güzel hikayeler

mrmat
Kadının biri, cömert olduğu söylenen yaşlı bir bilgeye gidip:
– Bu şehirde benden fakir insan yok!. demiş. Bana biraz yardım eder misiniz?
Bilge adam, kadının kucağındaki bebeğin bir ipeği andıran yanaklarını okşayıp öptükten sonra:
– Demek fakirsin!. demiş. Hem de çok fakir. Ama karşılıksız yardım yapmak, âdetim değil!. Eğer yardım istiyorsan, çocuğunun parmağını satman gerekir..
Kadın, önce deli olduğunu sanmış bilgenin. Daha sonra da, kötü bir şaka yaptığını… Ama adam ciddî görünüyormuş.
Kadına bir kese altın uzatıp:
– Ayak parmağına da razıyım!. demiş. Zaten cerrah olduğumdan, ona acı çektirmem
Kadın, bütün kanını donduran bu teklif üzerine kaçmayı düşünürken, adam:
– Sadece tırnağını söksem de olur! diye devam etmiş. Biliyorsun zamanla yenisi çıkar.
Kadın, bu ruh hastasına daha fazla dayanamamış. Ve kapıyı çarpıp uzaklaşırken, adam onun arkasından:
– Nasıl bir fakir olduğunu anlayamadım!. diye bağırmış. Kucağındaki hazinenin tırnak kadar bir parçasını, bir kese altına değişmiyorsun!

Bazen o kadar başka şeylere yoğunlaşır ,kafamızdan sürekli olarak o düşünceleri geçiririz ki,elimizde var olan zenginliklerin farkında bile olmayız.
Sağlık gibi.. Evlat gibi. .Ana baba,kardeş gibi…
mrmat
Sultan Murad Han o gün bir hoştur. Telaşeli görünür.
Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer.
Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil.
Veziriazam Siyavus Paşa sorar
:- Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?
- Akşam garip bir rüya gördüm.
- Hayırdır inşallah?..
- Hayır mı şer mi öğreneceğiz.
- Nasıl yani?
- Hazırlan, dışarı çıkıyoruz.
Ve iki molla kılığında çıkarlar yola.
Görünen o ki padişah hâlâ gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir.
Seri, kararlı adımlarla Beyazıt'a çıkar, döner Vefa'ya,Zeyrek'ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır.
Etrafına daha bir dikkatle bakınır.
işte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar.
Sorarlar;
- Kimdir bu? Ahali:
- Aman hocam hiç bulaşma, derler. Ayyaşın mey husun biri işte!..
- Nerden biliyorsunuz?
- Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz.
Bir başkası tafsilata girer;
- Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkardır. Azaplar
Çarşısı'nda çalışır. Nalının hasını yapar...
Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa nerde namlı harcar.
Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem de mimli kadın varsa takar peşine..
Hele yaşlının biri çok öfkelidir.
- isterseniz komşulara sorun, der. Sorun bakalım onu bir
cemaatte gören olmuş mu?..
Hasılı, mahalleli döner ardını gider. Bizim tebdili kıyafet mollalar kalırlar mı ortada!..Tam vezir de toparlanıyordur ki padişah yolunu keser:
- Nereye?
- Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.
- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir şey diyemem...Ama biz gidemeyiz,söyle veya böyle tebamizdir. Defini tamamlasak gerek.
- iyi ya, saraydan birkaç hoca yollar kurtuluruz vebalden.
- Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha.
Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?
- Mollalığa devam... Naaşı kaldırmalıyız en azından.- Aman efendim, nasıl kaldırırız?
- Basbayağı kaldırırız işte.
- Yapmayın etmeyin sultanım, bunun yıkanması paklanması var. Tekfini,telkini...
Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasil hane bulmalıyız.
- şurada bir mahalle mescidi var ama...
- Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin?
- Ne bileyim, Ayasofya'dan Süleymaniye'den, en azından Fatih Camii'nden..
- Ayasofya ile Süleymaniye'de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem.Ama Fatih Camii'ni iyi dedin. Hadi yüklenelim...
Ve gelirler camiye. Vezir sağa sola koşturur, kefen tabut bulur.
Padişah bakır kazanları vurur ocağa... Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki naaş ayan beyan güzelleşir sanki.
Bir nurdur aydınlanır alnında. Yüzü sâkilere benzemez. Hem manâlı bir tebessüm okunur dudaklarında....
Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin de keza... Meçhul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine hayli vardır daha...
Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır.
- Sultanım, der. Yanlış yapıyoruz galiba...
- Nasıl yani?..
- Heyecana kapıldık, sorup soruşturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim bilir belki hanımı vardır, belki yetimleri?..
- Doğru, öyle ya, neyse... Sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim.
Vezir cüzüne, tespihine döner, padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar.
Nitekim sorar soruşturur. Nalıncının evini bulur.Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir.
- Hakkını helal et evladım, der. Belli ki çok yorulmuşsun. Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar. şakaklarına dayar... Ağlar mi? Hayır. Ama gözleri kısılır, hatıralara dalar belki. Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından...
- Biliyor musun oğlum? Diye dertli dertli söylenir...
Bizim efendi bir âlemdi, vesselam... Akşamlara kadar nalın yapar...
Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin;elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya!..
- Niye?
- Ümmeti Muhammed içmesin diye...
- Hayret...
- Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi. Ben sizin zamanınızı satın aldım mı? Aldım, derdi. Öyleyse şimdi dinleseniz gerek... O çeker gider, ben menkıbeler anlatırdım onlara...Mızraklı ilmihal.Hücceti İslam okurdum...
- Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki...
- Milletin ne sandığı umurunda değildi. Hoş, o hep uzak mescitlere giderdi.
Öyle bir imamın arkasında durmalı ki, derdi. Tekbir alırken Kabe'yi görmeli...
- Öyle imam kaç tane kaldı şimdi?
- işte bu yüzden Nişanci'ya, Sofulara uzanırdı ya... Hatta bir gün;
- Bakasın efendi, dedim. Sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek. inan cenazen kalacak ortada...
- Doğru, öyle ya?..
- Kimseye zahmetim olmasın, deyip mezarını kendi kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. iş mezarla bitiyor mu, dedim.
Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?
- Peki o ne dedi?
- Önce uzun uzun güldü, sonra;
- Allah büyüktür hatun, dedi. Hem padişahın işi ne?
piri fani
Vaktiyle bir derviş berbere gidip:
- Vur usturayı berber efendi, der.
Berber dervişin saçlarını kazımaya başlar ve diğer tarafa usturayı vuracakken, mahallenin kabadayısı içeri girer.
Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış tarafına sert bir tokat atarak:
- Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım, diye bağırır.
'Dövene elsiz, sövene dilsiz' olan, halktan gelen her şeyin Hak'tan geldiğine inanan derviş, sabreder. Fakat kabadayının tıraş esnasında da dili durmaz, sürekli alay eder derviş ile: 'Kabak aşağı, kabak yukarı.'
Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkandan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, kontrolden çıkan bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelerek kabadayıyı altına alıp sürükler. Kabadayı oracıkta feci şekilde can verir. Berber dervişe bakar, sorar:
- Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?
Derviş düşünceli bir şekilde cevap verir:
- Vallahi gücenmedim ona. Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki, kabağın da bir sahibi var. O gücenmiş olmalı.
kurmali saat
Adamın biri karısının iyi duymadığını düşünmektedir fakat onu kırmak istemediği için, nasıl yaklaşılması gerektiğini de bilmemektedir. Sorar soruşturur ve şöyle bir yöntem benimser. Karısına önce 40 adım uzaktan seslenir.
"Karıcığım, bu akşam ne yemek var?"
Cevap alamaz. Biraz yaklaşır, mesafeyi 30 adıma indirir ve tekrarlar: "Canım bu akşam yemekte ne var?"
Gene cevap alamaz. Mutfağa biraz daha yaklaşır, aynı soruyu sorar ama hiçbir karşılık alamaz. Sonunda mutfak kapısına gelir ve sorusunu tekrarlar: "Hayatım
bu akşam için ne pişirdin bakalım?"
Karısı cevap verir: "4 keredir aynı şeyi söylüyorum: Tavuk..."
Bu hikâyeden çıkaracağımız bir de ders bulunuyor:
Düşündüğümüz gibi problem, daima karşımızdaki kişilerde olmayabilir.
Zaman zaman kendimize dönelim ve sorunların sebebini biraz da şahsımızda arayalım.
cayisallama
adamın teki trene yetişmeye çalışıyormuş. Elinde de bi çift eldiven varmış. Telaşla birini düşürmüş. trene vardığında bakmış ki eldivenlerin biri yok. Ne yapmış dersiniz;

diğer eldiveni de camdan aşağıya atmış. Eldiveni bulan birisinin bir çift eldiveni olsun diye.
fargo. 10.
bobiler
Vezirler padişahın huzuruna çıkmışlar,
- Padişahım, hazinede para kalmadı. Yeni vergilere ihtiyacımız var, demişler.
Padişah, kavuğunun altından kafasını kaşımış,
- Eeee! Ne vergisi koyalım? demiş..
- Köprülere adam koyalım, geçenden bir akçe alsınlar.
Padişah;
- Tamam, demiş. Aradan bir süre geçtikten sonra sormuş vezirlerine;
- Tepki var mı?
- Hiç bir tepki yok!
- İyi o zaman köprünün diğer tarafına adam koyun, çıkandan da bir akçe alsın! Aradan bir süre geçmiş, Padişah;
- Var mı şikayet?
- Yok! Halkının tepkisizliğine kızan Padişah, gürlemiş:
- Köprülerin ortasına da adam koyun, gelip geçeni becersin!
Aradan birkaç gün geçmiş, halktan bir tepkinin olmamasına içerleyen Padişah, çağırmış vezirlerini,
-Halkı dinleyelim hele bir, demiş gitmişler köye, Padişah sormuş;
- Var mı şikayet? Ses yok. Padişah tekrar;
-Var mı şikayet ? Şikayeti olan söylesin! diye gürleyince arkalardan cılız bir ses duyulmuş;
-Padişahım, o köprünün ortasındaki adam var ya...
- Eeee!, demiş Padişah bir umutla...
- Akşamları çok kalabalık oluyor, sıra uzuyor, eve geç kalıyoruz, bir adam daha koysanız...
axit
Toyota bir serisine özel bir cıvata üretmiş ..
Ekstradan servislere özel anahtar satıyormuş.
Bizim Türk servislerden hiç anahtar alan isteyen çıkmamış. Toyota durumu anlayamamış .. Hemen Turkiye'ye bir teknik uzmanı yollamışlar... Git şu duruma bak Türkler niye anahtar almıyorlar bizden diye.
Uzman geliyor Türkiye'ye.
Bir servise gidiyor . Servise; burda şu seriden arızalı araç yok mu demiş .
Demişler var ..
Araç tamir olurken bizim uzman refakat etmiş nasıl sokecekler o özel cıvatayı diye.
Sıra o özel cıvataya geliyor..
Usta çırağa bağırıyor..
Getir lann şu aq çekicini. Ve tak tak söküyor cıvatayı..
Yerine standart bir cıvata takıyor..
Aracı bitirip indiriyor. Japon uzman dönüyor Toyota merkezine.
Üsleri soruyor ''durum nedir?"..
-Valla Türkler de aq çekici diye bir alet var çözemeyecegi cıvata yok..
Adem Avci
axit
Dünyanın en ünlü kalp doktoru ; Michael De
Bakey' ın arabası bozulmuş, arabasını tamire götürmüş ?..Tamirci
arabasının kaputunu açmış ve dr.Michael De Bakey' e dönerek ; Size
birşey soracağım neredeyse ben ve siz aynı işleri yapıyoruz..Mesela ben
şimdi itina ile kaputu açacağım bir bakışta problemin nerede olduğunu anlayacağım,kapakçıkları temizleyeceğim, gerekirse kabloları, motor yağını
değiştireceğim, hatta çok gerekli ise motoru çıkarıp yerine yenisini
takacağım !..Söylesenize nasıl oluyorda siz milyon dolarlar
kazanıyorsunuz ama ben meteliğe kurşun atıyorum..? Bunun üzerine dr. De
Bakey tamircinin kulağına eğilmiş ve şöyle demiş ; Bunların hepsini
motor çalışıyorken yapmayı denesene...!
ingiliz anahtari
Atatürk Bursa'ya giderken bir kadın;
"Selanik'ten komşunum oğul,tanıdın mı? Sen haberk verdin ama oğlumu Demiryollarına almadılar,nolur yardım et"

Atatürk;
"Bana rağmen mi? Çok iyi yapmışlar.
İşte Cumhuriyet ve beklediğim sonuç!"