confessions

Alangoya

Yazar  · 8 Aralık 2015 Salı

  1. toplam giri 1002
  2. takipçi 15
  3. puan 7154
  4. toplam gelir 5,96 ₺

boğaziçi üniversitesinde afrin zaferi kutlamasının engellenmesi

ccc
Türkiye Cumhuriyeti'ne "işgalci" diyen herhangi bir öğrenci devletin üniversitesinde öğrenciliğe devam edemez. Hiç kimse milletin vergisiyle devlet üniversitesinde teröristlik yapamaz. Millet bıktı artık böyle toplum zararlılarının eğitim masraflarını finanse etmekten.

Olay şöyle

Boğaziçi Üniversitesi'nde terör örgütü PKK yandaşları, Afrin Zaferi sonrası lokum dağıtmak isteyen öğrencilere saldırdı

kurtlar sofrası

axit
ali kınık'ın muhteşem eseri.

Sen bu kurtlar sofrasından
Çıkamazsan ona yanarım
Şerefli bayrağı burca
Dikemezsen ona yanarım

Oy yiğidim, oy civanım
Tüketme umutlarını
Zalimlerin tahtlarını
Yıkamazsan ona yanarım

Bu bir Halk'ın davasıdır
Mazlumların duasıdır
Ve bir elif sevdasıdır
Çekemezsen ona yanarım

Oy yiğidim, oy civanım
Tüketme umutlarını
Zalimlerin tahtlarını

1 mart 2018 afrin'de 8 askerimizin şehit olması

ccc
Yabancı forumlara filan bakıyorum da... Pkklılar sevinç bayram içinde. En az 40-60 terörist öldü, EN AZ. "Yoldaş"larına üzülüp ağlamak yerine şehitlerimize seviniyorlar. Bizim haberlerimizde ölü terörist sayısı bile doğru düzgün geçmiyor, neden? Çünkü 1 şehidimizi onların 1000 leşine değişmeyiz de ondan. Terörizm böyledir işte. Geride bıraktığı leşlere aldırmadan alabildiği 8 canın coşkusuyla zafer sarhoşu olur çünkü onun dünyaya verebileceği yegane şey ölüm ve yıkımdır, bunu başardığında da mutlu olur. İşte kahraman askerlerimizin mücadele ettiği, politikacılarımızın tüm basiretsizliklerine rağmen sınırlarımızdan kendi kanıyla temizlemeye çalıştığı pislik bu. Allah rahmet eylesin. Sevdiklerine sabırlar diliyorum. Keşke geride kalan annelerine, evlatlarına da gözümüz gibi bakabilsek. 2 gün sonra yine bir dallama çıkıp ya dayak atacak ya da 1 liranın lafını yapacak. Selam olsun düğüne gider gibi gidenlere.

senin korkuların benim inceliğim

Sugge
şükrü erbaş'a ait muhteşem bir şiir. mutlaka kendi sesinden dinleyiniz.

Ayrılık ne biliyor musun?
Ne araya yolların girmesi,
Ne kapanan kapılar,
Ne yıldız kayması gecede,
Ne ceplerde tren tarifesi,
Ne de turna katarı gökte.
--------------------------
İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!
--------------------------
İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,
Birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.
Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,
Duvarlara dalıp dalıp gitmesi.
Türküsünü söyleyecek kimsesi kalmamak ayrılık.
---------------------------
Ödünç sesle konuşan bir kalabalık içinde
Kendi sesiyle silinmek.
Birdenbire büyümesi
Gülüşü artık yaprak kıpırdatmayan bir çocuğun.
İnsanın yaşlandıkça kendi kuyusuna düşmesi
Bir kadının yatağına uzanan kül bağlamış bir gövde.
-----------------------------
Saçına rüzgar,
sesine ışık düşürememek kimsenin.
Parmaklarını sözüne pınar edememek
Uzaklarda bir adamın üşümesi
bir kadın dağlara daldıkça.
Işıklı vitrinlere bakmadan geçmek çarşılardan
Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun.
Evlerle sokaklar arasında bir ayrım kalmaması
Ayrılık yağmurdan vazgeçiş, sudan üşüme
Yalnızca gölge vermesi ağaçların
İyiliğin küfre dönmesi ayrılık.
Güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya
Başını alıp gitmek gibi bir geri dönüş
İki adımından birisi insanın, sevincin kundakçısı,
Hüznün arması, süren korkusu inceliğin.
-----------------------------
Ayrılık, o küçük ölüm!
------------------------------
Usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan.
-----------------------------
Şimdi anlıyor musun
gidişinin neden ayrılık olmadığını,
Bir yaprak düşmesi kadar ancak,
acısı ve ağırlığı olduğunu.
Bir toplama işleminin
sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını.
Boşluğa bir boşluk katmadığını,
kar yağdırmadığını yaz ortasında....
---------------------------
Ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından
kalkıp ağzını yıkadığında başlamıştı.
Ben bulutları gösterirken,
“Bulmacanın beş harfli bir yemek sorusuna”
yanıt aramanla halkalanmış,
“Aşkın şarabının ağzını açtım,
yar yüzünden içti murt bende kaldı”
Türküsü tenimde düğümlenirken,
odadan çıkışınla yolunu tutmuş,
Dağlarda öldürülen çocukların
fotoğraflarını kenara itip,
“Bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı?”
Dediğinde varacağı yere varmıştı çoktan.
-----------------------------------
Ne mi yapacağım bundan sonra?
-------------------------------
Ayak izlerimi silmek için
sana gelen yolları tersinden yürüyeceğim önce.
Şiir okumayacağım bir süre,
Hediyelik eşya satan dükkanların
önünden geçmeyeceğim.
Senin için biriktirdiğim yağmur suyunu,
bir gül ağacının dibine dökeceğim.
Yeni bir yanlışlık yapmamak için
telefonlara çıkmayacağım
Ardı kuş resimli aynalar
arayacağım mahalle pazarlarında
Gençliğimi anımsamak için.
Emekli kahvehanelerinde yaşlılarla konuşarak,
Sonumu görmeye çalışacağım.
Fotoğraflarını güneşe koyacağım,
bir an önce solsun diye.
İçinde ay ışığı, iğde kokusu ve begonvil bulunan
Tüm resimleri duvarlardan indireceğim
Mican türküsünü asacağım yerlerine.
Falcı kadınlara inanmayacağım artık
Trafik polislerine adres sormayacağım.
Geleceğe ışık düşüren bir gülüşle
gülmeyeceğim kimseye.
Fesleğenden başka bir çiçek
Koymayacağım penceremin önüne.
Büyük kentlerin varoşlarında çırpınan
Üç milyon yurtsuza evimi açacağım.
Nerde bir kayıp, bir faili meçhul varsa
Bıraktığı acının yanına resmini asacağım.
Şaşırma! Yetimi korumak için
Yeni aşklar bulacağım kendime.
------------------------------------
Ne yapacağımı sanıyorsun ki?
-----------------------------------
Tenin tenime bu kadar sinmişken,
Ömrüm azala azala akarken önümde,
Gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken..
Senin korkularını,
benim inceliğimi doldurup yüreğime,
Bıraktığın boşluğu yonta yonta
binlerce heykelini yapacağım.
2

atatürk'e hakaret eden üniversite öğrencisi

ccc
Karabük Üniversitesi Teknoloji Fakültesi Endüstriyel Tasarım Mühendisliği 3'üncü sınıf öğrencisi S.Z. Instagram hesabında yayınlandığı kinci paylaşımıdır.

Milliyetçilik ayaklar altına alınmadan önce,üniversitelerde milliyetçi gençler vardı Başbuğun kurduğu hareketten bahsediyorum ve bu topluluğun olduğu yerde ne dine ne de Atatürke böyle bişey yapamazdın yemezdi ama şimdi,dini bütün insanımız ya kendisi orta parmağını gösterecek kadarda terbiyeli.

ali ayşe'yi seviyor

angarali
Cümle alem duydu beni
Sen duymadın vicdansız
Ne oldu, oldu artık
Saklaması İmkansız

Çocuklar bile biliyor
Ali Ayşe'yi seviyor
Çocuklar bile söylüyor
Ali Ayşe'yi seviyor

Adımızı yan yana
Ağaçlara kazmışlar
Mahalle allı morlu
Duvarlara yazmışlar

Çocuklar bile biliyor
Ali Ayşe'yi seviyor
Çocuklar bile okuyor
Ali Ayşe'yi seviyor

Varsın olmasın sonumuz
Menekşemiz kurusun
Şu üç günlük dünyada
Koy namımız yürüsün

Çocuklar bile biliyor
Ali Ayşe'yi seviyor
Çocuklar bile söylüyor
Ali Ayşe'yi seviyor.

tsk'nın üniformalara arma takılmasını yasaklaması

ccc
borunuza girsin o armalar. Aşırı milliyetçilikmiş, siz değil aşırısına normaline bile tahammül etmiyorsunuz.
Hdp li bir itcik önerge vermiş.

HDP Grup Başkanvekili Filiz Kerestecioğlu'nun "aşırı milliyetçi semboller kullanan güvenlik güçlerine ilişkin sorular" başlığıyla gündeme getirdiği eski Türkçe yazılı armalara TSK'dan yasak geldi.

Birliklere gönderilen yazıda şu ifadeler yer aldı:

Yapılan kontrollerde bazı personelin eğitim kıyafeti üzerine ilgi yönetmeliğe uygun olmayan sivil piyasadan temin edilmiş aksesuar, teçhizat, yazılı armalar (eski Türkçe yazısı) taktığı tespit edilmiştir.
Kıyafet üzerinde ilgi yönetmelikle belirtilen isimlik, birlik arması,şerit rozet, brove haricinde başka bir aksesuar bulundurulmayacaktır.
Birlik komutanlarınca anılan hususa ilişkin gerekli kontroller yapılacak, sürekli takibi sağlanacaktır.
Emrin tüm personele tebliğ edilerek gerekli tedbirlerin alınmasını.

27 ağustos 2017 vatan şaşmaz'ın ölümü

ccc
Allah ameline gore rahmet eylesin..
tek derdimiz bu olsaydi keşke..
T.C
vatan sasmaz diye aglarken musul ile telaferdekiler vatan da vatan diye agliyor duyan yok gören yok..
90 yillik narkozdan uyaniyoruz diyenler Turkiye'yi narkzdan uyandirmadan masada birakmisdir..

kerkük'ten telafer'e
herkeste var bir yara
siz dertli, biz yarali
kimden istiyağ çara..!!!

memur sözlük yazarlarının itirafları

yakbenivatankurtulsun
Biraz evvel bir kızdan felaket hayat hikayesini dinledim. Ve gerçekten bu memleketin insanından tiksindim. Lanet olası toplumsal kriter ve algıların kölesi olduğumu birkez daha farkettim. Eğer bu toplumsal baskının kölesi olmamış olsaydım, o kıza istediği hayatı verebilirdim, her şeye rağmen. Bu sebeple kendimden de tiksindim. Bazı insanlar gerçekten yaşamamalı.

pülümür yoluna türk bayrağı asan trabzonlu

cayisallama
canını yerim senin.

terör örgütü pkk tarafından sık sık kesilen, vatandaşların bazılarının kaçırıldığı, bazılarının ise katledildiği yolda trabzonlu bir vatandaşımız türk bayrağı asmış. sonrasında örgüt mensupları tarafından ateş açılmış kendisine. asma anını çekerken videoya ateş anı da takılmış.

tomris hatun

yakbenivatankurtulsun
ordusunda çokça kadın asker bulunan, daha çok barışçıl olan tarihin ilk kadın hükümdarı.

tahrikler sonucu perslerle yaptığı savaş sonunda pers imparatoru kiros'un kesik başını kan dolu bir fıçının içine atar ve " hayatında kana doymamıştın, şimdi seni doyuruyorum." der.

türk mitolojisi

yakbenivatankurtulsun
türk mitolojisinde;

dünya bu halini almadan evvel, her yer karanlık ve su idi. ülgen bu su üzerine uçuyordu. konacak bir yer arıyordu. ve semadan bir ses duydu:
-uzat elini, tut onu
ülgen elini uzattı ve bu sözleri tekrarladı, sonra sular altından bir taş çıktı. ülgen bu taş üzerine oturdu ve rahata erdi. artık dünyayı yaratma vakti gelmişti. ama nasıl yaratacaktı ne şekilde. bunu düşünürken sular içinden ak ana çıktı ve ülgen'e :
- eğer bir şeyler yapmak istiyorsan yaptım oldu de, olmadı deme.
dedi. sonra tekrar kayboldu. bu sözler ülgen'in aklından hiç çıkmadı. insanlara da daha sonra şunu söyledi:

-dinleyin, ey insanlar! 'var'ı yok demeyiniz, varlığa yok deyip de, yok olup gitmeyiniz!

sonrasında ülgen yere "ol" dedi yer oldu. göğe "ol" dedi gök oldu. ve küçük dağ tepelerle dünyayı donattı. ülgen altı günde dünyayı yarattı. yedinci gün uyudu. daha sonra uyandı ve bir baktı ki yarattığı dünya değişmişti, yarattığından fazlası vardı. ülgen denizler üzerinde uçmaya koyuldu. ve suyun üzerinde hareketli bir toprak parçası gördü ve onu insan yapmak istedi. ona insan ol dedi ve insan oldu. adına da erlik dedi.


başka bir mitte ise;

yeryüzü su ve karanlıktı. yeryüzünde bir tanrı kayra han bir de başka bir kişi vardı. tanrı bu kişiye suya dalıp toprak çıkarmasını emretti. o kişi su altına indi eline tanrının emrettiği toprağı aldı. biraz ağzına toprak aldı tanrıdan gizli kendine bir yer yaratmak için. su yüzüne çıktı elindeki toprağı su yüzeyine attı büyüdü büyüdü ve yeryüzü oluştu. ama tanrıdan gizlediği ağzındaki toprakta büyümeye başladı. zorluk verdi kaçmaya çalıştı kaçamadı nereye baksa tanrı kayra vardı. sonra kayra han'dan yardım istedi. kayra han'da "ne oldu? dedi. o kişi ondan gizli yer yaratmak istediği için ağzına toprak gizlediğini söyledi. kayra han sinirlendi. at o ağzındaki toprağı dedi. o kişi ağzındaki toprağı tükürdü. yeryüzünde tepeler oluştu. kayra han: "sen bana karşı geldin itaat etmedin günahkar oldun. senin adın erlik olsun. bundan sonra bana inananlar benim halkım, sana inanlar senin halkın olsun. bana inanlar temiz ve ahlaklı olacak güneşi görecek." dedi. sonra kayra han yer yüzünde 9 dallı bir ağaç yarattı. sonra erlik bir ses duydu kayra han'a "bu ses nedir?" diye sordu kayra han " bu benim ulusumdur" dedi. erlik bu ulusun kendine verilmesini istedi ama kayra han vermedi. erlik bu ulusun bulunduğu tarafa doğru gitti. insanları, hayvanları bitkileri görünce şaşırdı, "tanrı bunları nasıl yaratmış ki" dedi kendi kendine. sonra insanların ağacın bir tarafındaki meyveleri yediğini diğer taraftaki meyveleri yemediğini gördü. sonra gitti insanlara sordu " neden bu taraftaki meyveleri yemiyorsunuz" diye. insanoğlu cevap verdi " tanrı bu dokuz dallı ağacın güneşe bakan tarafındaki beş dalından yememizi buyurdu, diğer dört dalı yasak etti. bu yılanı ve köpeği de nöbetçi olarak dikti buraya." dediler. sonra erlik yılanın ağzından girip yılanı ağaca çıkardı ve yasak olan taraftaki meyveden yedirdi. daha sonra törüngey'i buldu eşi eje ileydi. erlik törüngey'e " tanrı sizi kandırmış yiyin bu meyveleri bir şey olmaz" dedi kandırdı. eje ilk olarak meyveyi aldı ve yedi. sonra törüngey'e verdi o da yedi. yemeleriyle birlikte tüyleri döküldü utandılar ve saklandılar. sonar tanrı geldi. " nerdesiniz törüngey, eje" dedi. onlar da "gelemeyiz senin yasak ettiklerini yaptık" dediler. sonra tanrı yılan'a sen erlik'e kötü olanlara uydun insanlarda hep sana kötü davransın" dedi. eje'ye " bundan sonra sen çocuk doğurasın ve bunun sancısını çekesin" dedi. törüngey'e ise " sende kötülerin yolunda oldun, sana 9 kız 9 oğlan veriyorum, bundan sonra ben yaratmayacağım siz üreyeceksiniz" dedi. erlik'e dönerek " neden benim ulusumu kandırdın" dedi. erlik'te " sen vermedin bende kandımdır, hep kandıracağım" dedi. tanrı da onu yerin 3 kat altına gönderdi. ve sonra insanlara "bundan sonra siz yardım etmeyeceğim maytere'yi gönderiyorum o size her şeyi öğretecek" dedi.
sonra maytere insanoğluna alet yapmayı, yemek yapmayı öğretti. erlik maytere'ye yalvardı, tanrıdan affını istemesi için, maytere'de tanrı ile konuştu ve erlik'i affetti. ve erlik göklerde kendi yerini kurdu. daha mangdasire insanların yerde olduğunu erlik'in gökte ve daha kalabalık ve güçlü olduğunu tanrı'ya söyledi. ve savaştı ama yenildi. tanrı'da mangdaşire, ye " zamanı gelince erlik'i yeneceksin şimdi git" dedi. ve tanrı mangdaşire'yi erlik ile savaşa gönderdi ve erlik'in yurdunu tanrının yardımı mangdaşire yerle bir etti. erlik benim yurdum yoktur dedi tanrı'ya. tanrı'da erlik'e " senin yerin yerin altında ateşler içindedir " dedi. erlik'in bir kaç canlı yaratma girşimini de tanrı engelledi.

sonra insanlara döndü. " sizlere yemek verdim, sular verdim; sizler de iyilik yapın , ben göklere döneceğim." dedi. bir kaç öğüt daha verdi ve " ben göklere dönüyorum, zamanı gelince hesap için geri geleceğim, yerime yapkara, mangdaşire veşal-yime kalıyorlar." dedi. ve gitti.
1

15 temmuz darbe girişiminin yıl dönümü programları

ccc
Düşünün ki, ortaokul lise çağlarınız...
bebesiniz yani..
Bu fetö size tırnak atmış, niyeti belli kanınızı emecek..
O bebe ! halinizle bile sizi kandıramamış, bunların nasıl bir şeytan olduğunu görüp resti çekmişsiniz..
Ne kadar adam gibi adam olduğunuz bokunuzdan belli...
Sonuç ?
Sonuç ne olacak, hayatınız kaymış...
peşinizi bırakmamış, cehenneme çevirmişler meslek hayatınızı..
Kumpaslar, oyunlar,iftiralar,kasetler, tayinler, rütbe sökmeler..
Şeytan bu ya, unutmamış sizi, her fırsatta akıtmış zehrini...
Gel gelelim, bir parti iktidar olmuş ve guguk kuşu gibi devletin içinde yavrularının iyice beslenmelerine göz yummuş yada kendi değimleriyle kandırıldık diyerek destek vermiş..
Guguk kuşunun, nursuz riyakar ajan hain olarak beslenip büyüyen yavruları, birgün kandırdıklarıyla ters düşüp darbe yapmaya kalkmış..
İşte o gece o kadar zulme rağmen, bunlar bir zamanlar ortaklık etti benide mahfettiler demeden, yukarda bahsettiğim " bebe " canını ortaya koyarak ilk mücadele edenlerden olmuş..
Yemiş mermiyi yemiş mermiyi...
Hastaneye kaldırılken gözünü açtığında yanına gelen meslektaşlarına beni bırakın görev yerinize gidip savaşın bu hainlerle diyen o "bebe" şimdinin Gazi olan Emniyet Müdürü Mehmet Fatih Eryılmaz ...
Beni bağışlasın teşbihde hata olmaz Aslan parçası...
Ve sen fetöyle mücadele eden ! iktidar , bu Aslan Parçasına sahip çıkmak yerine bir takım yalaka kripto takımıyla 15 Temmuz kutlayacaksın öylemi..
Batsın senin samimiyetin...!!

karanlıkta nüfus sayımı

yakbenivatankurtulsun
Emrah serbes'in bir yazısı. Hikayem paramparça kitabında ve afilifilintalar.com'da mevcuttur.

"Babamın öldüğü gün birine âşık olmuştum. Bazen böyle olur, her şey üst üste gelir. Metrodaydım, boş yerler vardı ama en köşede ayakta duruyordum. Onu düşünüyordum, romantik şeyler değil, bir buluşma ayarlayabilmek gibi pratik şeyler ve kaç istasyon sonra inmem gerektiğini de düşünüyordum diğer yandan. Yirmi bir yaşındaydım o zaman, ama çarklar hep döner, her yaşta döner. Büyük bir kentteysen bir sürü gereksiz şey bilmen lazım yoksa kendini salak gibi hissedersin. Sonuçta inmem gereken istasyonda indim. Eve gittim. Herkesin yüzünde aynı ifade. Ölüm haberi vermek zorunda kalanların yaşamaktan duydukları tatlı utanç. Bunlar çehrelere asılı açık kanıtlardır. İlk insanlardan bu yana incele incele bu hale gelmişlerdir. Bir gün öyle bir dil gelişecek ki tek laf etmeye gerek kalmayacak. Herkesin yüzünden anlaşılacak ne demek istediği. Neden diye sordum, ölüm sebebi yani. Söylediler. Gerçek yaşama sevincini görmek istiyorsanız mezarlıklara gidin, orada gezen insanların yüzlerine bakın.
İhtiyar gassali hatırlıyorum babamı yıkadığı mermerin önünde. Beyaz sakallıydı. Ama rüyalara giren aksakallı dedeler gibi değil, Hemingway gibi. İşini seviyordu ve çok konuşuyordu. Bu tarz işleri yapan adamların fazla konuşmaması gerekir. Ama o bunu takmıyordu. Bir sürü şey sordu. Cevap vermedim. Cevap alamadığı her sorudan sonra ayrı ayrı şaşırıyordu. Büyük bir samimiyetle şaşırıyordu. Konuşulmaması gereken yerler vardır. Çocuklara ve ihtiyarlara anlatamazsın bunu. Hepsi doğal anarşist.
Cenaze günü çok soğuktu. Sonra hep uyumak istedim. Doğal sakinleştirici. Sevdiğiniz biri öldükten sonra yaşama tekrar devam etmek bisiklet kullanmayı öğrenmeye benziyor. Ama yokuş aşağı giden bir bisiklet oluyor bu. Dengeyi sağlamanın tuhaf coşkusundan bahsetmiyorum burada ya da sadece bundan bahsetmiyorum. Kafayı gözü yarmak üzere olmanın korkusundan da bahsediyorum. Ne demek istediğimi sahiden anlıyor musunuz?
Sonra zaman geçti. Zaman hiçbir şeyi düzeltmez. Daha beter de etmez. Zamandan bağımsız şeyler bunlar. Karanlıkta uzanıp bir sigara daha yakmaktan başka bir şey gelmiyordu elimden. Babam öldüğü için değil. Âşık olduğum için değil. 21 yaşında olduğum için değil. Öyle olması gerektiği için.
Sonra biraz içtim ve telefona sarıldım. Bu adil bir şey değil. İki taraf için de. İnsanlar sizin alkollü olduğunuzu anlar ama bellekleri bunu böyle kaydetmez. Çünkü gelen sadece sestir. O sesin üstüne en ayık halinizi yerleştirir bellek. Bellek böyle namussuz bir orospu çorabıdur işte. Sizi üçkâğıda getirmek için elinden gelen her şeyi yapar. Hepimiz yanlış hatıralara sahibiz. Öyle yaşanmadı onlar. Hatıralarını yazan ihtiyarları düşünün, kitabı bitirdikleri zaman öleceklerini bilirler, o yüzden bitiremezler bir türlü, yaşamak için sallamayı sürdürmeleri gerekir.
Onu aradım ve seni seviyorum dedim. Çarklar durdu, yargılama bitti. Hayatımda ilk kez çekip gitmek istemiyorum. Şimdi bile utanıyorum söylediklerimden. Herkesin kalbinin çizildiği bir yer var. Orada görünmez bir duvara çarpıyorsun. Daha öteye gidemiyorsun. Bütün dünyan o çakıldığın yerden uzanabildiğin yere kadar oluyor artık. Benim çakıldığım yer de o günlerde bir yerde işte. Ama tam nerede bilemiyorum. Hiçbir zaman da bilemeyeceğim bunu. Orası beni daha iyi bilecek.
Sonra konuşalım dedi. Sonra konuştuk. Hastanenin karşısındaki otoparkta. Otoparkın bir köşesini oto yıkamacıya çevirmişlerdi diğer köşesini çay bahçesine. Çok amaçlı grotesk bir yer. Ne konuştuğumuzu yazmayacağım. O kadar da değil. Çünkü bunlar özel şeyler. Zaten ben hayatımı anlatmak istemiyorum ki. Yaşadıklarımı düşünerek oradan bir sonuca varmak istiyorum sadece. Sanırım demode bir yazarım. Genellemeleri seviyorum ve noktayı koyduktan sonra ardımda iyi kötü bir anlam bırakmak istiyorum. Artık bunun bir anlamı kalmadığını düşünsem bile böyle yapıyorum. Lanet olsun, öyle alıştım çünkü, nasıl başlarsa öyle gider.
Sonra yine zaman geçti. Zaman geçmesi önemli değildir. Sanırım bundan bahsetmiştik. "O zamanlar bir şeyleri reddetmeye ihtiyacım vardı ve sen tam bunun üstüne geldin," dedi. "O kadar iyiydin ki o zaman. Annem sanki bu yüzden yedi ay daha yaşadı. Ne demek istediğimi sahiden anlıyor musun?" Anlıyordum. İki karışlık mesafede, birbirimizi göremeden uzanmıştık. Kaç kişi olduğumuzu bilemeden uzanmıştık o karanlıkta, yanımızdaki ölülerle beraber uzanmıştık.

Karanlıkta nüfus sayımı şöyle yapılır. Yaşayanlar bir sigara yakar."

deniz gezmiş'in bir suçlu olduğu gerçeği

yakbenivatankurtulsun
geçtiğimiz günlerde karar verdiğim gerçek.

şimdi hayatına bakınca;

-banka soygunu
-adam kaçırma
-adam yaralama
-araba hırsızlığı
-yurtdışında gerilla eğitimi alıp dağa çıkma
-devlet güçleriyle çatışma
vs.

gibi suçları işlediği görüyoruz. ama solcular bu suçların tamamını halkı, davası için yaptı deyip, masum görmekteler. bu suçların tamamını tam aksi fikirli bir adam, yine davası için yapmış olsaydı, faşist olurdu, net. ama bu suçlar için 25 yaşında asılmalı mıydı tabi ki asılmalıydı diyemem, zaten bu işte benim işim değil.

gök girsin kızıl çıksın

yakbenivatankurtulsun
Bir Türk yemini. Eskiden mi kalmıştır, sonradan mi türemiştir bilmiyorum. "Kılıç girsin, kan aksın" manasına anlaşılacağı üzere.

Bir de grup Göktürkler'in böyle bir şarkısı var, yalnız şu modern ilahiler gibi söylüyorlar, hele bir yerinde "Kur'an deva her derde"diye giriyor ki tam ilahi havası.

başbağlar katliamı

angarali
ülkemizde aleviler üzerinden ne kadar oynandığının bir örneği.
Katliamı uzun uzun yazmayacağım. madımak olayından hemen sonra pkk başbağlar da katliam yapıyor. nedeni alevilere bakın sizin öcünüzü biz aldık demek. Biz sizi koruyoruz demek. biz de sol görüşlüyüz siz de demek.

peki ne oldu?

erzincanın, sivasın ve tüm ülkenin alevileri her zaman ki gibi dik durdu. lanet olsun teröre dedi. madımakta canı yanan o insanlar terör terördür diyebildi. ohhh ne iyi olmuş demdedi. yapanların allah belasını versin dedi. Alevilerin bu duruşu her daim vardı. Her daim de var olmuştur. Var olsunlar. sağ olsunlar.

Alevi derken ötekileştiriyoruz ister istemez. bir isim takmak ötekileştirmektir ya hani, işte ben alevi diye ötekileştiriyorum bu insanları bu vatanperver yurttaşları. Beynimde gurur filizleri doğuyor ötekileştirince.

Silahtan,kandan beslenenlere lanet olsun. Kana, teröre dur diyebilen her insan evladına da helal olsun.

Şehit köylülerimizi, insanımızı rahmetle anıyorum.

27 haziran 2017 afrin operasyonu

aberi
3 yiğidimizin aziz ruhuna 3000 köpek leşi almadıkça,
Afrin denen it ini dümdüz olmadıkça içimiz soğumaz. Allah Askerimize güç, bu Millete sabır versin...

TSK, kara kuvvetleri komutanlığı'nın 2226. yıl dönümünü afrin' de pyd'li domuzları avlayarak kutluyor.
Mutluluk paylaştıkça güzel

memur sözlük e-dergisi

imschrolled
yoğun uğraşlar sonucu çıkmış, sosyal medyada yer almış girilerimizin olduğu, el emeği e-dergidir. zamanla bulmaca sayfası, asılsız gazetesi ekleri ile daha kapsamlı olarak yapılabilir. zamanla tüm yazarlarımız eklenecektir. ilk sayı olmasıyla hataları mazur görünüz. sevgiler.

Buradan sayfaları çevirerek ve yakınlaştırarak rahatça okuyabilirsiniz:
Memur Sözlük E-dergi

burada da indirme linki mevcut(.pdf):
ms-e-dergi-001


11

5 haziran 2017 katar krizi

ccc
Şu Katar mevzusuna başka bir pencereden bakalım:
150 yıl önce Türk askerini (atalarımızı) Yemen çöllerinde yitirince :
Yemen bizim neyimize
Şivan düştü evimize
Bak yavrular yetim kaldı
Güvenmeyin beyinize. Ağıtını söyler olduk. "Bey"den kasıt kimdi? Devlet olabilir mi!?...
Anadolu yörükleri Kara Çadır'dan ,
Yemen yolu çukurdandır
Karavanam bakırdandır
Zenginimiz bedel verir
Askerimiz fakir bizim. Ağıtıyla Türkleri yuğa davet edegeldi. Aynı bedel devam etmiyor mu?
67 yıl önce 5000 Türk askerini, "Kışlalar doldu bugün" türküsünde,
Geceler yarim oldu
Ağlamak karım oldu
Her dertten yıkılmazdım
Sebebim zalim oldu. Ağıtıyla Kore'ye uğurladık. Yüzlerce şehit, yetim, dul verdik NATO için. Ağıttaki "zalim"kim dersiniz? Devlet olabilir mi!?..
Hiç düşündük mü? Kıbrıs için neden ağıt yakmadık? Neden yuğ daveti çığırmadık? Çünkü Kıbrıs Türk yurduydu.
Yemen, Kore için çektiklerimizi unuttuk da, Karabağ'daki Türk kıyılırken, Laçin, Kelbecer Ermeni toprağı olurken, Kırım Türkleri Moskof tarafından kırılırken, vatansız bırakılırken, Kerkük'de, Musul'da, Telafer'de, Altunköprü'de, Tuzhurmatu'da, Tazehurmatu'da, Bayır'da, Bucak'da Türkmen "Kavim kardaş nerdesen? " diye haykırırken "Güçlü Ordumuz" olduğunu unuttuk mu? Doğu Türkistan kan ağlıyor, bir ünite kan mı verdik? Batı Trakya Yörükleri'ne "Selanik Türküsü"nden gayri ne söyledik?
Katar'a Türk askeri gönderelim! Öyle mi? Yeni ağıtlar, yeni yuğlar öyle mi? Türk elleri ağlarken Arab'a şenlik öyle mi? Sakın birilerinin milyar dolarcıkları için Türk gençlerinin selasını okuyacak olmayalım!?...

OMÜ Doç. Dr.Yüksel Öner

Hocama çok teşekkür ederim.

türk müzik gruplarının önemli bir kısmının efsane olması

imschrolled
aslında değerlerini bilmediğimizden pek anlamadığımızdır. kimilerinin dağılmaları da onları unutturmuştur maalesef.

aklıma gelen bazıları: kurban, kargo, duman, gripin, mor ve ötesi, pentagram, yüksek sadakat, manga, cemali, bulutsuzluk özlemi, yeni türkü, moğollar, kurtalan ekspres, ayna, çilekeş, baba zula, seksendört, badem, gece yolcuları... hepsinin de akıllarda yer etmiş en az 1-2 sağlam parçası var.