendi elleriyle kıydılar. Fiziğim bozulacak kaygısıyla bebek emzirmediler.

Eskiden analar, beylerine saygı duyardı. “Eşim” değil, “Beyim, efendim” diye hitap ederlerdi. Böylece beyler kendini bey gibi hisseder, çocuklar da babalarına hürmet ederlerdi. Hatta aynı evde, nice sıkıntıya göğüs gerilerek yine de tahammülle yaşanır, saygı ve sevgi hüküm sürdüğü için, huzurlu olunurdu. Kapıda, sofrada, bahçede ve odada edep hâkimdi. Eskiden çocuklarının anasıydı analar. Çocuklarına “Anneciğim” diye değil “Evlâdım!” diye seslenirlerdi.

Ya şimdi? Hoşgörülü eğitim anlayışıyla, analar kızlarının sırdaşı olayım derken ölçüyü kaçırıp suç ortağı hâline geldi. Kur’an’ın ve sünnetin hoş görmediği işler, “Benim yavrum daha küçük!” kılıfıyla hoş görüldü, gösterildi. Marka giyinmeyi, internette chat yapmayı, elinde telefonla toplumdan kopmayı çocuklar, analarından öğrenir oldu. “Aman baba yaaa!” demek, çocukların, annelerini taklit ederek geliştirdikleri bir tavra dönüştü. Analar, beylerine hürmette kusur edince, çocuklar da edepsizleşti. Kimsenin kimseye tahammül edemediği, bayramlarda büyüklerin değil, muhtelif otellerin ziyaret edildiği günler geldi.

Eskiden analar bazen günlerce sancı çeker, bebeklerini öyle doğururlardı. Doğan bebekler de mukavemetli, sabırlı, mücadeleci olurlardı. Eskiden analar, karınlarını güzelce saklarlardı da evdekiler bile hamile olduğunu anlamazdı.

Ya şimdi? Sezeryan arttı, suni sancı çoğaldı, hatta ağrısız gebelik diye bir sistem devreye girdi. Kısa vadede zahmete talip olamayanları, uzun vadede rahmet bıraktı gitti. Sancıya göğüs geremeyen analardan, rahatına düşkün, hazırcı bir nesil meydana geldi. Sırf rahatlık adına tercih edilen doğum yöntemleri sebebiyle, bünyeler ilaç deposu oldu. Bu sebeple, doğduğu andan itibaren huzursuz bebekler ve doğurduğu günden itibaren mutsuz analar çoğaldı. Ar ve hayâ azaldı. Çocukların yeni dadısı, televizyon, internet ve oyunlar oldu.

Tabi bu halde hayat devam ederken; kendisini modern kadın! zanneden kadınlar kocalarına hanımlık vazifesini ihmal etmeye başladı. Kocalar ihtiyaçlarına çare aramaya başlayınca ailede huzursusluk başladı. Dolayısıyla yuvalar bozuldu.

Şimdi böyle oturduğumuz yerden eski anaları mı anacağız? Yoksa o eskimeyen eskilerden biri olup, nefsimizin ve neslimizin iki cihan sevinci için mi çalışacağız?

Hatırlamak zorundayız: Eğitim temiz ve helal lokma ile başlar, istidatların keşfi ve tekâmülü ile sürer, fıtrata uygun bir hayatla taçlanır, hürmeti, sabrı ve edebi bilmekle nurlanır. Kur’an ve sünnet ölçüsünün dışına çıkmış her eğitim sistemi hastadır ve zararlıdır.

Mektubumuza son verirken, “Doğurmakla bitmiyor, yoğurmak gerek onu. Gayrıya bırakma da sen eğit çocuğunu” desek, analar da buna “Âmin!” dese, ne güzel olur. Hem belki böylece bizim de gözlerimize, bir bakışla anlatacak tesir nasip olur.

8 kasım abd başkanlık seçimleri

axit
BAzı Facebook paylaşımları göruyorum: Trump'u detstekliyorum ya da Clinton'u destekliyorum gibi.
Ulan sen kimsin? ABD seçimlerinde oy mu kullanıyorsun? ABD seçimlerinide oy verecek bir kitelyi etkileme gücüne mi sahipsin? BU gereksiz özgüven nereden kaynaklanıyor? bu neyin kafası?

atatür'ün balıkesir hutbesi

axit
ARAŞTIRMA / MAKALE

ATATÜRK ve GALATASARAY

BALIKESİR HUTBESİ
ATATÜRK’ÜN PAŞA CAMİİNDE YAPTIĞI KONUŞMA
7 ŞUBAT 1923

Ey Millet, Allah birdir. Şanı büyüktür.

Allahın esenliği, sevgisi ve iyiliği üzerinize olsun.

Peygamberimiz efendimiz hazretleri, Cenabı Hak tarafından insanlara dini gerçkleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir.

Temel kanunu, hepimizce bilinmektedir ki, yüce Kur’an’daki mânası açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz, son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor. Eğer akla, mantığa ve gerçeğe uymamış olsaydı, bununla diğer ilahi tabiat kanunarı arasında çelişki olması gerekirdi.
Çünkü tüm evren kanunlarını yapan Cenabı Hak’tır.

Arkadaşlar; Cenabı Peygamber çalışmasında iki yere, iki eve sahip bulunuyordu. Biri kendi evi, diğeri Allah’ın evi idi. Millet işlerini Allah’ın evinde yapardı. Hazreti Peygamber’in mübarek yolunda bulunduğumuz bu dakikada milletimize; milletimizin bugününe ve geleceğine ait hususları görüşmek maksadıyla bu kutsal yerde Allah’ın huzurunda bulunuyoruz.

Beni buna eriştiren Balıkesir’in dindar ve kahraman insanlarıdır. Bundan dolayı çok memnunum. Bu fırsat ile büyük bir sevab kazanacağımı ümit ediyorum. Efendiler, camiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Camiler itaat ve ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapılmasının gerekli olduğunu düşünmek yani konuşup tartışmak, danışmak için yapılmıştır. Millet işlerinde her kişinin zihnini ayrı ayrı faaliyette bulunması zorunludur. İşte biz de burada din ve dünya için, geleceğimiz ve bağımsızlığımız için, özellikle egemenliğimiz için neler düşündüğümüzü meydana koyalım.

Ben yalnız kendi düşüncemi söylemek istemiyorum. Hepinizin düşündüklerinizi anlamak istiyorum. Milli amaçlar, milli irade yalnız bir kişinin düşünmesinden değil, milletin bütün kişilerinin arzularının, emellerinin sonuçlarından ibarettir. Bundan dolayı benden ne öğrenmek, ne sormak istiyorsanız serbestçe sormanızı rica ederim.

Hutbeler hakkında sorulan sorudan anlıyorum ki, bugünkü hutbelerin şekli, milletimizin duygusal fikirleri ve lisanı ile medeni ihtiyaçlarıyla uygun görülmektedir. Efendiler, hutbe demek topluma hitabetmek, yani söz söylemek demektir. Hutbenin manası budur.

Hutbe denildiği zaman bundan birtakım kavram ve manalar çıkarılmamalıdır. Hutbeyi söyleyen hatiptir. Yani söz söyleyen demektir. Biliyoruz ki, Hazreti Peygamber’in hayatta olduğu mutlu dönemlerde hutbeyi kendisi söylerdi. Gerek Peygamber Efendimiz ve gerek, dört halifenin hutbelerini okuyacak olursanız görürsünüz ki, gerek Peygamberin, gerek dört halifenin söylediği şeyler o günün sorunlarıdır, o günün askeri, idâri, mâli ve siyasi, sosyal konularıdır.

İslam toplumunun çoğalması ve İslam ülkeleri gerilemeye başlayınca, Cenabı Peygamber’in ve dört halifenin hutbeyi her yerde bizzat kendilerinin söylemelerine imkân kalmadığından halka söylemek istedikleri şeyleri bildirmeye birtakım kişileri memur etmişlerdir. Bunlar herhalde en büyük ve ileri gelen kişiler idi. Onlar camilerde ve meydanlarda ortaya çıkar, halkı aydınlatmak ve doğru yolu göstermek için bir şart lâzımdı. O da milletin lideri olan kişinin halka doğruyu söylemesi, halkı dinlemesi ve halkı aldatmaması!

Halkı genel durumdan haberdar etmek son derece önemlidir. Çünkü, her şey açık söylendiği zaman halkın beyni faaliyet halinde bulunacak iyi şeyleri yapacak ve milletin zararına olan şeyleri reddederek şunun veya bunun arkasından gitmeyecektir. Ancak millete ait olan işleri milletten gizli yaptılar. Hutbelerin halkın anlayamayacağı bir lisanda olması ve onların da bugünün gereklerine ve ihtiyaçlarımıza temas etmemesi, Halife ve Padişah sıfatını taşıyan despotların arkasından köle gibi gitmeye mecbur etmek içindi.

Hutbeden amaç halkın aydınlatılması ve ona yol gösterilmesidir, başka şey değildir. Yüz, ikiyüz, hatta bin yıl önceki hutbeleri okumak, insanları cahillik ve çağın gerisinde bırakmak demektir. Hatiplerin normal olarak halkın günlük kullandığı dil ile konuşmaları gereklidir. Geçen yıl Millet Meclisi’nde söylediğim bir nutukta demiştim ki \"Minberler halkın akılları, vicdanları için bir ilim irfan kaynağı, ışık kaynağı olmuştur.\"

Böyle olabilmek için minberlerde söylenecek sözlerin bilinmesi ve anlaşılması, ilim ve fen gerçeklerine uygun olması lazımdır. Hutbeyi verenlerin siyasi olayları, sosyal ve medeni olayları hergün izlemeleri zorunludur. Bunlar bilinmediği takdirde halka yanlış aşılamalar yapılmış olur. Bu nedenle, hutbeler tamamen Türkçe ve günün gereklerine uygun olmalıdır. Ve olacaktır.

vefalı insanlar

axit
Vefalı insanlar Melek gibidir. Görünmez ama gözetirler seni.
Duyulmaz ama bırakmaz seni. Dokunmaz ama korur seni. Haber dahi vermezler ama duasında unutmaz seni. Sıkıntılı Zaman'larda yetişir Hızır (A.S)gibi. Rabbim vefalı dostlara sahip olmayı nasip etsin inşallah.
25 /