edges of the lord

imschrolled
uzun zaman sonra ciddi bir heyecan duyarak izlediğim film. nedeni, yıllar önce çocukken izlediğim bir film olması. "tanrının unuttuğu çocuk (2001)" filmi, yurek bogayevicz tarafından yazıp yönetilen etkileyici bir 2. dünya savaşı anlatısı. çocukların gözünden dönemi ele alan başka filmler olsa da, bu filmin çok farklı yönleri var. koyu bir propagandanın bilincinde olsanız bile etkilemeyi başarıyor...

filmin en kuvvetli yönü fotoğrafik başarısı, bu kadar güçsüz bir dönem, hiç gösterişe kaçmadan ancak bu kadar naif ve duygulara yakın sunulabilirdi. Nedeni de, savaş, faili meçhuller, açlık(son üst arama sahnesinde ceket çıktıktan sonraki yahudi adamın karnı), adaletsiz ortamın ilk unsuru olan güçlünün güçsüzü kırması, ezmesi, intikam isteği ve gece karanlığında gidip gelen trenlerin kattığı baskıyı ancak bu kadar azaltabilirdi yönetmenin çerçeve başarısı ve diğer görsel detaylar... maria ve romek'in bir buğday kabındaki eğlencesi (çocukluk aşkı denilebilir) bu savaş ortamında bulabileceğiniz masal tadındaki nadir anlardan biri... kilisede dağıtılan ekmeğin yuvarlak ve köşeli olma detayı da görsel detaylar arasına bir motif olarak eklenebilir.

filmin ana rengi, ortak rengi, güçsüzlük... nasıl şirinlerin hepsi küçük detaylarıyla hepsi bir mavi renge sahipse, aynı şekilde çocukların üzerinden savaş döneminin anlatıldığı bir filmde, halk, esir, hristiyan, yahudi, alman askeri, din adamı (askerin rahibe emir verip artık domuz yakalayıcısısın demesi), komşu(hain komşu kluba), köy, şehir fark etmeksizin güçsüzlük üzerine kurulu... alman askerleri bile göstermelik güçler ile sıradanlıkla sunulmuş. hatta romek ve vladek arasında küçük çocuk çekişmesine dayalı kavga bile o kadar bitik ve yorgun ki... sonra filmin başında gördüğümüz, dolaba asılı romek'in dayanamayıp düşmesi ve tekrar bunu yapacak mücadele isteğini bulamaması ve vazgeçmesi her şeyi anlatıyor daha en başta. Hatta filme gelen güçsüz son eleştirisini de haklı kılıyor ama durum bu, dönem bu. film güçsüzlük ve buna bağlı kabullenmişlik (4 tane yetişkin yahudinin 1 tane baltalı çocuğa karşı gelememesi) üzerine kurulu. zaten çocukların ana karakter olması bile bu bağlamda bir gösterge olabilir.

çocuk, birebir gelecek temsilidir. çocuk ölüyorsa, gelecek ölmüş anlamına gelir. fiziksel ölüm ve asimile olmak arasında hiçbir fark yok denilmiş öykü boyunca. hatta asimile olmak daha tehlikeli. aslen yahudi olan romek, şans eseri elinde kalan bir silah sayesinde trenden atlayan yahudileri soyduğu sanılır, alman askerleri tarafından. hatta kafasına bir alman subayı şapkası takılır (asimile simgesi) ve bir sonraki sahnede arama yaptırılır. aslında yahudi olan bir çocuk, yahudileri soyar ve para-değerli eşyalarına el koyar. net bir şekilde olmasa da, aradığı 2 kişi (1 erkek, 1 kadın) onun hayatını kurtaran anne-babası mı, izlenimi yaratılmış ve ister istemez insana dokunur... yani kurşuna dizilmemiş ya da toplama kampına gönderilmemiş olsa da romek, kadının ayakkabı topuğundaki bozuk paraya kadar ulaşarak, en ufak bir seçim şansı olmadığından güce boyun eğme anını bize izlettiriyor... bu sırada, filmin aykırı, deli çocuğu tolo ise yahudi olmamasına rağmen son sahnede yahudileri seçiyor. vladek ve romek'in tüm ısrar ve çabalarına rağmen. bu da gösteriyor ki, yahudi olmayan onlarca insan bu aşırılıklar, düzenin kendi kendini sindirmesi yüzünden suçsuz yere hayatlarından olan insanlar... filmin sonunda, "bizi olduğumuz gibi kabul eden, saygı duyarak kibarlıkları ile bize destek olan insanlara teşekkür ederiz" repliği ile sonu yine güçsüz ama naif bir şekilde bağlıyor yönetmen...

sonuca geldiğimizde, savaş tüm tarafları için yıkıcıdır, herkesi güçsüzleştirir. çocuklardan başlayarak geleceğin yok edilmesi anlamına gelir. karşı tarafı yok ediyor sanarken aslında her açıdan kendi insanımızı yok ettiğimizi fanatik körlük nedeniyle fark edemeyiz ve nihayetinde geri dönülemez sonuçlar doğurur.
çok uzattık, sevgiler...
bu başlıktaki tüm girileri gör